$

Dolar

48,2538

Euro

55,9646

£

Sterlin

65,4154

Frank

59,6389

Gram Altın

6.908,7400

Bitcoin

3.803.635

$

Dolar

48,2538

Euro

55,9646

£

Sterlin

65,4154

Frank

59,6389

Gram Altın

6.908,7400

Bitcoin

3.803.635

Makale 31.08.2026 4 dk okuma

Üniversite rektörden büyüktür!

Paylaş:

Üniversite, bir kişinin iradesine sığmayacak kadar büyük bir kurumdur. Rektörlük ise bu büyük yapının yalnızca geçici yönetim makamlarından biridir.

Üniversite yüzyıllardır bilgi üretmek, genç kuşakları yetiştirmek, toplumun yerleşik kabullerini sorgulamak ve gerektiğinde siyasal iktidarın, bürokrasinin ve hatta kendi yöneticilerinin yanlışlarını eleştirmek için vardır.

Rektörler gelir ve gider; üniversitenin hafızası, akademik geleneği, öğrencileri, araştırmacıları ve kamusal sorumluluğu kalır.

Bu nedenle 21. yüzyılda rektörlük tartışmasının merkezine şu basit fakat güçlü ilkeyi koymak gerekir: Üniversite rektörden büyüktür.

Bu cümle bir slogan olmanın ötesinde, üniversite yönetiminin siyasal ve ahlaki sınırını belirler.

Rektör üniversitenin sahibi değildir; üniversite adına geçici olarak yetki kullanan kişidir.

Bütçeyi yönetir ama bütçenin sahibi değildir.

Akademik kadrolara ilişkin süreçlerde yetkilidir ama akademisyenleri kişisel sadakat ilişkileri içinde değerlendiremez.

Üniversiteyi temsil eder fakat üniversitenin kendisi değildir.

Sorun tam da bu ayrım unutulduğunda başlar.

Bir yönetici kendisini kurumun üstünde görmeye başladığında rektörlük akademik liderlik olmaktan çıkar, kişiselleştirilmiş bir iktidar alanına dönüşür.

Makam odası büyürken kurumsal akıl küçülür; protokol genişlerken eleştiri alanı daralır; yöneticinin görünürlüğü artarken üniversitenin gerçek bilimsel niteliği arka plana itilir.

Bir üniversitenin başarısı rektörünün ne kadar görünür olduğuyla ölçülemez.

Bilimsel üretim artıyor mu, öğrenciler nitelikli eğitim alabiliyor mu, genç akademisyenler önünü görebiliyor mu, araştırmacılar düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor mu, kararlar şeffaf mı, kaynaklar adil mi dağıtılıyor, liyakat korunuyor mu?

Asıl ölçütler bunlardır.

Bir rektörün sosyal medyada ne kadar göründüğü, kaç açılışa katıldığı, protokolde nerede oturduğu veya makamının ne kadar gösterişli olduğu üniversitenin niteliği hakkında çok az şey söyler.

Üniversitenin itibarı yöneticisinin fotoğraflarından değil, ürettiği bilgiden doğar.

Bu nedenle şu ayrımı açık biçimde yapmak gerekir: Rektörün prestiji ile üniversitenin prestiji aynı şey değildir.

Hatta kimi zaman biri büyürken diğeri küçülebilir.

Üniversite şirket değildir. Öğrenci müşteri, akademisyen çalışan, rektör de şirket patronu değildir.

Elbette üniversitelerin bütçesi vardır; kaynak yönetmesi, stratejik kararlar alması ve idari verimliliği sağlaması gerekir.

Fakat üniversitenin amacı kâr üretmek değil, bilgi üretmek ve insan yetiştirmektir.

Bu nedenle rektörün otoritesi de şirket sahibinin otoritesine benzeyemez.

Bir patron çalışanından itaati bekleyebilir.

Üniversite ise akademisyenden eleştiri beklemelidir.

Çünkü bilim, itaat ederek değil; soru sorarak gelişir.

Rektörün kararına itiraz eden akademisyeni “problemli”, eleştiri getiren öğrenciyi “uyumsuz”, farklı düşünen öğretim üyesini “muhalif” olarak görmek üniversite mantığının tersine çevrilmesidir.

Akademik kurumun gücü herkesin aynı şeyi söylemesinden değil, farklı şeylerin korkmadan söylenebilmesinden doğar.

Rektörlük dört yıl, sekiz yıl veya mevzuatın izin verdiği başka bir süre boyunca kullanılabilecek bir görevdir. Üniversite ise kuşaklar boyunca varlığını sürdürür.

Bu nedenle iyi yönetici kendisinden sonra da işleyebilecek bir kurum bırakır.

Kötü yönetici ise bütün karar mekanizmalarını kendisine bağlar.

Her şey onun onayından geçer.

Her kadro ona sorulur.

Her merkezin yöneticisi ona göre belirlenir.

Her toplantıda onun görüşü beklenir.

Her eleştiri kişisel saldırı sayılır.

Böyle bir yapı dışarıdan güçlü görünebilir.

Ama aslında son derece kırılgandır.

Çünkü kurum değil, kişi güçlüdür.

Kişi gidince sistem sarsılır.

İşte burada “üniversite rektörden büyüktür” sözü gerçek anlamını bulur: Üniversitenin sağlığı, yöneticinin varlığına bağımlı olmamasıyla ölçülür.

Gerçek başarı, “Ben olmadan bu kurum işlemez” diyebilmek değildir.

Tam tersine “Ben gittikten sonra da bu kurum güçlü biçimde çalışır” diyebilmektir.

Timetürk Genel Yayın Yönetmeni/Adem Şahin

Etiketler:
Adem Şahin
Adem Şahin

Köşe Yazarı