TIMETURK / KAZIM SAĞLAM
Bugünün Türkiye’sinde İslâmî mücadeleyi/İslâmcılığı iki ana ayırıma tabi tutmak mümkündür. Bir hayat tarzı olarak İslâmcılık. Durumalış İslâmcılığı. İslâmcılık/İslâmîleşme; İslâm’ın, kendine ait yaşama biçimi olduğuna inanan, İslâm’ın devlet idaresi, sosyal düzen tesis edici şekli, uluslararası kural koyucu yönü olduğunu kabul eden görüştür. Liberal Müslüman, demokrat Müslüman, sosyalist Müslüman, kapitalist Müslüman, faşist Müslüman, milliyetçi Müslüman diye bir Müslüman tarifi olamaz. Anti-komünist, anti-faşist, anti-kapitalist gibi yaftalamalar da İslâm’ı temsil edemez. Müslüman kendini İslâm’ın öngördüğü ana ilkelere göre tanımlar. İslâmcılar; İslâmcılar; İslâmcılar; Amel işleyen -namaz kılan, oruç tutan…- fakat amelinin her şeyi çözemeyeceğini de bilenlerdir. Her devir ve şartlarda kendilerine düşen bir görev olduğunu kabul edenlerdir. Daima iş üstünde olanlardır. İki günleri eşit olmayan muvahhitlerdir... Durumalışlar/siyasî, iktisadî, askerî mevcut şartlara göre tavır takınmalar/, iki yönlü işliyor; biri erke yakın durmakla değer kazanmak, diğeri de erke karşı çıkmakla değer kazanmaktır. Onların baktıkları yerden, zaviyeden ve baktıkları tondan bakmazsanız; siz İslâm’ı ve çağı anlamamış olursunuz. Erke yakın durmayı İslâm’la bağdaştırmazlardı, bugün erke yakın durmayı dini vecibe sayarlar. Kendileri bunları yapmakla kalmazlar, herkesi öyle davranmaya zorlarlar, acabası olanları hıyanet-i vataniye ile suçlarlar. Karşı duruş durumalış İslâmcılığıBir de başka türlü durumalışçılar vardır; onlar da hükümete muhalefet üzerine kafa yorarlar. Tüm hünerleri, hükümetin yanlışlarını deşifre etmektir. Ülkenin geleceği bu hükümetin gitmesine, hiç olmazsa zayıflamasına bağlarlar. İstikrardan huzursuzluk duyarlar, kıyıda köşede kalmış uç düşünceleri gündeme getirirler bunu da İslâmcılık sayarlar. Soluk alışları, kendi mevkilerini tahkim içindir. Başkalarını hükümete yakın durmakla itham ederler, ama yakın oldukları veya içinde bulundukları yerin çıkmazlarını görmezler. Hükümetin yanlışlarını o kadar abartarak anlatırlar ki, bağlı bulundukları mihrakların yanlışları hafif kalır ve kimse bunun farkına varmaz sanırlar. Durumalış İslâmcıları, kendilerinin dışındaki -her iki taraf için de aynı hüküm geçerlidir- Müslümanların zekalarıyla alay ederler. İçinde bulundukları yeri ve söylemlerinin neye tekabül ettiklerini kimsenin bilemeyeceğine inanırlar. Hükümete muhalefet eden durumalış İslâmcıları da, iş tuttukları mihrakları görmeyerek sadece hükümete yakınlıkla-uzaklıkla İslâmcılığı değerlendirirler. ABD ile iş tutmak, normal ama hükümetle iş tutmak sakıncalı. Derin güçlerle iş tutmak veya onların politikaları doğrultusunda kalem oynatmak normal, hükümetin doğru yaptıklarına doğru demek yanlış. Bu tavırlarının kimsenin fark edemeyeceğine inanırlar, çünkü kendi ayaklarıyla ayakta duran Müslümanların zekalarıyla oynarlar, onları küçümserler, akıllarının ermediğini bazen ima ederler, bazen de alenen söylerler. Bağımsız, kendi değer yargılarıyla yola çıkarak İslâmîliğini sürdüren insanların İslâmîliğe sahip çıkmaları gerekir. Şimdi ve bu topraklarda kendilerine düşeni yapmazlarsa; Allah indinde mesul, tarih içinde de sorumludurlar. Tarihin bugünün İslâmcılarına açtığı imkan ve yüklediği yükü göremeyenler kaybedecekler. Herkes gücü ve imkanları oranında sorumludur ve vecibelerini ifa etmekle de mecburdur. İmkan aynı zamanda sorumluluk demektir, imkanı kullanarak sorumluluktan kaçanları tarihin akışı devre dışı bırakır…