Dolar

43,2758

Euro

50,4412

Altın

6.499,20

Bist

12.747,88

Sınırın Ötesinde Güvenlik Arayışı: Türkiye – Suriye – Irak Üçgeni

2 Saat Önce Güncellendi

2026-01-20 00:00:06

Anıl Uğur

Türkiye'nin Suriye ve Irak'ı kapsayan dış politikası, son yirmi yılda güvenlik kaygılarıve bölgesel istikrar arayışları ekseninde şekillenmiştir. 2011'de Suriye iç savaşının da başlamasıyla birlikte Türkiye, sınır ötesi tehditi dış politikasının merkezinde konumlandırmıştır. Dolayısıyla PKK'nın uzantısı olarak gördüğü PYD/YPG'ye yönelik stratejik endişeler Türkiye'nin Suriye politikasında belirleyici faktör olmuştur. PKK/PYD'nin terör örgütü olarak değerlendirilmesi Türkiye'nin ulusal güvenlik algısında temel bir yer tuttuğu gibi ulusal güvenliğini sağlamak amacıyla askeri operasyonlar düzenlemiştir.

Öte yandan Türkiye'nin Suriye politikasına bakıldığında birçok kırılma noktaları vardır. 1990'ların sonundan bu zamana kadar önemli evrelerden geçmiştir. 1998 Adana Mutabakatı sonrası Suriye ile ilişkiler kısa süreli normalleşmeye doğru evrilmiş olsa bile 2011'de iç savaş başlayınca Türkiye'nin tutumu muhalif gruplara destek vererek Esad rejimine karşı konumlanmıştır diyebiliriz. Bu yaklaşım zamanla normalleşme adımlarına evrilmiştir, hatta yakın dönemde Türkiye ile Suriye arasında istikrar arayışları dahi gündeme gelmiştir.

ABD'nin Suriye'deki politikası, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini bir noktada gerginleştirmiştir. ABD, YPG'yi IŞİD'e karşı mücadelede “etkili yerel güç” olarak tanımlamış ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında desteklemiştir. Türkiye ise PYD/YPG'yi PKK'nın uzantısı olarak görüyor ve bu desteği ulusal güvenliğe doğrudan tehdit olarak algılaması Türkiye ve ABD arasında gerilim yaratmış ve iki aktörün ilişkilerinde güven bunalımına neden olmuştur. ABD'nin çekileceğine dair yeşil ışık yakmasına rağmen bölgedeki arta kalan varlığı, Türkiye'nin stratejik öncelikleriyle büyük oranda ters düşmektedir.

Rusya'nın ise Suriye'deki rolü farklı bir gerçeklik taşımaktadır. Rusya takdir edilir ki, 2015'ten beri Esad rejimini askeri ve diplomatik olarak destekleyerek Suriye'de kalıcı bir etki alanı oluşturmuştur. Bu neticede Türkiye ile Rusya arasında Suriye bağlamındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, zaman zaman sahada taban tabana zıt bir politik süreci gözlemlemiş olsak da diğer yandan Astana Süreci gibi platformlarda iş birliği de gerçekleşmiştir. Ve bu durum Türkiye'nin Batı ile gerilim yaşadığı alanlarda farklı bir penceren bakıldığında Rusya ile denge politikaları geliştirmesine yol açtığını söylemek mümkün.

Türkiye'nin Irak ile ilişkilerde ise hem iş birliği alanları hem de çatışma alanları mevcut olduğunu söylemek doğru olacaktır. Türkiye güvenlik kaygısı ve PKK'nın Kuzey Irak'taki pozisyonuna karşı askeri operasyonlar gerçekleştirmiştir. Bu operasyonlar Irak hükümeti tarafından egemenliğe saldırı olarak nitelendirilse de Türkiye ise PKK'nın Irak kuzeyinden Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit ettiğini vurgulamıştır. Diğer bir yandan ise son dönemde dünya iklim krizinin de kapıda olduğunu kabul edecek olursak Türkiye, su yönetimi, ekonomik iş birliği alanlarında ilerlemeler kaydetmiştir. Tigris ve Fırat gibi su kaynaklarının ortak yönetimi konusunda taslak anlaşmalar üzerinde hala durulmaktadır. Bu gelişme, iki aktör arasında güven artırıcı önlemlerin de mümkün olduğunu gündeme getirmektedir.

Öte yandan Türkiye'nin mülteci politikası da önemli bir dış politik hamle olarak nitelendirilebilir. Suriye iç savaşı sonrası milyonlarca Suriyeli mülteci Türkiye'ye gelmiş ve burada yaşamaya başlamıştır. Bu durum hem iç politikayı hem de dış politikayı doğrudan etkilemektedir. Türkiye'nin Suriye'de istikrarı sağlamaya odaklanmasının en elzem sebebi ise mültecilerin geri dönüşünü desteklemek maksadıyla olmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında Türkiye, ABD ile PYD/YPG konusundaki güven problemlerini ortadan kaldırmak veyahut en aza indirmek için NATO içerisinde ortak güvenlik mekanizmaları konusunda geliştirebilecekleri bir alan yaratmalıdır. Öte yandan Rusya ile Suriye'de istikrarı sağlamak ve geri dönüş süreçlerini daha sağlıklı yönetebilmek adına iş birliği alanlarını daha da kuvvetlendirip çeşitlendirmelidir. Irak tarafında ise su kaynaklarının yönetebilmek ve ekonomik ortaklığı öne çıkaracak iş birlikleri oluşturularak sınır güvenliği kapasitesini arttırmayı hedeflemelidir. Bütün bu parametreler hassas bir şekilde inşaa edilebilirse bölgesel ve küresel varlıkların daha görünür hale gelebileceği kaçınılmazdır. Nitekim bu durum bölgedeki tek etkin aktörün Türkiye olmadığı gibi ABD ve Rusya'nın da elini taşın altına koymasını gerektirmektedir. Türkiye'nin bu noktada taviz veremeyeceği gerçeğini göz önüne alarak masaya oturulmalıdır. Aksi halde Türkiye'nin hem sınır güvenliği hem de ulusal güvenliği konusundaki soru işaretleri giderek artacaktır.

Anıl Uğur \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Melissa Vargas'tan o görüntüyle ilgili açıklama

Haber Ara