Değerli okurlar biliyorum biraz ara verdim, siz de benim bir şeyleri kaçırdığımı düşünerek endişelendiniz tabi, ama yok yok ne ben ne de siz bir şey kaçırmış değilsiniz. Her zaman ki gibi hayat gailesi, geçim ve seçim arasında geçen bir koşturma içerisindeyiz hepimiz.
Alışkanlıklarımız değişiyor, hatırlayın mesela; sabah gözünüzü açar açmaz ne yapıyorsunuz? Daha afyonunuz patlamadan ilk olarak ne yapıyor, neye bakıyor, eliniz neye uzanıyor? Telefona değil mi..! Sizi gidi yalan söylemeyin bak, ben her şeyi görüyorum buradan, benim yaptığım şeyi elbette siz de yapıyorsunuzdur. Twitter’da (yeni adıyla X) memleket yangın yeri mi diye bakmıyor musun yani, 8 saat uykunda dünyayı uzaylılar mı istila etti, Hürmüz boğazında İran-Abd/İsrail ve türevleri birbirine hangi füzeleri attılar, dolar/altın/tahvil uçtu mu, Uzak Asya’da Çin yine hangi robot olimpiyatlarını yaptı, Yapay zeka işimi elimden almış olmasın diye kabus görerek uyanmadın mı yani..!? J
İki saat internetsiz kalınca "Kesin dünyada mühim bir şey oldu ve ben kaçırdım" evhamıyla terleyen bir kitleyiz, özellikle İstanbul’da yaşayanlar bizler için.
Psikoloji edebiyatı bu telaşa havalı bir kısaltma bulmuştu: FOMO (Fear of Missing Out), yani "gelişmeleri kaçırma korkusu".
Kahrolası o mavi ışık, tıpkı mavi kan ırkının istilası gibi çökmüş insanlığın zihnine esir almış adeta. Kim nereye gitmiş, kim ne yemiş, hangi siyasetçi kime laf çakmış, hangi kripto para uçmuş, hangi hisse batmış, yapay zekalar kendi arasında dedikodu mu yaparmış canım olmaz öyle şey... Sanki o bildirimleri saniyesinde görmezsek hayat bizi kenara itecekmiş gibi bir telaş. Eee Yeter ama..!
Son zamanlarda havada bambaşka bir rüzgar esiyor. İnsanlar artık yoruldu; zihinler bu aralıksız bilgi bombardımanından sünger gibi ezildi. Şimdi o telaşlı FOMO’nun yerini sessiz sedasız ama çok daha ferah bir kardeş aldı:
JOMO (Joy of Missing Out), yani Türkçe mealiyle "Gündemden geri kalmanın, kaçırmanın dayanılmaz hafifliği".

Bizim halk diliyle söylersek: "Aman be, bana ne!" rahatlığı. Tabi daha orta, doğu, güney ve kuzey Anadolu söylemleri de mümkün J
Geçen gün yine arkadaşlarla bir toplantıdan çıkmış, Fatih duvar dibinde çay içiyor laflıyoruz. "Yahu," dedim, "Sohbetin sonuna kadar bakalım kim telefona gelen bildirimlere bakmadan dayanacak?"
Herkesin yüzünde öyle bilgece, öyle dingin kendinden emin bir tebessüm belirdi ki anlatamam: "Tamam başkan hadi tüm bildirimleri sessize alalım, kim ne tartışmış, kim kime ayar vermiş umurumuzda bile olmasın 2 saat boyunca, gündem aha da burada bu sehpanın üzerinde, çay ve akşam sohbetinden ibaret olsun!" Meğer dünden razı imişler ya bunlar..!
Hakikaten öyle. Bize yıllarca "her şeyden anında haberdar olmanın" bir marifet, bir entelektüellik, hatta bir hayatta kalma becerisi olduğu pompalandı. Oysa sabahın köründe tanımadığımız insanların kavgalarını okuyarak güne başlamak; beynimizi daha ilk çay bardağını bitirmeden öfkeyle, panikle ve kaygıyla doldurmaktan başka ne işe yaradı ki zaten?
JOMO işte tam burada devreye giriyor. "Dünyadan bihaber yaşayalım, kafamızı kuma gömelim" demiyor; "Seçici ol, her gürültüye kulak kabartmak zorunda değilsin" diyor. Bir şeyleri kaçırmış olmak bir eksiklik değil, aksine zihinsel bir arınma, bilinçli bir tercih haline geliyor.
Peki, bu "Bana ne" lüksü insana ne kazandırıyor?
1. Öfke Tasarrufu: Sabah haberlerine ya da sosyal medya linçlerine maruz kalmadığınızda, günün ilk enerjisini tanımadığınız insanların krizlerine değil, kendi işinize ve ailenize harcıyorsunuz.
2. Derinleşme İmkânı: 15 saniyelik özetlerle her konunun uzmanı kesilmek yerine, sessizce oturup bir kitabın 50 sayfasını sindire sindire okuyabilmenin o eski, asil zevki geri geliyor.
3. Gerçek Hayatla Temas: Masadaki insanın anlattığı sıradan bir hikâye, ekrandaki en popüler viral videodan çok daha sahici ve kıymetli gelmeye başlıyor.
Hayatın olağan akışını kaçırmadan "Filtre" Koyabilmek
Burada hüner, dünyadan tamamen el etek çekmekte değil. Elbette memlekette ve dünyada ne olup bittiğini bileceğiz. Ama bunu bir bağımlılık, bir panik atağı gibi günün 24 saatine yaymak yerine; gündeme sınır çizip kendi hayatımıza alan açacağız.
Her tartışmaya dâhil olmak zorunda değiliz. Her trendi tüketmek, her caps'i bilmek, her diziyi aynı gece izlemek mecburiyetinde hiç değiliz.
Bazen en büyük lüks, bir arkadaş ortamında "Falanca olayı duydun mu?" dediklerinde, hiç gocunmadan ve gayet huzurlu bir ifadeyle:
"Yok, hiç duymadım; iyi ki de duymamışım, anlatma da çayımızı içelim" diyebilmektir.
Göreceksiniz, kaçırdığınız hiçbir hayati şey yok; ama geri kazandığınız koca bir huzurunuz var.
Yahya Keleş/ TIMETÜRK