| Tanzimat'ın ünlü simalarından Fuat Paşa'nın babası Keçecizade İzzet Molla'nın (ö.1830) şu beytini her ne vakit okusam içimden, "İyi ki bu günleri görmedin üstâd!" demek geçer: | |
|
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitân harab Yani ki şöyle demek olur: "Biz bu dünyanın bahar mevsimini yaşadığımızı zannediyoruz, oysa bülbül suskun, havuzlar boşalmış, gülistan da tam bir harabe." Dikkat edilirse şair, müthiş bir yanılgı veya aldatmaca halinde "Böyle bahar mı olur?! Bana eski baharlarımı verin!.." çığlığını atmaktadır. Peki baharımızı kim çalıp götürdü bizden?!.. Kitaplardan öğrendiklerimize göre yüzyıllar boyunca bu toprakların çocukları birbirlerine şimdikinden daha sevecen ve yakın davranmış, dertlerini paylaşmış, toplumsal insicamı daha derinden yaşamışlar. Bugün dahi, hani bencileyin iki çeyrek asır ömür sürmüş olanlar, her on yılda toplumsal algılarımızın nasıl değiştiğini pekâlâ bilebilirler. Mesela bundan kırk yıl evvel birisi sokakta, kahvehanede, bir mecliste vb. herhangi birinin dudağında hüzün kırıntısı, alnında keder kırışığı görse, usulca yanına sokulur, "Beni bağışlayınız, gerçi tanışmıyoruz ama, sanki bir derdiniz var gibi!. Acaba yardımcı olabileceğim herhangi bir şey var mı?" diyerek başladığı sözlerinin devamını belki koluna girerek, belki sırtını sıvazlayarak getirir ve derdine çare olabilmek için mutlaka bir yol bulabilirdi. Bunun sebebi toplumun her ferdi ile kendi arasında hissettiği bir bütünlük ruhu, parçası olduğu bünyenin sağlıklı yaşaması için bir gayret, millet olma ahlakının dışa vurumudur. Oysa eskiden toplumumuz daha zengin değildi, daha bilgili de değildi, hatta fazla imkânlar içinde de yüzmüyordu, lakin onlar birbirlerinin hem ihtiyaçlarını, hem dertlerini paylaşıyorlardı. Bugünkü toplum ise pek çok bakımdan eski kuşaklara göre daha fazla imkânlara sahip, daha müreffeh, daha kavrayışlı. Her şey imkân dahilinde. Denilebilir ki dünya sanki baharını yaşıyor. Ama gelin görün ki insanlar mutlu değil. En yakından tanışan kişiler bile birbirlerine dertlerini, sıkıntılarını açtıkları vakit adeta "That is your problem!" diyerek sıvışıp gidiveriyorlar. Peki o halde bu nasıl bir bahar? Bize bahar diye dayatılan sistem bir aldatmaca mı? Kadim zamanlardaki o sıcak ilişkiler, aile, komşuluk, sokak, mahalle, akrabalık velhasıl toplumda eşitliği gerçekleştiren o dayanışma ruhu nereye gitti? "Onunla şunca yıllık hukukumuz var!" sözünü artık neden duyamaz olduk? Günümüz toplumlarının çözülme serüveni tam da burada, dayanışma ahlakının, rekabet ahlakıyla yer değiştirdiği noktada düğümlenmektedir. Sanayileşme süreciyle birlikte inançları ikinci plana iten insanlık, her çeyrek yüzyılda yeni bir rekabet alanı ortaya çıkarmış ve insanları dayanışma içindeki toplumdan koparıp rekabet konumunda bireyselleştirmeye yönelmiştir. Dayanışma için var olması gereken birlik ve beraberlik şuuru yerini ferdî menfaatlere bırakınca rekabetin acımasız kuralları iş ahlakından taşıp toplum ahlakını esir etmiştir. Modern toplumun söylemlerinden olan "Rekabet kaliteyi getirir!" cümlesi üretim, sanayi, ticaret vb. için doğrudur, ama ruh dünyalarımız için tam bir zelzeledir. Ve yazık ki biz, ihtiraslarımıza kapılıp bu rekabetin sınırının nerede durması gerektiğini unutmuş durumdayız. İnsanların birbirlerine yakınlaşmaları aralarındaki benzerlikler üzerine bina olunur. Kılık kıyafetten beden yapısına, davranış ve inanıştan psikolojik özelliklere kadar birtakım benzerlikler onları birbirine yakınlaştırır ve dayanışmaya yönlendirir. Bu dayanışmada en çok da manevi benzerlikler ile "ortak mazi" bilinci rol oynar. İhtiyaçları ve bunların tatmin şekilleri birbirine benzeyen insanlar arasındaki duygu ortaklığı onları toplum yapar. O halde en iyi toplum, aralarındaki dayanışma en yüksek olan toplumdur, denilebilir. Bize göre, temeli rekabete dayandırılmış modern zamanların toplum düzeni (rekabet ahlakı), iş ve ticaretten taşıp ruhlara da hükmetmeye başlayınca toplumun dayanışma ruhu bozulmuştur. Hakikatte dayanışma ile rekabet birbirinin zıddı değil iken, modern dünya ikisini karşı karşıya getirmiş ve ideal toplumun ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı dünyasında insanlar arasındaki sosyal münasebetleri iktisadi menfaatlerle ölçen sanayi toplumu ve materyalist felsefe uzlaşmadan ziyade çatışmayı körüklemiş ve daha çok rekabet daha çok kazanç fikrini doğurarak dayanışma ruhunu öldürmüştür. Geleneksel cemaat şuuruna sahip doğulu toplumlarda ise dayanışma hâlâ bir anlam ifade etmektedir. Bunun sebebi sanayileşemediğimizden veya zengin olmayışımızdan değildir. Hayır, doğuda ahlakın sınırlarının hâlâ dayanışmanın sınırları olmasındandır. Bugün dayanışmayı kaybettikçe ahlakın da kaybolduğu ortaya çıkmaktadır. Veya şöyle söyleyelim; artık millet olarak dayanışmayı kaybetmemiz milli ahlakı da görmezden gelmemize yol açmaktadır. Gelecek çeyrek asır, bütün dünyayı milli ahlaklardan arındırıp rekabete dayalı küresel bir ahlakı kuracak gibi görünüyor. Ben bu rekabet dünyasında toplumun daha da bireyselleşeceğini ama "beşeri ahlak"ın ön plana geçeceğini, insanların kişisel ahlaklarıyla değer kazanacaklarını düşünüyorum. Ancak o vakit gülistanı harab edilmiş, havuzları boşaltılmış bu baharda yegan yegan bülbüller şakımaya ve insanlığa örnek olmaya başlayacaklardır. O bülbüller, hiç şüpheniz olmasın, bizim çocuklarımız arasından çıkacaklardır. Onun için çocuklarınızın ahlakını koruyunuz lütfen!.. |
Onun ahlakı, benim ahlakım
17 Yıl Önce Güncellendi
2010-04-27 08:43:00
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER
Haber Ara
Yorum Yap