İngilizler ’in son Osmanlı Meclisi olan Mebusan Meclisi’ni dağıtmaları sonrasında Meclis’in Ankara’da açılması kaçınılmaz hale gelmişti. Meclis-i Mebusan’ın bıraktığı yerden ve aynı ülkü (Misakı Milli) doğrultusunda mücadeleye Ankara’da devam edilecekti.
Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılışı 22 Nisan’da gerçekleştirilecekti, ancak kutsal bir günde bu açılışın gerçekleşmesi maksadıyla 23 Nisan Cuma günü cuma namazından sonraya alındı. Açılış töreniyle ilgili olarak Mustafa Kemal, Heyet-i Temsiliye adına genelge yayınladı. Bu genelgede şunlar yer almaktaydı:
1) 23 Nisan Cuma günü namazdan sonra BMM açılacaktır.
2) Vatanın istiklali ve hilafet ve saltanatın kurtarılması gibi önemli amaçla toplanacak TBMM’nin cuma günü açılmasının nedeni bugünün kutsiyetinden istifade etmektir. Bütün mebuslar birlikte cuma namazını Hacı Bayram-ı Veli camiinde kılacaklar ve böylece namazın ve Kur’an’ın nurundan da faydalanılacaktır. Namaz sonrasında Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif taşınarak Daire-i Mahsusa’ya TBMM’nin uzun zaman faaliyetini yürüttüğü bina) gidilecek. Binaya girilmeden kurbanlar kesilecek ve dualar okunacaktır.
3) Bugünün kutsallığını teyit amacıyla bugünden itibaren her gün şehir merkezinde hatim ve Buhari-i Şerif okunacaktır.
4) Vatanın her yerinde bugünden itibaren Buhari ve hatim okunacaktır. Cuma günü (23 Nisan) ezandan önce minarelerden salâvatlar getirilecek ve hutbelerde halifemiz ve padişahımızın namı anılacak ve bütün halkıyla birlikte kurtuluşu için dualar edilecektir.
TBMM’nin 23 Nisan Cuma günü açılmasının nedeni halkın desteğini ve katılımını sağlamaktı. Meclis dini bir merasimle açıldı. O zamanki Damat Ferit Hükümeti’nin şeyhülislamı olan Dürrizade’nin vermiş olduğu fetvalarda Milli Hareket “asi” bir hareket olarak nitelendiriliyordu. Meclisin cuma günü açılmasıyla bu fetvayı etkisiz kılmak amaçlanmıştı.
Şevket Süreyya Aydemir “Tek Adam” (Cilt: II) başlıklı kitapta 23 Nisan 1920’de Meclis’in açılışını şu şekilde aktarmaktadır:
“Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı kılınır. Dualar okunduktan sonra camiin dışında bir alay düzenlenir. Alayın önünde Hacı Bayram Camiinin, üzerinde kutsal ayetler yazılı koyu renkli sancağı taşınır. Sancağın ardında, heybetli bir zat olan Sinop Mebusu Hoca Abdurrahman Efendi, başının üzerinde yeşil örtülü bir rahleyle yürür. Rahlenin üzerinde Kur’an-ı Kerim ve Lihye-i Sadet (Peygamberin sakalından tel) vardır. İki tarafta bir manga asker vardır. Sonra ulema, şeyhler, sarıklı, kalpaklı, fesli mebuslar, ileri gelen idare adamlarıyla yüksek rütbeli askerler, Hacı bayram Camiinden Millet Meclisinin açılacağı binaya doğru ilerler… Meclisin önüne varılınca üç kurban daha kesilir. Cemaatin âmin sesleri, tekbir ve niyaz avazeleriyle meydan uğuldar… Meclise girilince; Hacı bayram sancağı, kürsünün arkasına yerleştirilir. Kur’an-ı Kerim’le Sakal-ı Şerif de Meclis kürsüsü üzerine konulur. Sonra hatim duaları ve Buhari-i Şerif okunur. Yeniden dualar başlar. Tekbirler getirilir”.
23 Nisan törenlerinin içeriği ile ilgili tartışmalarda benim yaklaşımım çok net olmuştur: İlk açılışta nasıl bir ruh hali ve törenler yapıldıysa her yıl aynı ruh ve anlayışla törenler yapılmalıydı. Meclis’in açılışı Batılı anlamda bir tören olmanın ötesinde İslami bir mücadelenin ve ruhun yeniden dirilişini ortaya koymalıydı.
Yıllardır hayalini kurduğum anma programı yolunda önemli bir adımın bu yıl atıldığını görmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in 24 Nisan’da Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra öğrenciler ve geniş halk katılımı ile Mehter Marşı eşliğinde 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yürümesi oldukça duygu dolu ve anlamlıydı. Öğrencilerin, o günkü Mebusların giyindikleri tarza yakın giyinmiş olmalarını da kıymetli buluyorum. Meclis binasının önünde bir öğrencinin dua okuması ise bu işin zirvesiydi.
Emeği geçenlere gönülden teşekkür ederim.
Her yıl 23 Nisan programları ilk günkü ruh ve içerikle yapılmalıdır. İlk adım atılmıştır; gerisi daha kolay olacaktır.
Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK