DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,9131 ₺

EURO

18,2474 ₺

ALTIN

1.022,97 ₺

BİST

2.750,49 ₺

Onlar olsaydılar 529 Müslüman’a ölün hükmü verebilir miydiler

2014-04-18 09:37:15
O büyük insanlar: Güneşin bile bütün ihtişamıyla kıskandığı ve dağların onların yanında alçak; denizlerin ise sığ göründüğü o büyük insanlar… Dünya imparatorluklarının, Nemrutların, Firavunların, Sasanilerin, Farsların-Mecusilerin, Yahudilerin, Avrupa’nın önlerinde diz çöktüğü;

Hz. Ömerler, Selahaddinler, Ömer bin Abdülazizler…

Kudüs’ün, Şam’ın, İstanbul’un Fatihleri…

Bu gün olsaydılar, onların mücadele ruhu, kardeşlik ve adanmışlık felsefesi bu gün yaşasaydı şayet başımıza bunlar gelir miydi hiç? Onlar olsaydı ne idüğü belirsiz bu yaratıklar ümmetin başına yönetici olabilir miydiler?

Onların ruhu yaşasaydı eğer Esad’çılar, Baasçılar, Sisiler, şımarık ve kudurmuş birkaç aile her şeyimizi elimizden alabilir miydi?

Onların ruhu yaşatılsaydı sadece bir aile bu kadar Müslümana zulmedip onları vicdanları kör olmuş Müslümanlara yalvarır hale getirirler miydi? Bir bakışları aksetmiş olsaydı Filistin topraklarına Mavi Marmara Akdeniz sularına gömülebilir miydi?

Onların varlığında kartalı görüp de kümesinden çıkamayan tavukların nesli, bu gün Müslümanlara ölüm yağdırabilir miydiler?

Çukurlar hiç kendine biz ‘dağız dağ’’ diye bilir miydi? Sadece sesleri bile zalimlere ölüm korkusu yaşatan Müslümanlar yaşasaydı tüm dünyanın gözleri önünde zindanlarda kardeşlerimize ahlaksız zulümler yaşatan müsteşrikler bu kadar cesur olabilirler miydi?

Onlar duysaydılar ki; dünyanın ortasında haksız ve hukuksuz bir şekilde 529 Müslümana ölüm hükmü vermişler, köpüklü deniz dalgalarını andıran ordularla gelmez miydiler? Huzaalı Müslümanlara yapılanların intikamını aldıkları gibi, Tıpkı heyberde, olduğu gibi dağları titretmez miydiler? Müslümanların kardeşleri için kalplerinin yandığını gören âlemlerin Rabbi semalardan nusretini göndermez miydi? Aynı Bedir’de, Uhud’da, Çanakkale’de olduğu gibi?

Bir Müslümanın aşağılanmasını ve hakir görülmesini normal karşılamayan öncü liderler vardı bir zamanlar. Müslüman bir hanımın örtüsünün açılmasına tahammül edemeyen ve ordular hazırlayan bir peygamberi olmuş bu ümmettin. Haşa gökte Allah yerde ben varım diyen Hitler bile saygı duymuş bu ümmete. Bu gün Müslümanları küçümseyip katleden işgal devletinin sözde vatandaşları o zamanlar ölmemek ve kendi şereflerini ve canlarını Hitlerin Almanya’sından kurtarmak için Müslüman elbiseleri giymişler.

Bu gün ise Müslümanların gözlerinin önünde sapık bir general kafasına göre binlerce Müslümanı hapse tıkıyor ve haklarında ölüm hükmü çıkartıyor, Kral olmuş(!) tebaasına zulmediyor, Sahip olmuş(!) kölesine işkence yapıyor ama bu Müslümanlar krallığa başkaldırmış Ömer’leri, Sahipleri çaresiz bırakan Bilal’leri de çok iyi biliyor.

Ey Müslümanlar elleri kanlı batıdan yardım dilenmekten vazgeçmeliyiz. Onların vicdanlarına kilitlenmiş ruhlar mahkûm olmaya mecbur iken bizler nasıl olur da vicdanımızı Batıya devşiririz. Sizin gururunuzun incinmesi ve harekete geçmesi için daha ne olması gerekiyor? Bu zalimlerin daha ne yapması lazım?

Ama gel gör ki suskunluğumuz ve sekeratımız ötenazi bekleyen hastalardan daha fazla ümitsizlik ekiyor İslam topraklarına. Kahrımız faiz oranlarının bir puan kaybetmesi kadar olamıyorsa mazlum Müslümanlara olan borcumuz asla kapanmayacaktır.

Mitinglerimiz işyerindeki haksızlığa karşı yapılan grevler kadar ses getirmiyorsa imani kazançlarımız istifa etmek zorunda kalacaklardır. Mısır’daki idamlara olan hüznümüz kızlı-erkekli yapılan felsefik tartışmalardan oluşuyorsa, topuklu ayakkabılarla eylem platformlarında simule tepkiler sergiliyorsak, ellerimizde sigara ile miting arkalarında tekbir çekiyorsak, Adeviyye meydanında kardeşlerimiz şehit olurken bizler gitarlar ve şarkılar eşliğinde hayali Rabiatul Adeviyye meydanları oluşturuyorsak, ordaki şehadet sesleri burdaki romantik ezgilere karışıyorsa eylemlerimizin niteliğini tekrar düşünmeli değil miyiz?

Mısır’da ve daha nice İslam topraklarında yapılan gayri ahlaki ve gayri hukuki zulümleri bizler hala uluslararası hukuk çerçevesinde aciz tepkilerle sınırlandırıyorsak İslami hukukunu tekrar okumalı değil miyiz? Yaptığımız eylemler, direnişler, kavgalar kâfirleri korkutmuyorsa zalimleri zulmünden alıkoymuyorsa, ölümü gösterip bizi sıtmaya razı edenler bizimle hala alay edebiliyorsa yaptıklarımızı tekrar sorgulamalı değil miyiz?

Tüm bu olması gerekenlere karşı bu ümmet susuyor. Bu ümmetin yemekten, içmekten ve lüks tüketmekten obez olan liderleri bu ruh hastalarını kendi çıkarları ve efendilerinin istekleri hatırına destekliyor. Milyonlarca Müslümanın hakkı, hukuku batıdaki bir Coni’nin hatırından daha değersiz oluyor. Aldığımız onca ilim; kan kaybından ölmekte olan bir yaralıya aspirinin fayda vermeyeceğini öğretemiyor. Her düşen bombadan sonra bizler güle eğlene yaptığımız kermeslerle vicdanımızı susturuyoruz. Ölen her kardeşimize karşılık yediğimiz bir dilim kek bizi bir adım daha erkekliğimizden uzaklaştırıyor.

Aslına bakarsanız basit bir dershane meselesinde dahi ‘susan dilsiz şeytandır’ diyen bir yapıya dikey bir şekilde duran; Mısır’daki, Filistin’deki, Suriye’deki ve daha nice yerlerdeki zulümlere karşı acaba beddua etmek, öfkelenmek doğru mudur diye kendince İnsancıl bir yapı varken bizim çok şey istememiz çok da bir şeyi değiştirmeyecektir herhalde.

Ama her şeye rağmen yine de umudumuzu kesmememiz lazım aslında; çünkü bir göçmen kuşu umudunu yitirmiş olsa yaşamasının bir anlamı ve imkânı olmayacaktı. Her gittiği yerde ve her yaptığı konuşmada gül dağıtan bir Peygamber algısı oluşturanlara karşı ‘din için öfkelenmeyen İmanında sorunlar yaşıyordur’ ilkesi ile yaşayan Müslümanlar çıkacaktır ve onlar bu zalimlerin anladığı dilden konuşacaktır. Tıpkı Hz. Ömer’in Mecusilerle, farslarla konuştuğu gibi, Selahaddin Eyyubi’nin Yahudilerle, kanunu Süleyman hanın Fransız kıralı ile konuştuğu gibi.

Gün gelecek yeni fetihler olacak tıpkı; MEKKE gibi İSTANBUL ve Endülüs gibi

https://twitter.com/furkan_azeri
Görüş Bildir Bizimle Paylaş