Darfur'da gerçekte neler oluyor?

UCM?de yargılanan Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir?in karar arifesinde, Prof. Mahmut Mamdani ülkedeki kavramlara ve olaylara tarafsız bir bakış açısıyla açıklık getiriyor.

03.03.2009 17:42:00


Haber Merkezi / TİMETURK

DARFUR?DA KAVRAMLAR SAVAŞININ ANALİZİ
PROFESÖR MAHMUT MAMDANİ İLE RÖPORTAJ

Eğer bunu bir ?bağımsızlık savaşı? olarak tanımlarsanız bu konuda farklı bir yaklaşımınız olur? Eğer ?şiddeti? ?meşru müdafaa? veya ?saldırganlık? olarak tanımlarsanız bu şiddet hakkında farklı bir yaklaşımınız olur.

?Darfur problemini nasıl tanımladığınız aslında çözümün nasıl olması gerektiğini de şekillendirir? diyor ünlü bir Afrika uzmanı ile bir röportajında.

Kolombiya Üniversitesi?nden Profesör Mahmud Mamdani, ABD?nin Çatışmayı bir Arap- Afrikalı savaşı olarak değerlendirmenin yanlış olacağını düşündüğünü ve etnik milliyetçiliğin etkisinin Batı?da, Darfur?da olduğuna inanıldığından daha fazla olduğunu söyledi. Mamdani, Darfur?da yaklaşık 400 bin kişinin öldüğü yönündeki tahminlerin şişirilmiş, sorumsuzca ve gerçek dışı olduğuna inanıyor.

2008 yılında ABD dergisi Foreign Affairs tarafından dünyanın en başarılı 100 entelektüelinden biri olarak ilan edilen Mamdani, Ugandalı ve halen Dakar, Senegal?de Afrika Sosyal Bilimler Araştırmaları ve Gelişimi Kürsüsü (CODESRIA) Başkanı. Vatandaş ve Konu (Citizen and Subject), Çağdaş Afrika Ve Son Dönem Koloniciliğinin Meşruiyeti de dâhil birçok kitap ve makale kaleme aldı. Yeni kitabı, ?Koruyucular ve Kurtulanlar: Darfur, Siyaset ve Terörle Mücadele?, Pantheon (Random House, Verso (London) New York) tarafından İngilizce olarak 17 Mart 2009 tarihinde yayınlanacak.

Darfur'daki çatışma sık sık medya ve aktivistler tarafından 'siyah Afrikalılar' ile 'Araplar' arasında bir savaş olarak tanımlanıyor. Sizce bu tanımlama ne kadar doğru?

Resmi kabulleri bile ele alsanız, ?Darfurlu Arapların? ? Güneyli Rozayaqat?lılar (Arap Aşiretleri) çoğunluğu, bu çatışmalara dahil olmadılar. Eğer çatışmaya katılanları, Kuzeydeki Rozayqat?ları, Fur?ları, Masaleet ve Zaghawah kabilelerini dikkatle incelerseniz, aralarındaki farkın şu olduğunu fark edersiniz. Kuzey Rozayqat(Arap Aşiretleri) hiç bir kabile alanına sahip olmayan, sömürge döneminde hiç toprağa sahip olmayan kabilelerdir. Çünkü dönemin sömürgecileri tamamıyla göçebe olan ve yerleşik köy hayatına sahip olmayan kabilelere bir kabile yurdu vermedi. Bununla birlikte sömürgeci güçler köylerde yerleşik olan kabilelere en geniş arazileri verdi. Sorunuzun asıl ve tam cevabı burada gizlidir.

Sizce aktivistler ve medya, özellikle de Batı medyası, Darfur?daki çatışmayı niçin bu kadar basit bir yaklaşımla, Afrikalıların Araplarla savaşı şeklinde ele alıyor?

Bunun siyasi olduğunu düşünüyorum. Bunu bu tanımlamayı yapanlara değil onların dinleyici kitlelerine odaklanarak anlayabilirsiniz. Her ne kadar birinciler (tanımlananlar) Darfurlu olsa da dinleyiciler Batılılar. Onlar batılı dinleyicilerinin ırk ayrımı konusunu çok hızlı ele alacağını ve böylece onları harekete geçirmenin kolay olacağını biliyorlar. Bu aslında Darfur?daki ırk ayrımı konusundan çok etnik milliyetçiliğin Batı tarihteki etkisi ile alakalı.

Bazıları bu terimi reddedip ?iç savaş? dese de bazı çevrelerde Darfur?daki çatışma bir soykırım olarak tanımlanıyor. Soykırım hakkındaki görüşlerinizi açıklayabilir misiniz, sizce Darfur çatışmasını bir ?soykırım? olarak tanımlamak doğru mu?

Eğer Darfur hakkında, biri birleşmiş milletler Darfur komisyonunun ve diğeri de uluslararası suçlar mahkemesi (ICC) tarafından yayınlanan iki uluslararası raporu okursanız, aslında ne kadar kişinin öldüğü konusunda büyük fikir ayrılıklarının olmadığını görürsünüz. Asıl fikir ayrılığı bunun nasıl isimlendirileceği ile alakalı. BM komisyonu bunun anti terörist bir savaş olduğunu söylüyor. Onlar bu ölümlerin militanların askeri açıdan mağlup edilmesi çabaları çerçevesinde meydana gelen ölümler olduğunu söylüyor. Uluslararası suçlar mahkemesi (ICC) ise hayır bilakis bu; Fur, Masaleet ve Zaghawah gibi kabileleri öldürmeyi amaçlayan daha geniş bir operasyonun kanıtıdır diyor.
Bunu nasıl ispatlayabilirsiniz ki? Bu iddia aslında hayatını kaybedenler üzerinden değil de bu çatışmalar devam ederse bazı aktörlerin soykırım niyetleri sonucunda ve muhtemelen hayatını kaybedecek olanlar üzerinden yapılan iddialardır.

Bu açıdan bakıldığında ölümleri durdurmanın tek yolunun iki tarafı müzakerelere teşvik etmek değil, Sudan?ın politik liderliğini tutuklamak olduğu sonucu çıkıyor. BM komisyonu bunun tam tersini, bütün çabaların müzakerelere ve çatışmayı durdurmaya harcanması gerektiği fikrini savunuyor.
Görünen o ki ICC tam tersine, müzakerelerin nafile olduğunu ve soykırımı sürdürenlere zaman kazandıracağını savunuyor.

Bence ICC Darfur?da olup bitenlere cevap vermek yerine Batı?daki belli bir lobiye hizmet veriyor.
Darfur krizini soykırım olarak tanımlarsanız bir dış müdahaleyi meşru gösterirsiniz. Şayet bunu ?terörizmle savaş? olarak isimlendirirseniz dış müdahale Darfur?un işgali anlamına gelir.

Bir devlet ve isyancılar arasındaki çatışmalar açısından birçok benzerliğe sahip olmasına rağmen neden Kongo ve Irak olayları bir soykırım olarak adlandırılmıyor da Darfur krizi için bu isimlendirme kullanılıyor?

Irak ve Kongo?daki çatışmalar farklıdır; Ölüm oranları çok daha fazladır. Kongo?da bu sayının 4 milyon olduğu Irak?ta ise bir milyonu geçtiği söyleniyor. Bu açıdan bu çatışmalar Darfur?dakilerden çok daha korkunç. Irak?taki çatışmalar işgalden kaynaklanıyor ve işgale karşı bir direniştir.

Darfur?daki çatışma ise 1987 ve 1989 yılları arasında Darfur?daki kabileler arasındaki iç savaşla başladı ve hükümet bu olaylara tam anlamıyla müdahil olmadı. Hükümet ilk olarak 1995 ve daha sonra 2003 yılında bu olaylara müdahale etti. Bununla birlikte bu bir iç meseledir işgal değil.
Öyleyse Darfur?daki rakamlar Irak?takinden daha az olmasına ve çatışmaların Darfur?daki kabileler arasında çıkan iç savaş olarak başlaması ve daha sonra Merkezi hükümete karşı bir isyan niteliğine bürünmesi niçin ?soykırım? olarak isimlendiriliyor? Niçin?

Uluslararası kanunlara göre ?terörizmle mücadele?nin bir devletin terörizme karşı verdiği meşru bir cevap olduğu, bir ?soykırım? olmadığıdır. Ancak Darfur krizini bir ?soykırım? olarak tanımlarsanız Darfur?a bir dış müdahaleyi meşrulaştırırsınız. Şayet bunu ?terörizmle mücadele? olarak isimlendirirseniz dış müdahale Darfur?a yönelik bir işgal olur. İşte gerçek neden budur.

Darfur?daki ?ölüm? sayıları bir tartışma konusu olagelmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalar hakkındaki fikrinizi açıklar mısınız? Darfur?da ?ölen? ve ?öldürülen? kavramları arasında bir ayrım var mı?

Darfur?daki ölüm oranlarıyla alakalı bütün önemli çalışmaların genel bir inceleme çalışmasına sahip olduğumuz için şanslıyız.

Araştırma 2006 yılında ABD hükümetine bağlı bir denetleme kuruluşu olan Hükümet denetleme ofisi (GAO) tarafından yapıldı. GAO? dan Darfur?daki ölümler hakkında o zamana kadar yapılan ABD hükümeti tarafından maddi destek sağlana araştırmada belirtilen ve 2003 ile 2004 yılları arasındaki 18 ayda en fazla 400 bin , Dünya Sağlık Organizasyonu tarafından yapılan çalışmada belirtilen 70 bin kişinin öldüğünü tahmin eden bir çalışma da dahil 6 değişik çalışmanın özetlenmesi talep edildi.

WHO çalışmasında ölenler ile öldürülenler arasındaki ayrım yapıyor. Kabaca bu 70 bin ölümün yüzde 80?inin yetersiz beslenme, dizanteri, kuraklık ve çölleşmeye bağlı sebeplerden dolayı gerçekleştiği ve yüzde 20 sinin şiddetten kaynaklandığı söyleniyor.

GAO Amerikan Akademik bilimler(AAS) den 12 kişiden oluşan bir uzman ekip talep etti. Bu uzmanlar yapılan 6 çalışmayı incelediler ve verilen yüksek rakamların metodolojik açıdan ve veri incelemesi açısından tamamen güvenilmez olduğu sonucuna vardılar.

Bu bulgular, www.gao.gov web sitesinde bulunmaktadır. Bu bulgular GAO tarafından yazılı bir onayla ABD dış işleri bakanlığına ve kongreye ve daha sonra da bu raporu büyük oranda görmezden gelen medyaya gönderildi.

ABD ve Batı? kamuoyunda Darfur hakkında süregelen tartışmalara bu araştırmanın ciddi bir etkisinin olmadığını görmek beni oldukça şaşırttı. Kamuoyu hala Darfur?u Koruma Koalisyonunun etkisi altında ve 400 bin ölü olduğuna dair tahminler tamamıyla şişirilmiş, sorumsuz ve gerçekdışıdır. Sorun şu ki, bu kendisine hiçbir etkili cevap verilemeyen oldukça politize olmuş bir harekettir.
Aynı zamanda insanların kuraklık ve çölleşme sebebiyle öldüğü gerçeği de reddedilmektedir. Bu sebeple orda bir çatışma olmasa ne kadar insan kuraklık ve çölleşme sebebiyle ölmekten korunurdu, sorusu sorulduğunda sadece bir sessizlik var.

Ölüm rakamları kaç olursa olsun hiç kimse bir trajedinin var olduğunu inkâr edemez. Fakat sizce aktivistler, medya ve hatta hükümetler tarafından verilen rakamlardaki çelişkilerin sebebi nedir?

Bence cevap iki yönlüdür. Birincisi: ortada meşru bir tartışma yok. Örneğin WHO?nun rakamlarını ele alalım, 70 bin ölü var. Bunların 20 bini şiddetten 50 bini ise şiddetle alakası olmayan sebeplerle, çocukların dizanteriden ölmesi gibi başka sebeplerle öldüler.

Şimdi tartışma konusu şu; bir grup şiddetten dolayı yaşamını yitirenler, çatışmadan dolayı hayatını kaybedenlerdir diyor. Diğer grup ise; aslında hayır; dizanteri gibi şiddet dışı sebeplerle ölenler aslında çatışmanın dolaylı etkilerinden kaynaklanan sebeplerle öldüler. Çünkü çatışmalar ihtiyaç malzemelerinin tedarikini engelledi. Bu açıdan bakılırsa ölmekten kurtarılabilecek kimseler dizanteriden ölenlerdir ve gerçekte eğer bir çatışma olmasaydı onlar kurtarılabilirlerdi. Bu geçerli bir tartışmadır. Aynı şey çiçek gibi aslında kurtarılabilecekleri sebeplerden dolayı ölen Kızılderili katliamı hakkında da söz konusudur. Bu geçerli bir tartışmadır.

İkinci bir tartışma ise geçerli değildir ve tamamen politiktir. En iyi örnek Darfur?u Koruma Hareketi ve verdiği 400 bin rakamıdır. Burada iki şey görürsünüz. Birincisi bu tamamıyla haksız ve yersiz bir abartmadır. GAO Darfur?u Koruma Hareketi?nin ölüm oranlarını abarttığını ve Çad?daki mülteci kamplarındaki ölümleri de buna eklediklerini ve hiç bir bölgesel değişkeni dikkate almadıklarını gösterdi.

Aynı zamanda çatışmaların en yoğun olduğu dönem olan 2003 ve 2004 yıllarındaki oranları 2005, 2006, 2007 ve 2008 yılında da geçerliymiş gibi saydılar.

Bu tıpkı BM İnsani işler müsteşarı Holmes?in ?2005 yılında 200 bin ölü vardı öyleyse şimdi bu rakam 300 bin olmalı? demesine benziyor. ?öyleyse? sözü aynı ölüm rakamlarının devam ettiği anlamına gelir ve bu bizzat BM?nin Darfur?daki ölüm oranlarının -sadece cinayetlerin değil- 2005 yılı Ocak ayından itibaren düştüğü kabulüne de aykırıdır.

Bu rakamlar ayda 200 den azdır, yani bir diğer ifadeyle Darfur?u ?olağanüstü hal? bölgesi olarak nitelemek için yetersizdir.

Yani hiç bir şey değişmemiş gibi eski oranları göz önüne almak tamamıyla geçersizdir.
Aynı zamanda Darfur?u Savunma Koalisyonunun insanların kıtlık ve kuraklık gibi diğer sebeplerle öldüğünü reddetmesi de kesinlikle kabul edilemezdir. Bu sebeple eğer çatışma olmasa ne kadar insanın hayatı kurtarılabilirdi konusunu tartışmak yerine sadece bir sessizlik var. Bu aynı zamanda BM?nin kendi kuruluşunun hazırladığı oran katalogunun reddedilmesi demektir.

Darfur'daki çatışma değişik politik sorunlarla birlikte bazen ?ahlaki bir sorun? olarak doğrunun yanlış ile savaşı gibi tanımlanıyor. Bu konu hakkındaki fikirlerinizi açıklar mısınız? Sizce niçin böyle tanımlanıyor?

Çatışmayı nasıl tanımladığınız çok önemlidir. 1987?1989 yılları arasında bir iç savaş- bir yandan Rozayqat diğer yandan Fur, Masaleet, ve Zaghawah- olarak başladığında bu olayları tetikleyen sorunlar üzerinde hiç kimsenin kontrolü yoktu. Bu olayların karmaşık olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

En uzun vadeli sorunlar İngilizlerin Darfur Sultanlığında hakura?yı (Arazi sistemi) nasıl şekillendirdikleri ile alakalıydı. Bu düzenleme özel mülkiyeti yok ediyor ve bütün bölgeyi, yerleşik kabilelere daha geniş arazi, hayvancılık yapan yarı göçebe kabilelere biraz arazi ve tam göçebe deve yetiştiricisi kabilelere hiç arazi verilmemesi şeklinde ?kabile arazisi? olarak ayırıyordu. Bu meselenin bir yönüdür. İkinci esas sebep ise ekolojiktir. Çölün genişlemesi kuzey kabilelerini güneye sürdü ve bu Jebal Marra çatışmasına sebep oldu. 1995 yılında hükümet bu çatışmayı Hakura?sı olmayan kabilelere arazi vererek çözmeye çalıştı. Fakat onlar bütün Darfur?un zaten paylaştırıldığını, hakura?sı olan kabilelerden toprak almanın yeni çatışmalar meydana getireceğini anlamaları gerekirdi. Ve böyle de oldu.

2003/2004 tarihinde isyan başladığı zaman, hükümet konuya sadece güvenlik açısından müdahale etti ve bu sorunu meydana getiren temel sorunları çözme ile alakalı hiç bir girişimde bulunmadı.
Çünkü bu isyancı hareketler hakuras?ı olan kabileler arasında üslenmişlerdi, Hükümet arazi sorununu, Hakura?ya sahip olmayan kabilelerin savaşa sürüklenmesi sorununu gündeme almıyor. Hükümet olaya tamamen güvenlik açısından ve Darfu?u marjinalleştiren isyancılar tarafından üretilen sorunlar açısından bakıyor. Fakat Darfur?un içinden, çatışmayı tetikleyen sebepler açısından bakmıyor. Bu açıdan hükümet çok dar bir yaklaşıma sahiptir. Hükümetin bir Darfur Vizyonu yok gibi görülüyor. Bu Darfur?un siyasi bir mesele olduğunu kanıtlıyor. Hükümet içinde Darfur vizyonuna sahip bireyler yok gibi görünüyor.

Sudan dışında ise, ABD?deki Darfur?u Koruma hareketi olaya tamamen kendi stratejik perspektifinden bakıyor ve bu ne küresel stratejik bir bakış, ne de Batı merkezli bir bakıştır. Bu çok daha kötüdür. Bu ABD yörüngesindeki en tepkisel yaklaşım olan ?teröre karşı savaş? yaklaşımını dillendirenlerin stratejik bakış açısıdır.

Onlar bu çatışmayı Sudan Hükümetinin gördüğü gibi; toprak paylaşımı, kanun ve düzen, isyan ve isyanın bastırılması meseleleri üzerine çıkan bir çatışma olarak değil Araplar ve Afrikalılar arasında geçen bir savaş olarak görüyorlar ve çatışmayı tamamıyla ırk ayrımına dayandırıyorlar. Savaşın 5 yıl öncekinden daha fazla etnik temellere dayandığı göz önüne alındığında onlar milliyetçiliğe bürünen bu savaştan bir yönüyle sorumludurlar.

Darfur?u Koruma Hareketi bu şiddetin Afrikalı-Arap savaşı olduğunu iddia ediyor ama aslında bu iddia tarihi ya da politik değil. Bu açıklama basitçe Arapların ?etnik milliyetçi? oldukları ve Afrikalıları bölgeden sürmek istedikleri anlamına geliyor.

Darfur?u Koruma hareketi yetiştirdikleri insanları Darfur tarihi hakkında eğitmiyorlar. Hareket insanlarını çatışmanın sebepleri hakkında eğitmiyor. Bu sebeple onlar Darfur?un siyasi konumu, Darfur?un tarihi ve çatışmanın tarihi ile alakalı hiç bir şey bilmiyorlar.

Tek bildikleri şey Darfur?un Arapların Afrikalıları yok etmek istedikleri bir yer olduğudur. Hepsi bu. Darfur onlara göre ?şeytanın yaşadığı yer? ve onlar bu çatışmayı tamamen şeytana karşı bir savaş olarak meşrulaştırıp sunmaktadırlar.

Bu şeytan ya da kötülük böylece tarihi olmayan, tarih ötesi ve tarih dışında, yaşayan bir şerdir ve bu şer sadece Darfur ve Sudan da yaşıyor.

Sonuç tabii ki bu 'kötü?nün ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Böyle bir savaşta yatışma olamaz. Onu durduramazsınız, müzakere yapamazsınız, barışın tek yolu vardır ve o ?şeytan?ı yok etmektir. Böylece onlar ironik bir şekilde aslında kendi düşüncelerinde ürettikleri düşman ile savaşıyorlar.

Darfur?daki çatışmalarda: 'Soykırım' 'İsyanın bastırılması', 'Afrikalılar' ve 'Araplar' 'Ölen' ve ?Öldürülen? 'Ahlaki sorun' ve 'Siyasi sorun' gibi tanımlama problemlerini ele aldık. Bazıları bu ayrımı yapmamızın gerçekte bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünebilir. Darfur çatışmasına bir çözüm bulmak için bu kavramları doğru anlamak sizce ne kadar önemlidir?

Sizin de dediğiniz gibi tanımlama çözüm yöntemini de şekillendiriyor. Eğer bunu bir ?özgürlük savaşı? olarak tanımlarsanız konuya farklı yaklaşırsınız. Eğer bir şahsı ?terörist? ya da ?özgürlük savaşçısı? olarak tanımlarsanız o kişi hakkında tamamen farklı yaklaşımlar sergilersiniz. Eğer ?şiddet?i ?meşru müdafaa? ya da ?saldırganlık? olarak tanımlarsanız bu şiddete farklı bir açıdan bakarsınız. Eğer şiddetin ardındaki sebepleri açıklarsanız şiddeti durdurmak için çözüme daha fazla yaklaşırsınız. Fakat eğer şiddeti her şartta, her sebeple ve arka planla ?anlamsız? bulursanız o zaman bu şiddeti bitirmenin tek yolunun ona katılanları yok etmek olduğunu düşünmeye başlarsınız.

Öyleyse ?tanımlama? çok önemlidir. ?Tanımlama? size problemin ne olduğunu açıklar. Ve bir yönüyle bütün tartışma problemin ne olduğu etrafında şekillenmeli. Her doktor tedavinin reçetede değil, ilaçta olduğunu bilir. Yanlış teşhis, yanlış reçete hastayı öldürür.
Tedavinin yöntemi analizde gizlidir.

Bu makale Abdulkadir Şen tarafından TIMETURK için tercüme edilmiştir.

 

İlgili haber için tıklayın;

UCM Sudan Devlet Başkanını tutuklayacak

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)