Biyografi için 'tarihin üvey evladı' denir. Doğru olabilir; illa ki tarihi yaratan en önemli unsurun biyografi olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Toplumsal hafıza biyografi ile harmanlandığı zaman bambaşka bir anlam kazanır ve tarih bilimi, ataların yapıp ettiklerinin hikâyesinden öte, zamanın devam eden ruhuna dönüşür.
Biyografi yazımı bir İslam geleneği olarak başlamış, çeşitli meslek erbabını anlatan hal tercümeleri derlenerek sürdürülmüştür. Sultanlar, vezirler, bilginler, şairler, sanat ve meslek erbabı kişiler vb. pek çok alanda biyografik eserler oluşturmak, tabakat veya tezkire adı altında muhtelif hayat hikâyelerini birbirine eklemleyip durmak, yüzyıllar boyunca İslam medeniyet coğrafyasının entellektüel uğraşları arasında önemli bir yer işgal etmiştir.
Osmanlılarda şairlerin hayat hikâyelerini derlemiş ilk müellif olan Edirneli Sehi Bey, eserine Heşt Bihişt (Sekiz Cennet) adını koymuş (1538) ve sekiz bölüm halinde o güne kadar yaşamış yahut yaşamakta olan şairleri anlatmıştır. 1950'lere kadar süren bu klasik gelenek modernleşme sürecinde yeni imkânlarla evrilmiş ve bugünkü tarih ve edebiyat araştırmacılarına kaynaklık edebilecek şekle bürünmüştür. Tarihte kalmış şairlerin hayat hikâyeleriyle ilgilenenler, bugün şu üç isme çok şey borçludurlar: Prof. Dr. Haluk İpekten, Behçet Necatigil ve Prof. Dr. Mustafa İsen. Bilindiği gibi Haluk İpekten tezkirelere dikkat çeken ve bu konuda ilk bilimsel çalışmaları başlatan bilim adamıdır. O, daha 1970'li yıllarda Erzurum gibi bir taşra vilayetinde yer alan Atatürk Üniversitesi'nde biyografiyi bir ekol haline dönüştürüp tezkirelerin bir ders adı olmasını sağlayan hocadır. Behçet Necatigil şair kimliğinin bütün hücrelerine yayılmış şiir heyecanıyla Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü adlı eserini bilim dünyasına kazandırmış olan sanatçıdır. Mustafa İsen ise biyografiyi, Haluk İpekten hocamızın hayallerini gerçekleştirmenin çok ötesine taşıyan, bu konuda yaptığı yayınlar ve yetiştirdiği öğrenciler[1] ile klasik biyografi geleneğine ufuk açan bilim adamıdır. En son yayınlanan Tezkireden Biyografiye (Kapı Yayınları, Nisan 2010) adlı araştırma kitabı bütün bu çalışmalarının bilimsel ve kültürel manada ne derece önemli olduğunu göstermek bakımından her araştırmacının istifadesini mecburi kılar.
Mustafa İsen adını tarih ileride nasıl kaydedecek bilemiyorum. Çünkü onun bilimsel kimliği yanında ondan hiç de aşağı olmayan kültürel ve bürokratik iki kimliği daha var. Üniversite çatısında bilimsel kitaplar yayınlamanın ötesinde ülke meselelerini kültürel açıdan irdelemek ve çözüm getirmek konusunda da adı önde anılan bir bürokrat. Yürüttüğü TEDA (Türk Edebiyatı'nın Dışa Açılımı) projesi ile Türk edebiyatının dünya yolculuğunu hızlandırmış, müsteşarlık yaptığı yıllarda kültürün çıtasını yükseltmiştir.
Bizim ülkemizde bilim adamlarının kültürel konulara katkısı hep tartışılmış ve bilimi kültür alanına taşıyanlar popülerlikle, yahut bilimden uzaklaşmakla itham edilmişlerdir. Bunun bir sebebi de bilim ile kültürü imtizac ettirebilmenin zorluğudur. Mustafa İsen, bu ikisini bir arada taşımak, sınırlarını belirlemek ve ne zaman kültürün, ne zaman bilimin baskın olacağına karar vermek bakımından başarılı olduğu için adı öndedir. Bilim ile kültürü birleştirebilmek zordur ve bunu yapmak, şekeri suda eritmek kadar yalın bir lezzet anlamına gelir. Nitekim onun Tezkireden Biyografiye adlı eserini okuyanlar, bu lezzetin farkına varır, bilimsel verileri heyecanlı bir kültür diliyle okumanın hazzını yaşarlar. Dahası, tezkirelerin sürprizli kapılarından girerek Osmanlı kültür ve sanat coğrafyasında hayranlık verici sahnelerle karşılaşır, tarihin yalnızca kronolojiden ibaret olmadığını, hazin gözyaşları veya şuh kahkahalar arasında hayatın akıp gittiğini görürler. Sayfalar arasında karşılaşılan bilgiler ise nasıl büyük bir uygarlığın mirası üzerinde oturduğumuzu bize hissettirir. Bu kitap okuyucusunu önce tarihe götürür, orada yüzyıllar akarken sanki Balkanlardan Bağdat'a, Azerbaycan'dan Diyarbakır'a yol alarak bütün bir Osmanlı coğrafyasına seyahat ettirir; üstelik yolculuğa şiir yükü taşıyan bir kervanın ılık akşamları kuşatan ceres sedalarından çalınmış bir romantizm katar. O vakit anlarız Türk şiirinin gür haykırışlarla doldurduğu semaların genişliğini ve o vakit bir kere daha hayran oluruz Divan edebiyatının söz sultanlarına. Gel gelelim "Kemâle erse bir nesne felek anı zevâl eyler - Üsküplü Haki (bk. Tezkireden Biyografiye, s.254)" buyrulmuştur ve kemalin zevalini yaşayan şimdiki nesiller bu kemali anlamak için bu eski kitapları okumaya muhtaçtırlar.
KİTAPLARDA ÖLMEK
Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi; öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları
...
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
...
Behçet Necatigil
[1] Bu öğrencilerden biri Haluk İpekten Hoca'nın da öğrencisi olan ve Latifi Tezkiresi üzerine çok değerli yayınlar yapan, ömrünü onunla bereketlendiren Rıdvan Canım, diğeri de Mustafa İsen'in öğrencisi olarak Âşık Çelebi Tezkiresi'ne yıllarını harcayan Filiz Kılıç'tır. Nevşehir Üniversitesi Rektörü de olan Filiz Kılıç'ın 6-8 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenlediği "Prof. Dr. Mustafa İsen Adına Uluslar Arası Klasik Türk Edebiyatında Biyografi Sempozyumu" hocasına gösterdiği bir vefa borcundan öte, elliden ziyade yerli ve yabancı bilim adamının katkı sağladığı ve biyografi geleneğini yeniden gündeme taşıyan, çok güzel bildiriler sunulduğu bir bilgi şöleni olmuştur.
Zaman
Yorum Yap