Modern Sistem, Tüketim Kültürü ve Tatminsizlik Ekonomisi
Bu serinin ilk iki yazısında yüksek enflasyonun tüketim davranışlarını nasıl değiştirdiğini ve tasarruf kültüründeki aşınmanın nedenlerini ele aldık.
Ancak meselenin bir boyutu daha var.
Belki de en görünmeyen boyutu.
Modern ekonomik düzen yalnızca üretim üzerine kurulu değildir.
Aynı zamanda tüketimin sürekli devam etmesini gerektirir.
Çünkü üretim devam edecekse, üretilen malların da satın alınması gerekir.
Bu nedenle modern sistem yalnızca ürün üretmez.
Aynı zamanda arzu üretir.
Tüketim yavaşladığında büyüme yavaşlar.
Bu yüzden sistem, bireylere sürekli yeni ihtiyaçlar sunar.
Daha yeni bir telefon.
Daha büyük bir ev.
Daha lüks bir araç.
Daha gösterişli bir yaşam.
Böylece ihtiyaç ile arzu arasındaki sınır giderek belirsizleşir.
Modern kapitalist ekonomi yalnızca mal üretmez; aynı zamanda sistemli bir tatminsizlik de üretir.
İnsan neye sahip olursa olsun, ona bir üst basamağın eksik olduğu hissettirilir.
Bu noktada reklamlar, sosyal medya platformları, influencer ekonomisi ve markalar önemli bir rol üstlenir.
Artık yalnızca ürün satılmıyor.
Duygu satılıyor.
Statü satılıyor.
Kimlik satılıyor.
İnsanlar çoğu zaman bir ürünü ihtiyacı olduğu için değil, temsil ettiği anlam nedeniyle satın alıyor.
Sosyal medya bu süreci daha da hızlandırıyor.
Çünkü insanlar artık sadece ürünleri değil, başkalarının hayat tarzlarını da tüketiyor.
Sürekli sergilenen başarı hikâyeleri, tatiller, lüks yaşamlar ve gösterişli tüketim örnekleri bireylerde eksiklik hissini besliyor.
Başkalarının hayatını izleyen insan, kendi hayatını eksik görmeye başlıyor.
Tüketim iştahının önemli bir bölümü de işte bu görünmez psikolojik mekanizmalardan besleniyor.
Modern ekonominin bu sistemi ayakta tutan bir başka aracı ise kredi mekanizmasıdır.
Bugün birçok insan yalnızca mevcut gelirini değil, gelecekte kazanacağını düşündüğü geliri de harcıyor.
Kredi kartları, taksit sistemleri ve çeşitli finansman modelleri sayesinde geleceğin geliri bugünün tüketimine dönüşüyor.
Bu durum kısa vadede ekonomik canlılık sağlayabilir.
Ancak uzun vadede borç yükünü artırırken tasarruf kapasitesini azaltıyor.
Aslında modern tüketim düzeninin temel mantığı da burada yatıyor:
Henüz kazanılmamış gelirlerin bugünden harcanması.
Fakat bütün bu süreç bize önemli bir soru sorduruyor:
Tüketim arttıkça mutluluk da artıyor mu?
Modern dünyanın en büyük paradokslarından biri budur.
Tarih boyunca hiçbir toplum bugünkü kadar fazla ürüne, hizmete ve tüketim imkânına sahip olmadı.
Ancak aynı zamanda insanlar hiç olmadığı kadar yoğun stres, kaygı ve tatminsizlik hissediyor.
Çünkü tüketim ihtiyaçları karşılayabilir.
Ama anlam duygusunu, aidiyeti ve iç huzuru tek başına üretemez.
Bu yüzden sürekli tüketen fakat bir türlü tatmin olamayan birey modeli giderek yaygınlaşıyor.
Bu üç yazılık serinin sonunda şunu söyleyebiliriz:
Bugün Türkiye’de yüksek seyreden tüketim iştahı, insanların zenginleştiğinin göstergesi değildir.
Bu tablo; enflasyon beklentilerinin, geleceğe ilişkin belirsizliklerin, tasarruf kültüründeki aşınmanın, ulaşılması zorlaşan hayat hedeflerinin, kredi sisteminin ve modern tüketim kültürünün birlikte ürettiği çok katmanlı bir sonuçtur.
İnsanlar yalnızca ihtiyaçlarını karşılamak için harcamıyor.
Bir kısmı enflasyondan kaçmak için.
Bir kısmı geleceğe dair umutlarını kaybettiği için.
Bir kısmı ulaşamayacağını düşündüğü hedeflerin oluşturduğu umutsuzluğu bastırmak için.
Bir kısmı da modern sistemin sürekli yeniden ürettiği arzuların peşinden gittiği için tüketiyor.
Bu nedenle tüketim iştahı meselesi sadece ekonomik bir mesele değildir.
Aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel bir meseledir.
Belki de en temelde bir güven ve umut meselesidir.
Çünkü bir toplumun gücü ne kadar tükettiğiyle değil ne kadar üretebildiğiyle ölçülür.
Kalıcı refah; tüketimle değil, üretimle, tasarrufla, yatırımla ve geleceğe duyulan güvenle inşa edilir.
Tüketim iştahını anlamak için insanların ne satın aldığına değil, neden satın aldığına bakmak gerekir.
Dr. Murat Ergüven / TİMETURK