DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

16,7832 ₺

EURO

17,4971 ₺

ALTIN

976,05 ₺

BİST

2.443,77 ₺

Amerika Türkiye’nin olmayan füzelerinin derdine düştü!

2013-10-01 16:33:32
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü’ne, Türkiye'nin uzun menzilli füze savunma sistemi ihalesinde Çin Halk Cumhuriyeti'nden CPMIEC firması ile sözleşme görüşmelerine başlaması sorulduğunda, “Türk hükümetine, NATO sistemleriyle veya kolektif savunma kapasitesiyle birlikte çalışmayacak bir füze savunma sistemiyle ilgili olarak ABD'nin yaptırım uyguladığı bir şirketle anlaşma görüşmelerine yönelik ciddi kaygılarımızı ilettik. Görüşmelerimiz devam edecek” dediği gazetelerde yer aldı.

Aslında bu cevap bilindik bir ilişkiler sürecini hatırlatıyor. ABD için uzmanlar stratejik müttefik tanımlaması yapsa da, Türkiye’nin kalkınması söz konusu olduğunda, bu tanımlamaya uygun düşmeyen bir tablo karşımıza çıkıveriyor.

Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri hep sancılı. Menderes'in hamleleri ciddi para gerektiriyordu. IMF ve Dünya Bankası Türkiye'yi frenlemeye çalıştı. Menderes Batı'dan alamadığı fonları Rusya'dan almayı düşündü. Bu bağlamda bir nevi başarılı da oldu ve Ruslara İzmir Aliağa’da bir rafineri yaptırdı. Ayrıca İzmit körfezinde Paşabahçe cam fabrikası, yine Ruslar tarafından yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesi olmasa idi Başbakan Adnan Menderes Haziran ayında Moskova'ya gidecekti. ABD'nin 27 Mayıs'a yeşil ışık yakmasında bu da vardır diyenlerin sayısı da hayli fazla. Bunun için 27 Mayıs bir NATO darbesi diyenlere hak vermemek mümkün değil.

ABD ile yaşanan ikinci krizin kahramanları Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü’dür. Siyasi tarihimizde ‘Johnson Mektubu’ olarak bilinen, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye başbakanı İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye'nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla ve kaba bir üslupla yazılmış mektuba bakıldığında ABD’nin Türkiye’ye yönelik tehditleri görülür. İsmet İnönü bu mektup üzerine, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orda yerini alır” yanıtını vermişti. Sonrası malum, AP Hükümeti kurulur ve İnönü düşürülür.

Üçüncü kriz Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde yaşanır. Süleyman Demirel, ‘Morrison Süleyman’ lakabıyla tanınmasına rağmen ABD ile iyi ilişkiler kuramaz. Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlaşma 1965 seçimlerinde işbaşına gelen Adalet Partisi iktidarı döneminde de sürmüştür. 1965 Eylül'ünde Ankara'ya gelen bir Sovyet heyetiyle görüşmeler 12 Kasım'da bir ön protokol’un imzalanmasıyla sonuçlanır.

20-27 Aralık 1966'da Sovyet Başbakanı Aleksi Kosigin Türkiye'yi ziyaret eder. Ziyaret sonunda yayınlanan ortak bildiride iki ülke arasındaki siyasal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde durulur. Ancak bu gelişme öncelikle ekonomik ilişkilerde sağlanır. 1967, 1972, 1979 yıllarında ticaret anlaşmaları yapmalarına rağmen Türkiye ve Sovyetler farklı kamplarda yer alır.
Sovyet kredisi ile finanse edilmek üzere ön projeleri hazırlanan 7 sınai tesise ait anlaşma, 25 Mart 1967 tarihinde imzalanmıştır. İskenderun Demir Çelik tesisleri, İzmir Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Aliminyum Tesisleri, Paşabahçe Cam Sanayiini de içeren bu 7 proje için Sovyet Hükümeti Türkiye’ye % 2.5 faizli ve 15 sene vadeli 200 milyon dolarlık bir kredi açmıştır.

Anlaşmanın önemli yanı, kredilerin Türkiye’den yapılacak ihracatla ödenmesinin ve bu ihracatın % 60’ının da Türkiye’nin geleneksel tarım ürünleriyle yapılmasının öngörülmüş olmasıdır. Türkiye bu anlaşma ile sadece bazı önemli sınai tesisler kazanmakla kalmayıp aynı zamanda geleneksel tarım ürünlerini Sovyetler Birliği’ne pazarlama imkânı da bulmuştur. Sonraki yıllarda bu tesislerin hepsi de kurulup işletmeye açılmıştır.

Demirel, ABD’ye rağmen Sovyet Rusya ile giriştiği bu ekonomik kalkınma seferberliğinin bedelini bizzat CIA ajanlarının kendisi hakkındaki ‘Amerika’nın adamı’ yaftasını sol örgütler arasında propaganda yapması ile ödediği gibi, 12 Mart 1971 muhtırasının neticesinde şapkasını alıp gitmesiyle de ödemiştir. Tesadüfe bakın 12 Eylül darbesinde de Demirel başbakandır. Belki en trajiği 28 Şubat post modern darbe sırasında Cumhurbaşkanı olmasıdır. Ne hikmetse askeri darbeler hep onu bulmuş, kışlanın duvarına toslamaktan bir türlü kurtulamamıştır.

Dördüncü kriz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Demirel iktidar değildir lakin ABD’nin Türkiye aleyhtarlığı hep aynıdır. CHP-MSP Koalisyon hükümeti iktidarda, Bülent Ecevit başbakan Necmettin Erbakan ise başbakan yardımcısıdır. 5 Şubat 1975 yılında başlayan ve üç yıl süren Amerika’nın silah ambargosunun nedenleri şöyle sıralanabilir; Haşhaş ekim yasağının kaldırılması. Kıbrıs Harekâtı ve bu harekâtta Amerikan silahlarının kullanılmış olması.
Türkiye bu ambargoya karşı şu yaptırımları uygulamıştır; 13 Şubat 1975′te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğu açıklandı. 25 Temmuz 1975′te ABD’ye nota verilerek ABD Savunma İşbirliği Anlaşması (3 Temmuz 1969) yürürlükten kaldırıldı. Türkiye’deki bütün Amerikan üs ve tesisleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “kontrol ve gözetimi” altına alındı. Amerika bu karşı yaptırımlara dayanamayarak 26 Mart 1976′da üslerle ilgili yeni bir Savunma İşbirliği Anlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi ise ambargonun kaldırılması şartına bağlanmıştır.

Türkiye’nin oyun kurucu olarak yeniden tarih sahnesinde yer alması yapılan çalışmalar, elbet bu çalışmalara yürüten siyasi kadrolara yönelik bir takım atraksiyonları gündeme getiriyor. ABD’ye ters düşen siyasi iktidarların bir şekilde amiyane tabirle defterlerinin dürülmesi için döneme özgü usuller deneniyor. Bu kâh askeri oluyor, kâh ekonomik kriz oluyor, kâh iç karışıklık olabiliyor. Sanırım bu dönem başka yöntemler devrede.

[email protected]
Görüş Bildir Bizimle Paylaş