SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİGEZİSPORSAĞLIKTEKNOLOJİKÜLTÜRYAŞAMFOTOVİDEOEN
Dinin kaynağı ben miyim?
17.8.2011 16:35:

Dinin kaynağı ben miyim?

Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof Dr Ahmet Yaman, son günlerde yaşanan teravih var/yok tartışmalarını “zulüm” olarak niteliyor. İşte Yaman'ın Ramazan tartışmalarına nokta koyacak makalesi

Prof. Dr. Ahmet YAMAN*

Teravih namazının varlığı hakkında son günlerde yapılan tartışmalar, neyin İslâmî/dînî sayılacağı; bu konuda kimlerin yetkili olduğu sorusunu tekrar gündeme getirmiş bulunuyor. Bir şeyin dinde olup olmadığı veya dînî hükmü acaba sadece Kur’ân ve Sünnet’ten mi öğrenilir? Sahâbe neslinin bu konuda herhangi bir belirleyiciliği var mıdır? Baştan itibaren kopuksuz bir biçimde seyreden dînî gelenek bir anlam ifade eder ve dolayısıyla bir değer taşır mı?
 
Bu sorulara “Kur’ân ve onunla uyumlu olan Sünnet yani sadece dînî metinler belirler” cevabını verenlerin bazıları, kendilerini Protestan anlayışa yakın konumlandırıp sahabe eliyle intikal eden geleneğin de önemli olduğunu söyleyenleri “İslâm’ı Katolikleştirme”ye çalışmakla itham etmektedirler.

Bu ithamın bilimsel, ahlâkî, insânî ve dahî dînî sorumluluğu sahiplerinin omuzlarında kalsa da bize, doğruyu bulma uğrunda bazı açıklamalar yapma sorumluluğu yüklemektedir.

Dinin kaynağı elbette o dinin temel metinleridir. İslâm söz konusu olduğunda vahye dayalı olduğuna inanılan Kur’ân, bu dinin temel metnidir. Yine Kur’ân’ın emri doğrultusunda (el-Bakara 2/151; el-Mâide 5/67; en-Nahl 16/44) kendisini duyurup açıklayan, bıraktığı kimi bilinçli boşlukları dolduran, buyruklarını somut uygulamaya kavuşturan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünneti de ikinci kaynaktır. Buradaki “ikinci”lik önem ve işlev açısından değil sadece hiyerarşik sıralama açısından bir anlam ifade eder (en-Nisâ 4/65, 80; el-Ahzâb 33/36).

Daha açık bir ifadeyle Sünnet, Kur’ân ile son tahlilde aynı kaynaktan çıkmakta ve aynı işlevi görmektedir. Böyle olduğu içindir ki Kur’ân ve Sünnet metinlerine beraberce “nas” denmektedir.
 
Bir bahs-i diger olmakla birlikte şunu ifade edelim ki, “iki temel kaynak/metin” vurgusu yapanlar Hz. Peygamber’in söz, fiil ve onayları anlamındaki Sünnet’inin devreye alınmasında nesnel ölçütler yerine, kendi yorumlarını destekleyecek olanları seçip almayı sonuçlayan öznel ölçütlerle hareket etmektedirler. Yani “ikinci” kaynak, her zaman değil istenildiğinde ve “iş gördüğünde” bu niteliği hâiz sayılmaktadır. Mesela teravih namazının olmadığı Buhârî’nin eserine (Buhârî, “Ezan”, 80, 81) müracaatla ispatlanmaya çalışılırken aynı eserin “Salâtü’t-Terâvîh” isimli sayfalar süren bölümü görmezden gelinmektedir.

Dinin ne olduğu konusunda sadece bu iki kaynağı esas almak fikri “etkileyici” gibi dursa da “esas alan” öznenin insan oluşu, türlü etkiler altında bulunuşu, ne kadar ufuk sahibi ve yetkin olduğunu zannederse etsin yine de kendi dar beşer algısının mahkûmu olduğu gerçeği bizi, meseleye daha başka açılardan bakmaya sevk etmektedir.
 
Söylediklerimi birkaç örnek ile berraklaştırayım.

Sadece Kur’ân’ı ve çıkarımlarınıza uygun olması şartıyla Sünnet’i esas alan bir hareket tarzını takip ettiğiniz zaman şöyle “dînî” hükümler koyabilirsiniz:
 
a. Kur’ân ribayı açık bir dille (Âlü İmrân 3/130) yasaklamaktadır. Kur’ân’ın karşı çıkıp yasakladığı riba, asıl borcun birkaç defa katlanarak artmasıyla yapılan acı bir sömürüdür. Çağdaş ekonomide oynadığı rol ile faiz, Kur’ân’daki ribadan tamamen farklıdır. İlgili âyet ‘ed’âf-ı mudâ’afe’ tabiri ile fâhiş faizi ve tefeciliği kastettiğinden, hal-i hazırdaki mutedil banka faizlerine şüpheli nazarla bakılamaz.

b. Kur’ân “Doğrusu iman etmiş bir câriye, hoşunuza gitse bile Allah’a ortak koşan (müşrik) hür bir kadından daha hayırlıdır” (el-Bakara 2/221) buyurmaktadır. “Daha hayırlıdır” dediğine göre bu buyruk, ayetin başındaki “İman etmedikleri sürece müşrik kadınlarla evlenmeyin” nehyinden, müşriklerle evlenmenin kesinlikle yasak olduğu sonucunun değil böyle bir evliliğin çok iyi olmayacağı sonucunun çıkacağını gösterir.  Dolayısıyla müşrik biriyle evlenmek haram değil mekruhtur. Konuyla ilgili diğer ayet (el-Mümtehıne 60/10) ile Hz. Peygamber’in olumsuz beyanları genel değil, özel olarak Arap müşrikleriyle ilgilidir. Kaldı ki rivayetler de senet açısından tartışmalıdır.

c. Kadınların hayız haliyle ilgili ayet (el-Bakara 2/222) sadece o dönemdeki cinsel ilişkiyi yasakladığından hayız gören kadın namaz kılıp oruç tutabilir. Hz. Âişe hadisi başta olmak üzere bunun haram olduğunu bildiren rivayetler sahih değildir.

d. Kur’ân, boşanmış bir kadının üç kurû (üç regl dönemidir ki, yaklaşık olarak üç aydır), eşi vefat etmiş bir kadının tam olarak dört ay on gün iddet beklemesi gerektiğini (el-Bakara 2/228, 234) emretmektedir. İddetin amacı, varsa hamileliği ve dolayısıyla babanın kim olduğunu tespit etmektir. Emrin verildiği zamanda bunun tespiti ancak fiziksel gelişmeler ile yani gözle mümkün olduğundan, bekleme dışında bir yol da düşünülemezdi. Fakat günümüzde gelişmiş tahlil ve dopler (ultrason) imkânlarıyla gebelik, birkaç saniyede belirlenebilmektedir. Öyleyse bu kadar uzun süre beklemeye gerek yoktur. Diğer taraftan ölüm iddeti olan dört ay on gün meselesi de, eşin arkasından yas tutma ve ağıt yakma âdeti olan Arap toplumuna özgüdür. İlgili hadisler de bu bağlamda değerlendirilmelidir.
 
Kur’ân ve Sünnet iki temel kaynak olmakla birlikte bunların nesnel bir yönteme tâbi olmaksızın insan tarafından değerlendirilmesi işte böyle “dîni” hükümlerin çıkarılmasına yol açabilmektedir. Hal böyle olunca dînî metinleri/nasları, insanın fikrî fantezilerini ve yaşadığı hayatı onaylayan noter vasfından ve günlük piyasa kaygılarının oyuncağı olmaktan kurtaracak bir başka kaynağa ihtiyaç hâsıl olmaktadır. Bu kaynak ise icma olarak bilinen sahih “gelenektir”.
 
Hz. Peygamber’in vefatından sonraki herhangi bir zaman diliminde o zamanda yaşayan bütün müctehidlerin şer’î amelî bir hüküm üzerindeki ittifaklarına icma denmiştir. Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Benim ümmetim hata/dalâlet üzerinde birleşmez” (bk. İbn Mâce, “Fiten”, 8); “Allah’tan ümmetimin dalâlet üzerinde birleşmemelerini niyaz ettim, o da kabul buyurdu” (Ebû Dâvûd, “Fiten”, 1) gibi hadisler yanında aklî veriler, İslam ümmetinin topyekûn hata yapmaktan korunduğunu göstermektedir.
 
İcma, kaynaklık gücünü hadisler yanında daha çok ümmetin kendisini belirleyici ve sabitleyici bir kaynak olarak görmesinden almaktadır. Bu özelliği de esasen sahâbe döneminde belirginleşmiştir. Söylediklerimizi biraz açacak olursak, İslam’ın temel esaslarının ve göstergelerinin (şeâir) ne olduğu, nasıl algılanması ve uygulanması gerektiği sahâbe dönemimde sabitlenmiştir. Mesela namazın nasıl kılınacağını, haccın nasıl edâ edileceğini, zekâtın nelerden ve hangi ölçülerde verileceğini, Hz. Peygamber öğretmiştir. Fakat bu öğreti, değişmez ve değiştirilemez niteliğini sahâbenin bu öğreti üzerindeki icmaından almıştır. Aynı şekilde Kur’ân’da sadece adı konan bir cezanın nasıl uygulanacağını Resûl-i Ekrem açıklamıştır. Fakat açıklanan bu şekil, değişmez ve değiştirilemez niteliğini sahâbenin bu açıklama üzerindeki ittifakıyla kazanmıştır. İcmanın esas işlevi de zaten budur. Bu işlev, az önce ifade edildiği üzere ilk nesillerle sınırlıdır. Bu ilk nesillerin eliyle korunup bizlere intikal eden gelenek “dînîlik” ölçütünü, sırf metinler üzerinden değil metne eşlik eden tatbikat üzerinden belirlememiz gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
 
Kur’ân’ın bir ayetini şöyle veya böyle anlayabilirsiniz; bir hadisi şu veya bu açıdan eleştirip reddedebilirsiniz. Ama âyetlerin nüzûlüne, hadislerin vurûduna şahitlik etmiş, İslâm’ı onu tebliğ edip açıklayan ilk kaynaktan bizzat duyarak-görerek-yaşayarak almış, dindeki bu konumları sebebiyle Allah tarafından övülmüş (et-Tevbe 9/100; Âlü İmrân 3/110; el-Enfâl 8/64; el-Feth 48/18) bir topluluğun görüş birliği veya en azından baskın çoğunluk tercihi karşısında sizin bu tavrınızın hiçbir değeri kalmaz. Bu, bütün haşmetiyle duran Sultanahmet Camii’nin varlığını ve cami oluşunu inkâr etmeye benzer.
 
Dînî hükmü belirlemenin bir yolu da, başta yukarıdaki kaynaklar olmak üzere Müslümanların geliştirdiği yöntembilim (fıkıh usûlü) tarafından belirlenen kaynak ve yöntemlere göre ictihad etmektir. İctihad bireysel olabileceği gibi kurumsal da olabilir. Yetkin âlimlerden ve uzmanlardan oluşan bir kurulun ortak aklıyla ve çabasıyla bir sonuca ulaşmak, bireysel çözümlemelere göre daha tatmin edici de bulunabilir. Kur’ân’ın istişare ve ortak çözüm bulma yönündeki emirleri (Âlü İmrân 3/159; eş-Şûrâ 42/38) yanında Hulefâ-yı Râşidîn döneminde yoğunlukla işletilen şûrâ ictihadı, günümüzde resmî ya da gayrı resmî kurullar eliyle yapılmaktadır. İslam İşbirliği Örgütü (eski adıyla İslam Konferansı Örgütü) bünyesindeki Mecmau’l-Fıkhi’l-İslâmî, Mısır’daki Dâru’l-İftâ, Ezher bünyesindeki Mecmau’l-Buhûsi’l-İslâmiyye, Suudi Arabistan’daki Hey’etü Kibari’l-Ulemâ, ülkemizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu gibi teşekküller bunların başında gelmektedir. Diğer İslâm ülkelerinde de benzerleri bulunan söz konusu kurullar “Dinî bir konuda ilim gücü yerine devlet gücüne dayanarak insanların üstünde baskı kurmaya çalışan kurum ve kuruluşlar” değil; dînî hükmü belirleme amacıyla mübrem bir ihtiyacın ürünü olarak teşekkül eden ve toplumlarının güvenini kazanmış olan ilmî kuruluşlardır.
 
Hâl böyleyken böyle kurulları, DİB Din İşleri Yüksek Kurulu’nun şahsında aşağılayarak Katoliklerdeki Episkoposlar Kilisesi’ne benzetip “İslam’da dini konularda bir karar organı yoktur. Hele en yüksek karar organı hiç olmamıştır.” diye yaftalamak en hafif nitelemeyle “zulüm” olacaktır. Ne büyük çelişkidir ki, bu kurullara “Konsil” yaftalamasını yapanlar, yeri geldiğinde bunların kararlarına atıf yapmakta hatta bazen kendilerine sorulan soruları sadece bu kurulların verdiği fetva ya da mütalaalar ile cevaplandırmaktadırlar.
 
Dini hususunda doğruyu arayan, Allah’ın hoşnutluğunu hedefleyen kişi bilmelidir ki din tamamlanmıştır. Onun şimdiye kadar yanlış anlaşıldığını ve buna bağlı olarak yanlış uygulandığını söylemek “Bugün sizin için dininizi en mükemmel şekle getirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçtim” (el-Mâide 5/3) diyen Allah’a bühtanda bulunmak olur. Bu nasıl bir din ki, sahibi tamamladığını söyleyecek, ilk muhatapları anlamayacak veya yanlış anlayacak, insanlık için seçilen bu din tarih boyunca hep böyle yanlış bir biçimde algılanacak ve bugün birileri çıkacak ve yanlışı düzeltecek. Öyleyse sormak lazım: “Dinin kaynağını(mı) tartışıyoruz?”
 
Bu yazının sonunda nihayet şunu belirtmeliyim ki, “İstediğim tek şey, gücüm yettiğince ıslahtır, başka bir şey değil.” (Hûd 11/88).
 

*Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Recep Üstün / 13.8.2012 19:01:13
Bu yazıda bir tek doğru tesbit var. O da şu. Bugün DİB ve DİYK'nin temsil ettiği gelenekçiler, KATOLİK KİLİSESİnin yaklaşımından pek de farklı değildir. cahiliye arapları da 'Atalar dini' bozulacak diye Hz. Peygambere karşı çıkıyorlardı. Gelenekçi fıkıhçılar da, ulema dedikleri de aynı üslubu kullanıyorlar. Allah'ın defalarca 'Kolay kıldım.' dediği dini zorlaştıranlar, pek çok yerde Allah'ın görev sahasına burnunu sokanlardan, başka nasıl bir tepki beklenebilir ki. Bir sürü laf, sonuç muğlak.
Recep Üstün / 13.8.2012 18:54:30
Bu yazı tipik bir gelenekçi anlayışın din yorumunu sergiliyor. Bir türlü asli kaynak olan Kur'an'dan delil ve ruhsat almayı sergileyemiyor da lafı döndürüp dolaştırıp hem de ibadet gibi kul müdahalesine kapalı bir konuda icmayı, ulemayı, geleneği işe ortak ediyor. Daha düne kadar kadınları cahiliye arapları gibi görerek 'camiye sokmayan, erkeğe köle gibi değerlendiren DİYANET şimdi kadın camiye gelsin diye düzenleme yapıyor. Yani örfle, icma ile DİB le ibadet sahası düzenlenemez.
recep ali aslan / 20.9.2011 09:07:02
Değerli hocam, sahabenin örnekliği elbette tartışılamaz.Ama onlardan gelen haberlerin yüzde yüz onlara ait olup olmadıkları konusu tartışılabilir.zaten çok küçük bir miktarı tartışılyor.onları herkes kabul ediyor.ancak şunu anlamakta zorluk çekiyorum : Allahrasulu vitir namazını yatsı namazına bitiştirilerek kılınmadığını, cuma namazının sonunda kılınan zuhru ahir namazının oraya kimler tarafından iliştirildiğini,tamamlanan dine neler yapıldığı herkesçe malum.
Muhammed Fatih / 5.9.2011 18:35:55
Saygıdeğer Hocam, Teravihle ilgili net bir ayet ve hadis beklemişler ama yazıyı bir hüküm etrafında daraltarak değil de, ayet ve hadisin yanında dinimizin inzaline şahit olan şahsiyetlerin ve onların haleflerinin olduğu gibi, ümmetin alimlerinin ictihad yolu ile veya biraraya gelerek icma yolu ile bir konuda ittifaka varmalarının dinin anlaşılmasında katkı sağladığını ifadeyle konuyu geniş bir çerçeveye taşımanız, Yazıya, sorunun temeline yönelik gerekli ve açıklayıcı bir hüviyet kazandırmıştır
abdullah hasan / 25.8.2011 11:06:04
sn , Ahmet bey,
Yazınızın sonunda verdiğiniz,hud suresinin 1 ve 2. ci ayetlerini okumanızı tavsiye ederim.
ALLAH tarafından ,KUR'AN neden koruma altındadır.
Bir çok ayette peygamberimizin diliyle,ALLAH(cc) insanları uyarmaktadır.
Her akıl sahibi bilirki,ALLAH,subhandır.Unutmaz.farzların öncesindeki ve sonrasındaki sünnet diye bildiğimiz nafile namazlar KUR'AN da zikredilirken,teheccüd namazı KUR'AN da zikredilirken , Teravih neden yok.
varsa söyleyin,öğrenelim.İbadet konusu ictihadla olmaz
umut ipekçi / 25.8.2011 03:24:23
burda yorumlara bakıyordum yaşa ahmet hoca diyenler var çünkü kafalarındaki dini savunuyor Allahın indirdiği dine bakan yok hoca teravih kosnunda ne delil sunmuş iyi okuyun yazıyı iyice bu ayetide okuyun “Sana ek görev olarak gecenin bir kısmında namaz için uyan; belki Rabbin seni güzel bir konuma yükseltir.” (İsrâ 17/79) peygamber efendimiz bu namazı sadece ramazanda kılmıyordu bğtğn zaman kılıyordu gece namazı o ve uykudan kalkıp kılınır ramazana özgü bir namaz yok halktan korkmayın söyleyin
Adıgüzel Eraslan / 25.8.2011 00:25:30
Bu iki değerli hocamın bizzat yüzyüze gelip konuyu tefarruatlı olarak görüşüp ittifak ettikleri konuların altına imzalarını atmalarını varsa ihtilaflı konuları ortaya koymaları da benim kanaatime göre daha doğru olacaktır.Bana göre her konuda bütün insanlar öncelikle ittifak ettikleri konuları belirleyip daha sonra varsa ihtilaflı konuları ortaya koymalı saygılarımla
Adıgüzel Eraslan / 25.8.2011 00:25:13
sayın Abdülaziz hocamızın konuyu delillerle açıkladığı bir gerçektir Kendisinin ilminden cok istifade ettim sayın Ahmet yaman hocamızda değerli hocalarımızdandır.Bütün hocalarımızın hatası olabilir söylenip eleştirilebilir fakat ölçüyü kaçırmamak lazım ve iki ilim adamının ihtilafı karşısında futbol takımı tutar gibi birinin tamamen yanında öbürünun tamamen karşısında olmak hicbir alime yakışmadıgı gibi ben elhamdülillah müslümanım diyen kimseye de yakışmaz.
Mustafa Yıldıran / 24.8.2011 23:00:09
Muhterem Hocam:
Teravih namazının varlığı hakkında son günlerde yapılan tartışmalarda, bu sorulara “Kur’ân ve onunla uyumlu olan Sünnet yani sadece dînî metinler belirler” cevabını verenleri tenkit ediyorsunuz.
Sonra da “Dinin kaynağı elbette o dinin temel metinleridir. İslâm söz konusu olduğunda vahye dayalı olduğuna inanılan Kur’ân, bu dinin temel metnidir.” diyerek, tenkit ettiğinizi doğruluyorsunuz. Bu ne yaman çelişki. Hem nalına, hem mıhına vuruyorsunuz. Temenni ederim ki, ilerleyen zamanda “ben yanlış anlaşıldım” filan diyerek söyle
mehmet bacak / 24.8.2011 22:53:54
ALLAH,a dayan.Kuran,a sarıl .Hikmete ram ol.Yol varsa budur bilmiyorum başka yol.
mehmet bacak / 24.8.2011 22:47:13
emevi ,abbasiler.moğollar ve harf inkılabı sonrasında yapılan tahrifatlar nedeniyle kişilere göre din anlayışı oluşmuştur.onun içindirki akif'in dediği gibi kur'andan başka yol kalmamıştır. alimlere düşen bu konuda çalışmaktır.Allah bizleri tefrikadan korusun.
Mediha Sarı / 24.8.2011 18:20:06
Hocam kaleminize ve yüreğinize sağlık! Varlığınızı bilmek bizleri daim mutlu ediyor. Yersiz şüpheler oluşturma ve sahte dini söylemler yaratma çalışmaları hep olmuştur, olacaktır. Doğru bilgilendirme açısından sizleri görsel ve yazılı basında daha fazla görmek, gelecek adına sevindiricidir. Saygı ve hürmetlerimle...
Saim Kayadibi / 24.8.2011 12:17:33
Sayın Ahmet hocam,
Aklına ve diline sağlık. Rabbim sizin gibi dini gerçek manada anlayıp topluma anlayacağı şekilde sunan kıymetli alimlerimizin sayısını artırsın ki fesatçılara, dini içten yıkmaya çalışan alim bozuntularına fırsat vermesin. Nakıs insandan kamil iş çıkmadığı gibi nakıs alimden de kamil bilgi, anlayış, kavrayış ve hikmet çıkmıyor.
Selametle kalın.
Ahmet Hilmi TAKTAK / 23.8.2011 23:50:32
Hocam güzel şeyler söylüyorsunuzda siz biraz duygusal olmuşsunuz. Olayı tam sanırım inceleme fırsatınız olmamıştı. Sizin kimleri kast ettiğinizi anlamamak mümkün değil ama dinimiz bunu siz de iyi biliyorsunuz ki emevilerden itibaren siyasallaşmış ve bu güne kadar tarikatlar ve tasavvuf çevrelerinde belki bilerek belki de farkına varmadan bozulmaya yardım etmiştir. Keşke bunları yazmadan önce hocalarımla bir görüşseydiniz derim .Saygılar sunarım.
A.HAYDAR ÇAĞLAR / 23.8.2011 01:50:35
hocam Allah razı olsun.kaleminize ve yüreğinize sağlık. hocam sesiniz daha gür çıkmalı. ekranlarda sizi görmek istiyoruz
Hüseyin Aydın / 22.8.2011 11:30:51
Şu anki uygulamalara karşı çıkanların çoğu dinin ilk kaynağından uzaklaştığını iddia ediyorlar.Yazar sanki herkes dinin ilk uygulayıcılarına karşı çıkıyormuş havası veriyor.Böyle bir şey yok bence.Tam tersi ilk uygulayıcılarından bugüne bir bozulma yaşandığı iddiası var daha çok .
Yazarın diyanet kurumunu 'toplumun güvenini kazanmış' kurum olarak lanse etmesine ne diyeceğiz?Neden bu güven bende yok?neden torpilin her türlüsü diyanette dönüyor diyenlere rastlıyorum sürekli ??
M.Ceyhan / 22.8.2011 01:53:35
'O zikri (Kur'an'ı) biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz' ayetinin sırrı gereği birilerin ifsat ettiğini ıslah ederek bu dinin sahih geleneğini himaye eden siz hocalarımızı bu ümmete nasip eden Rabbimize hamd olsun.
Allah-ü teala 'zikr'ini muhafaza ediyor ya da muhafaza edecek kulları hep var ediyor ve edecek..
ıbrahım akkus / 21.8.2011 12:39:00
Hocam teşekkürler, emeğinize sağlık. 'De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir. ' İsra 84.
Not:Saim Yeprem hoca Diyanetten ayrılmıştır, yorumları kişisel görüşleridir.
yusuf acar / 21.8.2011 03:21:18
Hocam teşekkürler.. her ne kadar maşerî vicdanda kabul görmese de bu tür zulümlerin kafa karışıklığına sebep olduğuna cemaatten gelen sorulardan şahit olmuştum, dolayısıyla bu yazınız fevkalade isabetli olmuş, sonsoz teşekkürler...
şule kaleli / 20.8.2011 12:23:25
madem diyanet güvenilir kaynak, tnt televizyonunda yayınlanan bir programa diyanetten prof. saim yeprem bağlandı ve prof. abdülaziz bayındır'ın teravih konusunda söylediklerinin doğru olduğunu söyledi. ama bunları millete söylemeye gerek yok dedi. buna ne diyeceksiniz?
Fatih Selim Sevgili / 20.8.2011 08:28:17
Çok muhterem hocam, Rabb'im ilminizi, ferasetinizi, cesaretinizi ve gayretinizi arttırsın inşaallah.
mustafa cidik / 20.8.2011 08:14:07
arkadaslar, bu hoca dekanmış, digerlerinden daha üstte, kulagınızı dort acın, dedikleri daha dogrudur...
adem arslan / 18.8.2011 09:30:49
Hocam kalemine yüreğine sağlık, sizin gibilere daha çok yer verilmeli, sesi çıkmalı. işin özünü bilmeyen halkımızın bilinçlenmesine katkıda bulunulmalı. teşekkürler ediyorum. Allah razı olsun.
Mustafa Demir / 18.8.2011 03:28:56
Din alimleri denen insanlara, dinden ellerini çekip kendilerine karın doyuracak başka meslekler edinmelerini öneriyorum. Geçimliği dinden olan insanların artık güvenilirlikleri kalmamıştır. Ruhbanlık sektörü her ne kadar uyglamada sürüyorsa da gönüllerde ve kalplerde bitmiştir. Din esir insanların anlatıp öğreteceği bir şey değildir. Özgün fikirler özgür ortam ve kafalardan doğar ve gelişir. Takılmış plak gibi fetva ve halk kıssalarından bu millet bıktı usandı...
mimar osman ali eciş / 18.8.2011 02:09:55
hocam ilim-bilgi ve işinin ehli alimlerimizin toplumumuzu aydınlatması daha doğru olacağı kanaatindeyim..elinize sağlık..saygılar..s.a.
ahmet akay / 17.8.2011 22:59:17
kafam çok karışıktı. bu yazı ilaç gibi geldi.teşekkür ederim aydınlattığınız için.artık ekran vaizlerini daha temkinli dinleyeceğim.
Necmi ATİK / 17.8.2011 22:02:03
Hocam tebriklerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Mevlamız razı olsun. Dinimizin kaynaklarını tartışmaya açma girişimleri birilerinin projesi olarak hassas zamanlarda gündeme getiriliyor. Müslümanların mahallelerini bu salyangozculardan temizlemek lazım. En güzel metodla bunu yapıyor olduğunuza inanvım tamdır hocam. Selam ve muhabbetlerimle N. ATİK
MDavut / 17.8.2011 21:06:04
Anlayamadım! Yani şimdi din tamamlanmışmı tamamlanmamışmı?Tamamlanmışsa birilerinin icmaına-ictihadına müsade ederek mi tamamlanmış?Buhari de kur'an gibi mi?Kutsalı belirleyecek olan bu icma/ictihat ehlini kim nasıl belirlemiş?Doğru belirlenmişse o zaman bu yaşadıklarımız neyin nesi?
ebu müslim / 17.8.2011 20:39:55
Allah razı olsun ya
caner / 17.8.2011 19:34:09
Yok artik....Gunumuzdeki bankalardaki faiz riba degilmis.....Ribanin tarifi ne ve Allahu Teala..'Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.' (Bakara 275) - ' ayeti yazara gore moderin islam anlayisina gore tefsir edilmis olmali....
Nurettin Zengi / 17.8.2011 18:35:10
Karşıtlarınızın iddialarını anlamadığınız yazınızdan belli. Söylemedikleri şeyleri onlara isnad ederek zulüm yaptığınızı düşünür müsünüz. Yine karşıt iddiaları çürütme yönteminiz çok zayıf. Bir örnek: Konsil yoktur demek ile acaba ne kastediyorlar? Bunu bilmemeniz mümkün değil?
Orhan Çeker / 17.8.2011 17:34:52
Ahmedim ağzıne kalemine sağlık. Geçende TV.de İcma'ın egemenliğiyle (kadiliği) ilgili konuşmanı dinledim. Aynen katılıyorum. Zamanımızda bütün gavurluklar işaret ettiğiniz o bzuk anlayıştan kaynaklanıyor. Doğru görüşü her zaman haykıracağız. Selam. O. ÇEKER
Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR