SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİ HABERGEZİSPORSAĞLIKTEKNOLOJİKÜLTÜRYAŞAMFOTOVİDEOEN

'İnsafa davet' kabul görünce

28.05.2012

Ekrem Dumanlı

Meğer bir dokunan bin âh işitecekmiş. Meğer fanatizm herkesin sabrını taşırmış. Meğer marjinal grupların futbol üzerinden aylardır yaptığı kara propaganda insanların canına tak etmiş.

 Küçük ama örgütlü bir zümre ne diyordu: "Cemaat Fenerbahçe'yi ele geçiriyor!" Absürt bir iddia. Tevil götürmez bir zırva. Gel gör ki sanal âlemde pişirilen, korsan gösterilerde provası yapılan bu kara propaganda pek çok insanı da etkilemişti. Sonrası malum. Araba yakmalar, molotofkokteyli atmalar, rastgele oraya buraya saldırmalar... Ortaya çıkan kaotik manzara, bu ülkenin her kesimini derinden üzdü. Meselenin taraftarlık ruhuyla izah edilmesi asla mümkün değildi. Marjinal grupların umurunda mı? Asla! Onlar sosyal çatışmayı kışkırtmak için her türlü figürü, kirli amaçları için kullanıyordu.

Nihayet sabır taşı çatladı. Fener-bahçe'nin içinden cesur bir haykırış yükseldi. Hafta içinde gazeteniz Zaman, iki gün "İnsafa davet" manşeti attı. Fenerbahçe'ye gerçekten gönül vermiş, önemli vazifeler deruhte etmiş, yıllar boyu elini taşın altına koymuş insanlar "Yeter!" dedi. Fenerbahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir, Asbaşkan Cihan Kamer, eski Başkan Ali Şen... Yıllardır Fenerbahçe'ye hizmet etmiş insanlar "cemaat düşmanlığı" üzerinden yürütülen kara propagandanın hem Fener'e hem ülkeye zarar verdiğini gördü ve sağduyunun sesi haline geldi.

"Gerçek Fenerliler" konuşunca Fener'in içine sinsice çöreklenmeye çalışan marjinal gruplar suçüstü yakalanmış oldu. 1 Mayıs mitinginde Başbakan Erdoğan ve Fethullah Gülen Hocaefendi'ye hakaret içeren pankartı da onlar açmıştı. Sanal âlemde hücreler kurup kamuoyu oluşturmak isteyenlerin ezberini "İnsafa davet" haberleri bozuverdi.

Aslında toplumun her kesiminden taraftarı olan spor kulüplerimizi politize etmek için epey bir süredir gayret sarf ediliyor. Her kesimden insana açık kulüplerimizi aşırı sol örgütlerin sahte laiklik söylemiyle esir almak isteyenler var. İşte en çarpıcı örneklerinden biri: Başbakan Tayyip Erdoğan ameliyattan çıkmış, nekahet dönemini yaşıyor. O sırada efsane Fenerli Lefter hayatını kaybetti. Başbakan, Fenerbahçe Stadı'nda yapılan törene sağlığını tehlikeye atarak katıldı. Orada bile haddini bilmez birtakım örgütçüler Fener formasını kendine kalkan yaparak Başbakan'ı yuhaladı. Neden? Cenaze evinde böyle bir küstahlık hangi Fenerbahçelinin (hatta hangi insaflı insanın) vicdanına sığar.

Başbakan'ın tribün terörüne karşı söylediği "Lanetliyorum." sözünün altında ezilenler, saldırı oklarını Fethullah Gülen Hocaefendi'ye çevirdi. Zaten çoktandır sinsi bir propaganda yapılıyor, medyadan bir kısım malum çevrelerden de bu kara propagandaya destek geliyordu.

Daha üzücü olan da nedir, biliyor musunuz? Marjinal gruplarla hiçbir irtibatı olmayan; hatta ahirette hesap vermeyi dünya hayatının merkezine yerleştiren güzelim insanlardan bir kısmı bile fanatik bir halet-i ruhiye ile akla karayı birbirine karıştırıyor. O yüzden "Gayretullaha dokunma noktasına gelmiştir" deniliyor. Gerçekten de öyle. Hiçbir suçu, günahı olmayan, ülke sevdalısı milyonlarca insan hakkında o kadar ağır ithamlarda hatta hakaretlerde bulunan kişilere taraftarlık kimliğiyle destek çıkmak onca insanın hakkına hukukuna tecavüz etmek demektir. Bunun insafla, vicdanla, imanla, hesap günüyle izahı mümkün değildir.

Denge, bir kere bozulmaya görsün! Adamlar bir futbol kulübünü "üst kimlik" ilan edip sanal âlemden cinnet mustatiline devam ediyor. Kime göre üst kimlik? Herkesin kulübü herkese 'üst kimlik' olursa toplumu bir arada tutacak manada hangi mukaddes değer kalır? Aklî melekelerini yitirmiş bazı insanlara ne diyeceksin ki "insan olma"nın üst kimlik olduğu, ondan sonra kişinin kutsallarına göre kimliklerin bulunduğunu, o kimlikler arasında din, vatan, kültür, insan hakları gibi kavramların sıralanabileceğini anlayabilsinler.

Dünyaca ünlü bir teknik direktörle yakın dostluğum olmuştu. Aynı zamanda efsane bir futbolcu olan o kişinin takım sahaya çıkarken oyuncularına sarf ettiği basit ama anlamlı cümleyi hiç unutmam: "Enjoy the game!" Yani, oyunun keyfini çıkarın! Futbol bir oyundur; hem de güzel bir oyun. Hâşâ bir 'din' değildir. Stadyumlar da mabet değildir. Yöneticiler de kutsal insanlar değildir. Kendine has dinamizmi ve ahlakî prensipleriyle toplumun her kesiminin ilgisini çeken sosyal bir kaynaşma zeminidir. Bu platformu tahrip etmek, insaf çizgisini aşmaktır.

Aklı başında taraftarlar hiçbir kulübün politize edilmesine, siyasî bir çizgiye taşınmasına, marjinal grupların oyuncağı haline getirilmesine müsaade etmemeli. Etmeyecek de. Bunun en güzel delili hafta içinde, gerçek Fenerlilerin "İnsafa davet" manşetiydi: Kamu vicdanında büyük yankılar uyandıran o iki manşet toplumda nasıl büyük bir rahatlamaya sebep olduysa, azgın grupları da paniğe ve öfkeye sevk etti. Demek ki tam bam teline basılmış. Bu yoldan ilerlemek, sporda sağduyuyu, ahlakı, edebi, kardeşliği, dostluğu ihya etmek gerekiyor...

Fanatizmin sorumluları

Futbol, bir din değildir. Bir ideoloji de değildir. Olsa olsa hayatı renklendirmeye, güzel vakit geçirmeye, her yaş ve inançtan insanı bir araya getirmeye yarayan güzel bir vesiledir. Bazıları bunu kendi orijinal çevresinden çıkarıp zehir zemberek bir atmosferin inşası için kullanıyor. "Vur kır parçala/Bu maçı kazan" felsefesi müsabakayı savaş, rakibi düşman, galibiyeti zafer, mağlubiyeti hezimet, stadı mabet, yöneticiyi kurtarıcı, oyuncuyu kahraman, rakip oyuncuyu hain olarak niteliyor. Hal böyle olunca sportmenlik, centilmenlik, "fair play" gibi kavramlar çöpe gidiyor; küfür ve şiddet önlenemez hale geliyor. Kazanmak için her yolu mubah görünce, bir de işin içine büyük meblağda para girince, meselenin mafya tipi yapılanmalara ve illegal örgütlemelere kaymaması mümkün değil.

Futbolun bu noktaya savrulmasında büyük vebal taşıyanlar var. Mesela kulüp yöneticileri! Yeteri kadar centilmenlik duygusunu sembolize ettiklerini iddia edebilir miyiz? Centilmen yöneticileri pasiflikle suçladı fanatikler ve spor medyası. Yöneticiler bile fanatik bir görüntü verirse taraftarlığı kendine yegâne kimlik addeden bazı insanların travmatik bir akıbete maruz kalmaması için bir sebep yok. Çünkü her daim kazanmak diye bir kaide yok yeryüzünde...

Spor ruhunun yeniden ihya ve inşa edilmesi gerekiyor bu ülkede. Rakibine saygı duymayan adamdan ne taraftar olur ne sporcu mesela... Kazanmanın tek ölçü olmadığını son düdük çaldığında ispat edeceksin ki bu ülkede spor bir anlam ifade etsin. Kaybeden tebrik edecek, kazanan şımarmayacak. Olması gereken budur! Bizde maç kazanan (şampiyon olan ya da kupayı alan) sokaklara dökülüyor, rakibini tahrik ediyor, havaya ateş ediyor, trafiği tıkıyor, hasta ve yaşlı insanları düşünmeksizin şehri gürültü ve şamataya boğuyor.

Fanatizmin hiddet ve şiddete teslim olmasında maalesef en büyük günah spor medyasına ait. Ülkemizde de çalışan dünyaca ünlü bir Alman teknik adam, Almanya'nın meşhur bir bulvar gazetesine hayatı boyunca demeç vermediğini söylemişti. Yaptığı işe saygı duyan insanların koruması gereken bir seviye var çünkü. Futbol yorumculuğu, "Ne kadar sert konuşursan o kadar çok seyredilirsin!" söylemine bağlı yürütüldü. Reyting uğruna ya da tiraj telaşına yapılmadık amigoluk kalmadı. Fanatizm körüklendi, nefret pompalandı. Manzara ortada! Bir musibet bin nasihatten hayırlı demiş atalar. Meseleyi topyekûn yeniden düşünmek lazım. Sorumlu yayıncılığı, şuurlu yöneticilik ve ahlaklı sporculuk takip etmeli. Yoksa gidişat hiç de güzel bir manzarayı işaretlemiyor...

PANORAMA

27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 50 seneden fazla zaman geçti. Hâlâ bazı noktalar karanlık. Ortaya çıkan yeni bilgiler ve belgeler, cuntacılığın ne kadar canavarca yapıldığını gözler önüne seriyor. Eski Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'a yapılan muameleyi ilk defa merhumun kaleminden okuyoruz. Yılın gazetecilik olayı sayılabilecek yazı dizisi, tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkaracak ayrıntıları içeriyor. Emeği geçen arkadaşlarımızı (başta Haber Müdürümüz Fatih Uğur'u ve ekibini) tebrik ediyorum; tarihe yeni not düştüler ve o notlar gösterdi ki darbe denilen vahim olaylar zinciri büyük bir insanlık suçudur...

 

Balyoz davası sanıklarından Tuğamiral Fatih Ilgar'a ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internet sitelerine düştü. Ses kaydına göre sanık komutan, 2 ay içinde bir yasa çıkacağını, o safhadan sonra dışarı çıkacaklarını ve "iç savaş"a kadar varacak yeni bir dönemin başlayacağını söylüyor. Hangi yasadır bu? Adalet Bakanlığı'nın böyle bir yasa çalışmasının olduğuna zerre kadar ihtimal vermiyorum. Ama burası Türkiye; bazen hiç bilinmedik ve umulmadık derin hamleler yapılabiliyor. Tarih tekerrürden ibarettir derler ve eklerler: "Ders alınsaydı tekerrür eder miydi?" İşte 1960'ta cuntacılar tarafından idamla yargılanan Genelkurmay Başkanı'nın hatıratı! Cuntacılar için amaca ulaştıracak her yol mubah. İç savaş da buna dâhil. Neyse ki toplum artık bunları görüyor, yakından takip ediyor.

 

Geçen hafta da söyledim, "Suç Twitter'da değil; fikir namusunu idrak edemeyenlerde". Bu açıdan baktığımda Twitter topluluğunu çok komik buluyorum. Trendler oluşturacağım diye alelacele yazıp yazıştıran ve ona buna sataşarak şöhret peşinde koşanlar önemli bir gerçeği unutuyor: Aslolan insanların vicdanıdır. Sandıkta kaybedenler sanal ortamda birbirine gaz verip dursa ne yazar? Kamu vicdanı fitne fesat değil; akl-ı selim istiyor, nezih üslup istiyor, hakperestlik bekliyor, kadirşinaslık arıyor. Sanal cinnete kendini kaptırarak narkoz yaşayanlar telaşla yaptıkları şeylerin, insanların gönlünde bir iz bırakmadığını göremiyor. Oysa toprağın sesine kulak vermek lazım; sunî trendlerin tantanası altında ezilmek iş değil...





    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR