Yemenli aktivist Galip Sofan Timeturk için yazdı: Evet … Türk müdahalesini bekliyoruz

Yemenli aktivist Galip Sofan Türkiye'nin Yemen'e olası müdahalesini kaleme aldı.

2020-05-31 22:37:44

Yemenli aktivist Sofan'un 29 Mayıs 2020 tarihli yasında, Yemen halkının daha öncesinde Yemen'i İngilizlerden kurtaran Osmanlı gibi şimdide Türkiye'nin Yemen'e destek vermesini beklediklerini yazdı.

İşte Yemenli aktivist Galip Sofan'ın konuya ilişkin yazısı;

18 Nisan'da (Diriliş Postası) gazetesinde Türk yazar İsmail Yaşa'ya ait Yemen'e müdahale etmesi için Türk hükümetine çağrı yapan “Yemen Bizi Bekliyor” başlıklı önemli bir makale okudum.

Gerçek şu ki bu görüş, Yemene müdahalenin duyurulduğu 26 Mart 2015 yılından bu yana “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu” tarafından uygulanan saçma siyasetin gölgesinde, kardeşleri ve komşuları tarafından ihanete uğramış, bölünme ve büyük çöküş tehdidi altında olan Arap ve Müslüman halkın geleceği konusunda endişe eden Türk yazarın kişisel görüşü değildir.

Herkesin bildiği şey, Riyad ve Abu Dabi liderliğindeki koalisyonun dünyaya duyurduğu ana hedef,  21 Eylül 2014 yılında Husilerin gerçekleştirdiği silahlı darbeyi sona erdirmek, Yemen ve körfez ülkeleri için aynı derecede tehdit oluşturan askeri nüfuzunu frenlemek ve meşruiyeti yeniden sağlamaktı. Fakat bu hedef şu ana kadar gerçekleşmedi. Çünkü Husiler hala San'a ve diğer şehirleri kontrol altında tutmaya devam ediyorlar ve farklı cephelerde şiddetli çatışmalara giriyorlar. Ve hala Yemen Cumhurbaşkanı birçok devlet adamı ile birlikte Riyad'da ev hapsinde. Diğer yandan başbakan görevlerini yerine getirmek için geçici başkent ilan edilen Aden'de kalamıyor.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası örgütlerin açıklamalarına göre, koalisyon güçleri için öngörülen şey savaş halini sürdürmek, meşru otoritenin yanında milislerden silahlı bir cephe oluşturmak ve böylece ülkeyi bölünme ve yıkımın eşiğine sürükleyerek dünyanın şahit olduğu en büyük insanlık krizini meydana getirmektir.

Geçen zaman, kardeş ve komşu ülkelerin, koalisyon güçlerinin ülkeye gelmesiyle iyice derinleşen iç savaş ve kaosu fırsat bilerek Yemen'in petrol ve gaz yataklarını, yemen adalarını, limanlar ve sınır kapılarının kontrolünü ele geçirme hedeflerinin olduğunu ortaya çıkardığı gibi Husilerle çözüm süreci de bir sonraki duyuruya kadar ertelenmiştir.

Koalisyon güçleri, hata ile oldu diyerek defalarca askeri alanları vurup komutanları tasfiye etmiş,  pek çok şehirde masum sivilleri vurarak ihlaller ve hukuksuzluklar yapmıştır.  Yemen askerinin ülkeyi kurtarma operasyonlarını engellemiş, askerin ilerlemesine mani olmuş, ilerlediği durumda bombalamakla tehdit etmiş, sonuncusu 29 Ağustos 2019'da Abyan şehrinin Şakra mıntıkasında gerçekleşen ve 300'den fazla askerin ölümü ile sonuçlanan bombalama eylemleri gerçekleştirmiştir. Yemenlilerin ne komşu ülkelerdeki kardeşlerine iyi niyet beslemeleri, ne de koalisyon güçlerinin bu tecavüz ve ihlallerine sabretmeleri onlara bir şey sağlamamıştır.

Gerçek şu ki, meşru hükümetin zayıflığına ek olarak, uluslararası toplumun göz yumması ve bazı büyük devletlerin silah anlaşmaları karşılığında sessiz kalmaları Suudi Arabistan'ı  Yemen sahnesini kontrol altında tutmaya yöneltmiştir. Bu durum Riyad yönetiminin, “komşu ülkeleri kendisine bağımlı kılma ve Yemenlilerin büyük devlet kurma hayaline izin vermeme” eğilimi ile uyumludur. Eski rejime karşı darbe yapma sebepleri de budur.

 Bugün artık Yemen sahnesindeki egoist ve kısır çekişmeler ne Yemenliler ne de başkası tarafından makbul görülmemektedir. Özellikle koalisyon güçlerinin Yemen'in geleceği konusundaki siyaseti abes ve anlamsız bir noktaya gelmiştir. Yemen'in birlik ve istikrarını tehdit etmektedir. Zaten savaşlarla yorulmuş bir ülkenin daha fazla yıkım ve abesliklere tahammülü yoktur. Barış ve istikrarı sağlamak bölgede barış ve güvenliğin sağlanması için şart olmuştur.

Koalisyon güçlerinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi, politikalarının barışa ve Yemen sorunlarının çözümüne hizmet etmemesi, servet ve limanlarımızı kontrol altına alarak sömürgeci bir karakter taşıması gibi sebeplerle,  bugün Yemen halkı olarak uluslararası ve bölgesel güçlerden uygun gördüklerimizden yardım istemek hakkımız olduğu gibi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin uygulamış oldukları saçmalıklara karşı sesimizi yükseltip gidişatın düzeltilmesini istemek, ya da Yemen'den ellerini eteklerini çekip en hızlı şekilde ülkemizi terk etmelerini istemek de hakkımızdır.

21111

Müdahale etmesi gereken veya yardımı istenilecek ülkenin yapısına gelince, başarılı müdahaleleriyle bölgede dengeleri yeniden tesis etmiş olması, Yemenle olan tarihi bağları ve bu insani rolü oynayabilme yeterliliği olan ülke olması sebebiyle kuşkusuz gözler Türkiye'ye çevrilmektedir. Eğer dün Suudi Arabistan ile iyi ilişkisini sürdürmek için tarafsız kalarak Yemen'e müdahale etmeyen Türkiye'nin bu tutumuna saygı göstermişsek, bugün de Türkiye'den, dengeleri değiştirmek ve bu yaralı ülkeye karşı izledikleri yıkıcı politikalardan caydırmak için koalisyon güçlerine baskı yapmasını istiyoruz. Katar'a yapılan zalimce saldırıyı Türkiye'nin müdahalesi durdurmuştur. Eğer Türkiye olmasaydı belki de bugün Dhahi Khalfan El-Cezire kanalından bizimle alay ediyor olacaktı. Yine Libya'da Türkiye'nin müdahalesi (gözlemcilere göre) meşru olan hükümet lehine dengeleri değiştirmiştir.

Tarihe baktığımızda, Osmanlıların 1503 yılında Sukatra adasını ele geçirdikten sonra Portekizlileri Kızıl Deniz'den kovarak,  Kızıl Deniz'i kapalı bir Osmanlı İslam Gölü haline getirdiklerini görüyoruz. Eğer böyle olmasaydı, bugün biz zorluklarla karşı karşıya olacaktık. Belki İslam Aleminin zafiyet yaşadığı bir asırdan beri, su geçitleri Avrupa tarafından tutulmuş olacaktı. Yine İngilizleri Yemen'den ilk kez Osmanlılar kovmuşlardır. Bu görüşlerin, koalisyon ülkeleri cenahında özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'da büyük bir rahatsızlık meydana getireceği doğrudur. Ancak biz bu rahatsızlığı Türkiye'nin desteklediği, diğer üç devletin ise karşıt olduğu Arap Baharı'ndan itibaren bölge sorunlarına karşı her iki tarafın benimsedikleri politika ve tutumların ayrışmasından da anlayabiliriz. Bu üç ülkenin rejimleri karşıt devrim saflarında yer almışken, bugün koalisyonun en başında yer almaktadırlar. Koalisyon ülkelerinin yöneticilerinin bölgede Amerikan çıkarlarının ve politikalarının aracı haline gelmesi, Riyad ve Abu Dabi rejimlerinin izlediği siyasetin zararlarının tüm Müslüman Arap ülkelere ulaşması sebebiyle Türkiye'nin Yemen'e müdahalesi, Arap sokaklarında büyük halk kitlelerinin isteği haline gelmiştir. Ve Erdoğan Filistin sorununa Hadimü'l-Haremeyn'den daha yakın bir konumdadır.

 Ve işte tam burası ayrışma noktasıdır.  Kimler bölge sorunları konusunda Türkiye'nin müdahalesini reddediyorsa, Suriye'yi Rus mandasına sokan, tüm bölgeyi Amerikan ve İsrail hegemonyasına teslim eden, İsrail ile normalleşme propagandası yapan ve asrın anlaşmasını piyasaya sürenler de aynı kimselerdir.

Yemenli bir vatandaş olarak şunu vurgulamak isterim ki, Yemen sorunu kimsenin tekelinde değildir. Ülkemizin geleceği ve birliği, Riyad ve Abu Dabi saraylarının ve onların toy yöneticilerinin ihtiraslarının arenası değildir. Tecavüz ve ihlallerle dolu bunca seneden sonra onların kibirli suratlarına karşı sesimizi yükseltmek ve işledikleri hukuksuzluklara karşı çıkmak ya da durum gerektirirse silahımızı kaldırmak bizim de hakkımızdır.

Yemen halkı bir ilaç parasına bile sahip değil iken, silah yüklü Birleşik Arap Emirlikleri gemilerinin Aden'deki geçici milislere ulaşması, bizi insani karakter taşıyan, barış, işbirliği ve birlikte yaşama köprüleri sunan Türk müdahalesini istemek için sesimizi yükseltmeye mecbur bırakmıştır.                                               

YORUMLAR (0)