Beşinci yılında Arap Baharı
Yeni bir siyasal inşa için kendi içinde vesayet odakları ile mücadele eden Türkiye’nin bölge ülkeleri içindeki statükonun devamından yana tavır izlemesi çelişki olurdu. Türkiye’nin, yeni ittifaklar-karşı ittifakların oluştuğu, yeni aktörlerin sahneye çıktığı bu dinamik süreçte hiçbir gelişmeyi uzaktan izleme lüksü yok. Ancak pasif kalma korkusu ile panik halinde hareket etmemesi gerekir.
12 Yıl Önce Güncellendi
2014-12-13 09:55:00
Ortadoğu’da tarihi akışı değiştirmesi beklenen olayların başlamasının üzerinden neredeyse dört yıl geçti. Her ne kadar bu süreç devam ediyor olsa da bir muhasebe yapmak için elimizde hatırı sayılır bir veri birikti. Tunuslu Bouazizi’nin kendini yakmakla açığa vurduğu isyan, sadece kendisinin değil bölgede yaşayan insanların, rejimin imkanlarını hoyratça kullanan kesimler dışında, neredeyse tamamının biriktirdiği öfkenin bir dışa vurumuydu. Neydi bu öfkenin kaynağı? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra halklarının ekonomik, siyasal ya da sosyal alandaki hiçbir talebine, hissiyatına cevap vermemiş, uluslararası arenada bir varlık gösterememiş, bir yandan İsrail düşmanlığı üzerinden kendi meşruiyetini sağlamaya çalışan ve fakat İsrail’e karşı da hiçbir varlık gösteremeyen rejimlerdi. İsyanın sebepleri saymakla bitmez; çünkü isyan etmek için bütün sebepler mevcuttu. Bu yüzdendir ki isyanların en görünen ve istisnasız unsuru öfke olmuştu.
Soğuk Savaş boyunca uluslararası sistemin yapısından faydalanarak güvenliğini uluslararası ittifaklarla sağlayan rejimler, imkânlarının önemli bir kısmını içerdeki muhalefeti dizginlemek için kullandılar. Muhalefete yönelik zor ve baskı araçlarını kullanmaktan çekinmeyen rejimler özellikle seçim dönemlerinde ise seçmeci (cooptation) yaklaşımlarla muhalefetin siyasal alanda bir değişime yol açmasının önüne geçti. Bu durum kaçınılmaz olarak bir meşruiyet sorununu doğurdu. İsyanların üzerinde yükseldiği zemin uluslararası konjonktür ile bu meşruiyet kaybının kesişme noktasıydı. Tunus’ta yirmi iki yıllık Bin Ali iktidarını yerinden edip Mısır’a sıçradığında, isyanların bütün bölgeye yayılması beklendi, nitekim öyle de oldu.
Bu sosyo-ekonomik ve kurumsal benzerliklere rağmen Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Suriye, Ürdün ve Bahreyn gibi büyük çaplı gösterilerin gerçekleştiği ülkelerde farklı dinamiklerin devreye girmesi ile süreç farklı noktalara evrilmiştir. Bu ülkelerden Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de iktidar değişimi gerçekleşirken, Suriye’de rejimin iktidarda kalabilmek için tüm gücünü kullanması sonucu mesele önce bölgesel, sonra da uluslararası bir boyut kazandı. Ürdün ve Bahreyn’de ise protestolar sonuçsuz kaldı. Dolayısıyla İsyanlar başladığı andan itibaren süreci şekillendiren üç temel unsurdan bahsedilebilir. Bunlar muhalif hareketler, ülkelerin güvenlik güçlerinin tutumları ve uluslararası aktörlerin tepkileri. Bu üç unsurun birbirleriyle nasıl etkileştiği dikkate alınarak genel bir çerçeve çizilecek olursa karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: Muhalif hareketler, farklı düzeylerde bir değişimin yaşandığı tüm ülkelerde güçlü ve hem ideolojik hem de sosyo-ekonomik açıdan heterojen bir karaktere sahipti. Güvenlik güçlerinin sürece müdahil olma biçimi ise çok kritik bir rol oynadı. Güvenlik güçlerinin ağırlıklı bir kesiminin veya tümünün muhalif hareketlere destek olduğu Tunus ve Mısır’da iktidar değişimi yaşandı; güvenlik güçlerinin bölündüğü Yemen ve Libya’da iktidar değişimi iç savaşla birlikte yaşandı. Güvenlik güçlerinin siyasal iktidara sahip çıktığı ülke olan Suriye’de ise iç savaşa rağmen henüz bir iktidar değişiminden bahsetmek mümkün değil. Uluslararası aktörlerin tavırları başlangıçta bir katalizör etkisi gösterirken, bugün süreci domine eden temel unsur konumunda. Libya, Yemen ve Suriye uluslararası güçlerin -kimi zaman doğrudan müdahale kimi zaman vekalet savaşları aracılığı ile- mücadele alanına dönüşmesi bu durumun temel göstergesidir.
Devrim eksik mi kaldı?
Bugün gelinen noktada hiçbir ülkede beklenen değişimin tam anlamıyla gerçekleşmiş olduğu iddia edilemezse de her şeyin eskisi gibi olduğunu söylemek de oldukça güç. Olayların ilk başladığı ve iktidar değişiminin en hızlı yaşandığı ülke olan Tunus Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile önemli bir aşama kaydetmiş olacak. Ordunun değişim yönünden ağırlığını koyması ve uluslararası aktörlerin mücadele alanına dönüşmemesi, dönem dönem yaşanan türbülanslara rağmen ülkenin istikrarlı bir geçiş sürecinde etkili oldu. Aktörlerin maksimal taleplerden ziyade bir uzlaşma siyaseti izlemleri sürecin motor işlevini üstlendi. Özellikle Anayasa yazım ve onaylanma sürecinde Batılı aktörlerin yaptığı laiklik vurgusu, “laikliğin Batılı bir proje” olarak algılanması sebebiyle özellikle Nahda tabanında bir rahatsızlık yaratmış olsa da kurumsal bir tepkiye dönüşmedi. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Tunus hem sürecin işleyişi hem de vardığı nokta itibariyle “Arap Baharı”nın bir istisnası olacaktır.
Bölgesel değişim sürecinin kilit ülkesi sayılabilecek Mısır’da ise siyasal iktidar değişimini mümkün kılan unsurlar ne idiyse, karşı-devrimin de zeminini oluşturdu. Tunus’ta olduğu gibi Mısır’da iktidar değişiminin önünü açan en önemli unsur şüphesiz ki ordunun tavrıydı, bugün gelinen noktanın mimarı da Mısır ordusudur. Zaman zaman, ordunun başından beri bu durumu planladığı, önce Mübarek’ten sonra da İhvan’dan kurtulduğuna dair yorumları beraberinde getirmiştir. Sürecin bütününü mevcut noktaya gelecek şekilde kurgulayacak bir planın olup olmadığını bilmek zor. Ancak kesin olan şey, ordunun Mısır’da ekonomik, siyasi ve sosyal alandaki ağırlığından kolay kolay vazgeçmediğidir. Ordu, sürecin başından beri kendini üçüncü bir aktör olarak konumlandırmış ve tamamen kendini merkeze alarak hareket etmiştir. Devrim sürecinde muhalefetten yana mevcut olan uluslararası desteği arkasına alarak iktidar konsolidasyonu açısından önemli bir avantaj kazanmıştır. Batılı ülkelerin diplomatik alanda sağladığı meşruiyet ve finansal açıdan körfez sermayesi ile ayakta durabilen mevcut iktidar için bu destek aynı zamanda iktidarın yumuşak karnını oluşturmaktadır.
Veysel Kurt / SETA İstanbul Araştırmacı
MAKALENİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER
Haber Ara
Yorum Yap