"Kayıp Gül" kitabına dair hem Hürriyet gazetesinde hem de Yeni Şafak'ta yer alan esaslı eleştiriler karşısında bu güne kadar yazarın suskun kalması kitabın pazarlama stratejisini biraz zora sokmuş gözüküyor. Yapılan eleştiriler karşısında Kayıp Gül yazarının suskun kalarak kaybolması da oldukça düşündürücü.
Yasin Konar / TİMETÜRK
Genç Türk Romancı Serdar Özkan'ın ilk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 29 dile çevrildiği, 40'tan fazla ülkede basıldığı biliniyor.
Dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan Kayıp Gül'ün hem niteliği hem de birçok ülkede haftalarca bestseller listelerinde yer aldığına ilişkin tartışmalar geçtiğimiz günlerde gazete sayfalarında yer aldı.
Kitap çok okunan ve sevilen kitaplardan St. Exupéry'nin Küçük Prens'i, Richard Bach'ın Martı'sı, Hesse'nin Siddarta'sı ve Paulo Coelho'nun Simyacı'sına denk tutulmuştu pazarlamacıları tarafından. Hatta bu yönde pek çok önemli isim yazılar da yazmış(tı) ya da kanaat belirtmiş(ti).
Özellikle tinsellik hadi maneviyat diyelim pazarına ucundan kıyısından katkı yapan yazarlarda vardı bu isimler arasında.
Ağırlıklı olarak belli bir okur tipine özellikle de ilk gençlik çağındaki okurlara seslenen Kayıp Gül, "özgün" bir 'kendini keşfetme' romanı ama aynı zamanda özgün bir pazarlama ürünü.
Kitap ilk olarak Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanmıştı. Hatta şunu bile söylemek abartı olmasa gerek: Kitabın popüler olmasının ardından Doğan Kitapçılık bu konuyu tekrardan düşünme gereği bile duymuştur büyük olasılıkla. Ama kitap çoktan Timaş Yayınları arasında yerini almıştı bile. Ne var ki kitaba dair hem Hürriyet gazetesinde hem de Yeni Şafak'ta yer alan esaslı eleştiriler karşısında bu güne kadar yazarın suskun kalması kitabın pazarlama stratejisini de biraz zora sokmuş gözüküyor.
Öte yandan Hürriyet'te çıkan eleştirin Doğan Kitapçılık'la da ilgisi kurulabilir mi diye düşünülebilir. Tabii bütün bunlar kültürel endüstrinin mantığı içinde olup biten şeyler. Yazarın yazılanlar karşısında suskunluğunu koruyor olması ise düşündürücü.
Salt ucuz polemik olsun yada yayınevi dayanışması diye değil gerçekten niteliğine güvenilen iki eleştiri karşısında yazar Serdar Özkan'ın ne diyeceği gerçekten merak ediliyor. Tabii ardından eleştirmenlerin bu polemiği sürdürüp sürdürmeyecekleri de.