Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Siz nasıl bir insansınız?

17 Yıl Önce Güncellendi

2010-06-22 11:57:00

Siz nasıl bir insansınız?
"Ne içindeyim zamanınNe de büsbütün dışında"Tanpınar

Eskiden 'şahsiyet' kelimesinin karşısında bir kelime daha kullanırdık: "Uzviyet." Şahsiyet nasıl kişiye ait "ruhî ve manevi özellikler"i tanımlarsa uzviyet de insanın "organlardan meydana gelmiş maddi varlığı"nı karşılardı. Bunlardan birincisine ruh (soyut), ikincisine organizma (somut) da diyebiliriz. Kimlik ile bünye, siret ile suret, manâ ile madde...

İnsan uzviyetiyle tabiatın, şahsiyetiyle cemiyetin aynasıdır. Uzuvları gösteren ayna her zaman her yerde bulunabilir, illa ki mesele ruhu gösteren aynalara ulaşabilmektir. İnsaniyet aynasında kişinin uzviyetini görünür kılan şey insiyak (içgüdü, refleks), şahsiyetini görünür kılan şey de ahlaktır (ideal, toplumsal ülkü). Yazık ki insanda insiyak ile ahlak devamlı çatışırlar. İnsiyakın üstün geldiği durumlarda kişi obur, uykucu, saldırgan, yırtıcı, şehvetperest olur. Bu özellikler ruh aynasına kibir, menfaatperestlik, lüks düşkünlüğü, kazanç hırsı, merhametsizlik olarak yansır. İnsanı insiyakların kuklası olmaktan kurtaran şey ise yüksek ahlaktır. Bu ahlakın adına siz "ideal" de diyebilirsiniz. Hani toplumun biriktire geldiği güzelliklerin ruhumuza yansıyan parıltısı. Ahlaktır ki bize fizik hayatımızın ötesinde bir ideal sunar ve onunla daha üstün manalar içinde yaşayabileceğimizi hissettirir. Bu, tam da hayvandan ayrıldığımız noktadır ve nefsimizin arsız taşkınlıklarının hududu işte burada başlar. Nasıl idealsiz millet olamazsa, ahlaksız da toplum olmaz. Bu cümleyi tersinden söyleyelim: Millet idealini kaybettikçe millet olmaktan çıkar; toplum da ahlakını kaybettikçe toplum özelliğini yitirir, sürü olur. Çevrenize bakınız; biz uzviyeti olan (her bir azası diğerinden haberdar ve duyarlı) bir "millet" miyiz, yoksa kalabalıklar halinde ama yalnız yaşayan insanların oluşturduğu bir "toplum" mu? Yaşanılan ahlak facialarına bir bakın. Duyduklarınız gazetelerde okuduklarınızdan, okuduklarınız bildiklerinizden, bildikleriniz de gördüklerinizden elbette fazla çıkar. Bu size, bir uçurumun kenarında olduğunuz korkusunu, bir yıkılışın hezimet duygusunu vermiyor mu? Ahlakî buhranların baskısı vicdanınıza dokunmuyor mu? Cemiyetin sosyal bağlarının çözülüşünü görürken bir eziklik hissetmiyor musunuz? Kişisel çıkarları toplum menfaatine tercih etmek vicdanınızda yara açmıyor mu? Dinî, millî ve insanî ideallerin çözülüşünü görüp hayıflanmıyor musunuz? Hudutsuz kazanç ve zevk hırsından rahatsız olmuyor musunuz? Lüks yaşam tarzları ruhunuzun ince tellerine dokunmaz mı oldu? Milli davalara karşı tasasızlığınız daha niceye dek? Ve daha bir yığın sorular... Sorular...

İnsan banyo yaparak uzviyetini temizleyebiliyor, oysa bize asıl gereken şey şahsiyetimizi temizlemek, ruhumuzu gündelik hayatın bütün kirli tesirlerinden yıkamak, şöyle en küçük kirlerini gideresiye kadar bir ruh banyosu yapmaktır. Belki de hepimiz için, hani o eskilerin "masivadan tecerrüde" uzanan çizgisinde bir ruh yücelmesine, belki şiddetli bir silkinme ile varlığımızın merkezini daha yüksek bir plana nakletme ihtiyacı var. Yaşadığımız kirli zeminin dışında bir ruh coğrafyasına ihtiyacımız var. Ruhumuzda bir mana dolgunluğu yaratacak bu coğrafya, belki de yaşadığımız anın farkına varmamızı mümkün kılacak, bunca koşturmaca arasında şöyle durup derin bir nefes almamızı sağlayacak ve gözlerimizi içimize çevirmemize neden olacak bir kuytu köşeye çıkar. Kim bilir, bu coğrafya belki derin bir tabiat sessizliğinin tam ortasında, belki bir mabedin iç fısıltılarını bile gizleyen en tenha köşesinde, belki bir silkinişle günün kirlerinden yıkanabileceğimiz bir iç yolculukta, belki gönlümüzce yükselebileceğimiz özel bir istiğrak anında gizlidir.

Şahsiyetlerimizi temizleme işi öyle okullara ahlak dersleri koyarak -keşke konulsa- çözülecek mesele değildir? Bilakis, ahlakın ders olarak okutulmaya (öğretilmeye) değil, ideal alışkanlıkları kazandıran örneklere (yaşanmaya) ihtiyacı vardır. Yani işe mektepten değil, aileden başlamak yararlıdır. Devletten veya sokaktan ahlak devşirilemez; belki devlette veya sokakta ahlak adamları olarak yaşanır.

Hepimiz birer ahlak velisi olamayabiliriz, ama hiç olmazsa yüksek ahlaklı adamları baş tacı da etmeli değil miyiz? Peygamberlik kapısı kapanmış olmasaydı, iyi ahlaklı bir insan, şüpheniz olmasın ki Allah'ın yeryüzüne gönderdiği elçisi olurdu.

Gelin, bu yazıyı okuduktan sonra, gece veya gündüz, yalnız kalacağınız bir köşeye çekilin ve ellerinizi şakaklarınıza, dirseklerinizi dizlerinize dayayıp şöyle sorun kendinize: "- Ben nasıl bir insanım?!.." Hayır, hayır, bunu kendinizden nefret veya şahsınıza hayranlık için değil, bütün samimiyetinizle ve kendinizi anlama ihtiyacı ile yapın. Peşin fikirlerden, yersiz methiyelerden, ucuz mazeretlerden ve cebriyeci bir teslimiyetten uzaklaşarak, sanki kendinizi karşınıza alarak, bir hasta muayene eder gibi yapın. Kendinize sorun: "- Ben nasıl bir insanım!.." Ancak bu sorunun ardından kendinizi keşfetmeye başlayabilirsiniz?!..

Sahi siz nasıl bir insansınız?

Zaman

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Haber Ara