Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Bellek güncellemesi

17 Yıl Önce Güncellendi

2010-04-20 08:23:00

Bellek güncellemesi
Evliya Çelebi gezip gördüğü yerlerde her ne vakit meclis kurup sohbeti koyulaştırmışsa, Seyahatname sayfalarına "Bir Baykara Meclisi'ydi ki..." diye başlayan cümleler yazmıştır..

Çelebi'nin sözünü ettiği Baykara Meclisi edebiyat dünyasına Çağatay hükümdarı Ebülgazi Hüseyin Baykara Mirza'dan (1438-1506) yadigardır. Ünlü dil bilgini ve şair Ali Şir Nevaî'nin çocukluk arkadaşı olan Baykara, Timur soyundan geliyordu ama devletini, daha genç yaşta iken kendi vizyon ve kahramanlığıyla kazanmıştı. Özbeklerin yardımıyla Ceyhun'un Özbey yöresinde küçük bir yerleşim bölgesinde küçük bir yerin yönetimini alarak başladığı siyasi hayatı Mazendaran, Esterabad derken Herat'ı almasıyla devam etti ve XV. yüzyılın en ihtişamlı Türk devletlerinden birini kurdu. Devletinin içini kültürle, edebiyatla, sanatla doldurmaya azimliydi; Çin, Kuzey Asya ve Hint ülkelerinin kültürleriyle yepyeni bir milleti var etti. Herat onun zamanında bir kültür ve edebiyat merkezi oldu. Baykara ise edebiyat ve sanat adamlarının meclislerinde bulunarak tarihe geçmekle kalmadı, devleti de XV. yüzyıl Türk devletleri arasında önemli bir mevkide anıldı. Arkadaşı Ali Şir Nevaî'yi vezir edinmişti; yetinmedi ünlü şairler Molla Camî, Hâtifî, Hilalî, Bennaî ve yine ünlü minyatür ustası Nakkaş Bihzâd'ı himaye edip destekledi. İltifat marifeti celbetti ve onun çağında yahut devletinde himaye gören sanatçılar daha sonra İslam şiir ve sanatını etkilediler. Dede-torun tarihçiler Mirhond ile Hondmîr de onun elinden yemlenen şahinlerden oldular. Dünyanın ilk biyografi yazarlarından Devletşâh'ı da o destekledi ve ünlü tezkiresini yazmasını teşvik etti.

*

Şair Nef'î bir kasidesinde der ki:

İltifat et sühan erbabına kim onlardır

Medh-i şâhân-ı cihânbâna veren unvânı

Kim bilirdi şuarâ olmasa ger sâbıkta

Dehre devletle gelip yine giden hâkânı

Haşre dek âb-ı hayât-ı sühan-i Bâkî'dir

Andırıp zinde kılan nâm-ı Süleyman Han'ı[1]

Geçtiğimiz cumartesi günü Sayın Başbakan'ın kahvaltı sofrasında Hüseyin Baykara'yı düşünürken zihnimizden bu dizeler geçiyordu. Bir ara Hüseyin Baykara'yı kürsüde bize hitap ederken görür gibi oldum. Tayyip Bey mi Baykara olmuştu, yoksa Baykara mı Tayyip Bey'in şahsında gözümüze görünmüştü bilemiyorum. Talakatlı ve fevkalade isabetli hazırlanmış bir konuşma dinlemek elbette bize lezzet verdi. Tartışma ve müzakere bölümünde Demokratik Açılım'ın hemen her meselesinin gündeme getirilmesi ise herkesi memnun etti. Kimlikler, inançlar, ırklar üzerinde kuşatıcı ve aydın bilinciyle söylenmiş isabetli görüşler dile getirildi, herkes istediği kadar konuştu. Herkesi nezaketle dinleyen Sayın Başbakan söz sırası kendisine geldiğinde yine samimi, içten ve inandırıcı bir sohbete başladı. Önce geçmişin sıkıntılarına takılıp kalmak yerine geleceği inşa etmenin öneminden bahsetti. Bellek yenilenmesine/güncellenmesine ihtiyaç olduğunu söyledi ve yazarlardan, siyasi değişim ve dönüşümden ziyade gönüllerdeki değişim ve dönüşüme kalemleriyle katkıda bulunmalarını rica etti. Onlara, kısa vadede genelgelerle yapmaya çalıştıkları demokratikleşme çalışmalarının orta vadede yasalarla destekleneceğini ve uzun vadede bir anayasa güncellemesinden yana yaptıkları hazırlıkları anlattı. Etnik kamplaşmalar ve etnik haklardan ziyade ortak paydası "insan ve insaniyet" olan azim bir rüyadan bahsetti. Atalarımızın güçlü mazisinden güçlü bir geleceğe köprü olma idealinden, "Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmek" ülküsünden dem vurdu. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu'nu faaliyete geçirdiklerinden, OHAL'in kaldırılmasıyla gelen rahatlıktan, yakın tarihimize sıklet olan hadiselerin arşivlerden gün yüzüne çıkartılabileceğinden, bu açılım sürecinde Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarının yaptıkları çalışmalardan bahsetti, her konuda herkesi bilgilendirdi. Ben kendi adıma bu kahvaltıda çok şey öğrendim, pek çok fikrim olumlu yönde değişti. Bu tür buluşmaların çok yararlı olduğundan zerre kadar şüphem kalmadı.

*

Bu ülkenin son Baykara Meclisini zannederiz ünlü biyografi müellifi İbnülemin Mahmut Kemal Bey (ö. 1957) kurmuştu. Fehmi Koru'nun fasıl akşamlarını dışta tutarsak Baykara Meclislerine yalnızca edîb ve şairlerin, gazeteci ve sanatçıların değil siyaset aktörlerinin de şiddetle ihtiyacı var. Bu yüzden cumartesi günkü kahvaltı sofrasının sık sık kazasını yapmak gerekir. Gönüllerin ve zihinlerin doygunluğu adına buna ihtiyaç vardır. Gerçi kahvaltı sofrasında musıkî fasılları bulundurmak abestir ama siyaset gereği edebiyat ve ülke gündemiyle alakadar sohbetler edilmesine de bir mani yoktur. Üstelik hiç kimse de paradan, ekonomiden, dünyanın âlâyişinden ve masivadan bahsetmedi. Altmış kadar yazar, Dolmabahçe'deki şık tasarlanmış toplantı salonunda beş saatten fazla kaldık ve zannederim ayrılırken hepimizin dimağında bir işe yaramış olmanın hazzı vardı. Bana gelince, zannederim duygularımı en güzel yine Nef'î anlatabilir, kulak verelim:

Söz tamam oldu duâ eyleyelim ey Nef'î

Hak Taala vere maksûd-ı şeh-i devrânı

Bula dîvân-ı hümâyûnı kemâl-i revnak

Arta günden güne gittikçe felekte şanı[2]

Hâmiş:

Kahvaltıya davet edildiği halde sırf şov olsun, muhalefet olsun diye katılmayanlar inşallah pişman olmuşlardır. Onları kınıyorum.

Sayın Başbakan'a herkesle tek tek ilgilendiği, herkesin soru, görüş, eleştiri ve tekliflerini tek tek değerlendirdiği, bizzat herkese hoş geldin ve güle güle deme nezaketinde bulunduğu için şükran duygularımı iletiyorum.

Sayın Başbakan adına kültür/sanat ve edebiyat dünyasıyla buluşmaları bizzat organize eden Hüseyin Çelik başta olmak üzere diğer bakanlarımız Beşir Atalay, Nimet Çubukçu ve Ertuğrul Günay'a, milletvekilimiz Ömer Çelik ile Nabi Avcı, İbrahim Kalın ve diğer emeği geçen değerli zevata nezaketleri, zarafetleri, meveddet ve muhabbetleri için teşekkür ediyorum.

Kahvaltı süresince paylaştıkları fikirler ile ülkemizin geleceğine ışık tutmaya çalışan değerli şair ve yazar dostları da tebrik ediyorum.

[1] Söz erbabına iltifat et (yakın dur) ki onlar cihanı yönetenlerin şanına şan katarlar. Eğer söz ustaları olmasaydı evvel zamanlarda yaşayıp göçmüş olan hükümdarların adını kim kaydeder, kim onları över, tarihlerini kim yazardı?!.. Nitekim şair Bakî'nin dizelerindeki ab-ı hayattır ki Sultan Süleyman Han'ın adını kıyamete kadar andırıp yaşatacaktır.

[2] Ey Nef'î! Sözümüze bir dua ile son verelim:

- Allah, çağın yiğit adamını maksadına ulaştırsın! Onun kutlu yönetimi ışıkla parıldasın ve gökkubbenin altında şanı (itibarı) arttıkça artsın! (Amin!) .

Zaman


Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Haber Ara