Topkapı Sarayı’nı aratmayacak ölçüde haşmetli, görkemiyle insanı büyüleyen ve Anadolu’nun en nadide miraslarından biri olan İshak Paşa Sarayı…
Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde, dağların arasında adeta zamana meydan okuyan bir ihtişamla yükseliyor. Geçtiğimiz hafta yolumuz Ağrı’ya düştüğünde, zihnimizdeki ilk durak hiç şüphesiz burasıydı.1685 yılında temelleri atılan ve 1784 yılında tamamlanan saray, yalnızca bir yapı değil; bir medeniyetin izlerini taşıyan büyük bir kompleks. İçerisinde cami, türbe, kütüphane, mahzenler, koğuşlar, harem ve selamlık bölümleriyle adeta küçük bir şehir niteliğinde.

Osmanlı döneminde inşa edilmiş olmasına rağmen, sarayın mimarisinde tek bir üsluba bağlı kalınmadığı açıkça görülüyor. Selçuklu mimarisinin güçlü etkisinin yanı sıra; barok, gotik, rokoko ve ampir gibi Batı kökenli sanat akımlarının izleri de bu eşsiz yapıya ustalıkla işlenmiş ki gezerken hayran olmamak elde değil adeta. 99 yıl süren inşa süreciyle de dikkat çeken sarayın yapımına Çıldır Atabeklerinden Çolak Abdi Paşa öncülük etmiş, aynı soydan gelen Küçük İshak Paşa döneminde tamamlanmış. Bu uzun süreç, sarayın mimari zenginliğini ve çok katmanlı karakterini daha da anlamlı kılıyor. Her biri farklı süslemelerle bezenmiş taç kapılar, taş işçiliğinin zirve noktalarından biri olarak ziyaretçilerini karşılıyor. Geometrik ve bitkisel motiflerin ustalıkla işlendiği detaylar; Türk sanatının yanı sıra İran, Gürcistan, Ahıska ve Kafkasya’nın kültürel izlerini de taşıyor. Sosyal medya için fotoğraf çektirmek isteyen ziyaretçiler, özellikle taç kapılarda uzun uzun poz veriyor. Yılda ortalama 300 bin ziyaretçiyi ağırlayan İshak Paşa Sarayı, Ani Harabeleri’nden bile daha fazla ilgi görüyor. 2000 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan İshak Paşa Sarayı, yalnızca bir yapı değil; Anadolu’nun kültürel hafızasının taşlara kazınmış hali mutlaka görülmesi gereken özel bir yer.
Sessizliğin İçindeki Gizem Hamur Kümbeti

Ağrı rotamızın bir diğer dikkat çekici durağı ise Hamur Kümbeti oldu. Hamur ilçe merkezinin kuzeydoğusunda, vadiye hakim bir noktada, mezarlığın ortasında yer alan bu yapı, ilk bakışta bile alışılmış türbe mimarisinden farklı olduğunu hissettiriyor. Ne zaman ve kim tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmeyen Hamur Kümbeti, Türk-İslam türbe mimarisinde benzerine rastlanmayan özgün bir örnek. Uzaktan bakıldığında büyük bir sandukayı andıran yapının tamamında düzgün kesme taş kullanılmış. Kirli beyaz tüf taşının hâkim olduğu yapı, siyah bazalt kuşaklarla hareketlendirilmiş. Bu malzeme kullanımı, Doğubayazıt’taki İshak Paşa Sarayı ile de dikkat çekici bir benzerlik gösteriyor. Kapısının kapalı olması nedeniyle içini ziyaret edemesek de, dışarıdan bile hissedilen o gizemli atmosfer, burayı unutulmaz kılıyor.
Kültürün Ritmi İstanbul’da Mum Işığında Konserler

Bu haftaki yazımı, ruhumuza iyi gelen bir detayla tamamlamak istiyorum. Son yıllarda özellikle mum ışığı eşliğinde düzenlenen konserler, sanatseverler için bambaşka bir deneyim sunuyor. Tarihi yapılar, kiliseler ve müzelerde gerçekleşen bu etkinlikler, müziği yalnızca dinlenen değil, hissedilen bir yolculuğa dönüştürüyor. İstanbul’un kültür-sanat anlamında neden bir başkent olduğunu hatırlatan bu organizasyonlardan birinde, geçtiğimiz hafta biz de yerimizi aldık.

Candela konser serileri kapsamında, piyanist Fırat Akarcalı’yı dinleme fırsatı bulduk. Beyoğlu’nun kalbinde yer alan Kastel, büyüleyici atmosferiyle bu özel geceye ev sahipliği yaptı. Mum ışığının yarattığı o sıcak ambiyans ve piyano notalarının zarafeti birleşince, ortaya unutulmaz bir deneyim çıktı. Eşsiz müziklerin ruhunuza iyi geldi güzel rotalarınız daim olsun…