$

Dolar

45,4222

Euro

53,5619

£

Sterlin

61,9109

Frank

58,4133

Gram Altın

6.906,3500

Bitcoin

3.715.801

$

Dolar

45,4222

Euro

53,5619

£

Sterlin

61,9109

Frank

58,4133

Gram Altın

6.906,3500

Bitcoin

3.715.801

Makale 12.05.2026 4 dk okuma

“Anne”

Paylaş:

“Ana Başta Taç İmiş Her Dede İlaç İmiş
Bir Evlat Pir Olsa Da Anaya Muhtaç İmiş…”
— Yunus Emre

İnsan ne kadar büyürse büyüsün, bazı acılar karşısında küçülüyor…

Çocukken düştüğümüzde nasıl “Anne!” diye bağırıyorsak, yıllar sonra hayat omuzlarımıza çöktüğünde de dudaklarımızdan yine aynı kelime dökülüyor: “Anne…”

Ne tuhaf değil mi?

Yaş alıyoruz…
Saçlarımız beyazlıyor…
Hayat bizi güçlendiriyor sanıyoruz…
Ama içimiz gerçekten acıdığında hâlâ annemizin sesine ihtiyaç duyuyoruz.

Çünkü anne; insanın ilk sığınağıdır.
Korkunca aklına gelen ilk limandır.
Yorulduğunda özlediği ilk sestir.

Anneler Günü bazı insanlar için neden bu kadar ağır geçer biliyor musunuz?

Çünkü insan, bazı şeylerin kıymetini hep geç anlıyor.

Bir anne; sofrada en küçük lokmayı kendine ayırandır.
Gece herkes uyuduktan sonra bile evladını düşünmeye devam edendir.
Kendi içi paramparça olsa da “Ben iyiyim” diyebilendir.

Ve ne güzel söylenmiş:

“Bir evde anne varsa önce bayat ekmekler yenir… Eğer anne yoksa o ekmeklerin hepsi bayattır.”

Çünkü anne, evin yalnızca insanı değil; huzurudur.
Onun olduğu yerde çayın tadı başka olur.
Bir odanın ışığı bile daha sıcak görünür.
Ev dediğin şey bazen dört duvar değil, annenin sesidir.

Peki insan bunu ne zaman fark ediyor?

Kapıyı açınca “Hoş geldin evladım” diyen kimse kalmadığında…
Telefon rehberindeki o isim artık cevap vermediğinde…
Bayram sabahları eskisi gibi kokmadığında…

İşte insanın içindeki eksiklik o zaman başlıyor.

 Bazı pişmanlıklar vardır ki, mezar taşından başka gidecek yeri kalmaz.

“Biraz daha yanında otursaydım…”
“Bir kez daha sarılsaydım…”
“Son konuşmamızda sesimi yükseltmeseydim…”

Ama hayat, geri dönüşü olmayan bir yol bazen.

Anneler Günü’nde alınan çiçekler güzel…
Ama bir annenin asıl istediği şey; evladının sevgisini hayattayken hissedebilmek.

Çünkü insan toprağın başına gidince anlıyor her şeyi.

Dünyanın en pahalı hediyeleri bile bir annenin yokluğunu doldurmuyor.
Kalabalık sofralar kuruluyor ama bir sandalye hep boş kalıyor.
İnsan gülüyor… konuşuyor… yaşamaya devam ediyor belki…
Ama içinin bir yeri hep eksik kalıyor.

Sonra yıllar geçiyor…

Bir şarkıda sesi geliyor aklına.
Bir yemekte kokusu…
Bir cümlede şefkati…

İnsan zamanla anlıyor ki; bazı acılar geçmiyor.

Çünkü anne dediğin şey, öldüğünde toprağa gitmiyor aslında…
Evladının içinde, ömrü boyunca kanayan bir yaraya dönüşüyor.

Sonunda geriye ne kalıyor biliyor musunuz?

Bir avuç hatıra…
Soğuk bir mezar taşı…

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı