DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

18,1139 ₺

EURO

18,2096 ₺

ALTIN

1.016,26 ₺

BİST

3.020,20 ₺

Aliya İzzetbegoviç düşüncesine yolculuk

Aliya İzzetbegoviç?in kitaplarının en önemli özelliği, netlik ve somutluğudur.

12.10.2008 13:53:00


Beşer Doğasının Düalizmi

Abdülvehhab el-Messiri*

Bosna?nın eski Cumhurbaşkanı, siyasi, manevi ve fikri lideri Aliya İzzetbegoviç, insan olgusunun bileşenlerini yorumlamada çok önemli görüşlere sahip bir düşünürdür. İnsan ve doğanın ikili yapısıyla tamamıyla irtibatlı olan bu terkip, onun felsefi sisteminin ana dayanağı ve kalkış noktasıdır. Ancak onun farklı alanlardaki düşünce ve aydınlanmasını ele almadan, fikir dünyasını keşfe çıkmadan önce onun sadece bir müçtehit/düşünür değil aynı zamanda mücahit olduğu gerçeğinin de altını çizmek gerekir. O düşünür ve devlet adamıdır. Batı medeniyetini; onun biliminin ve egemen paradigmasının içinde barındırdığı materyalist, nihilist epistemolojik modeli analiz eder. Ardından ona karşı çıkar ve halkını yok etmeye çalışan Batı medeniyetiyle mücadele eder. Fakat o, aynı zamanda insanı savunan Batılı düşünürlerden de yararlanmasını bilir. Allah (c.c.)?ın ona ve halkına kurtuluş nasip etmesini sağlayan şey, onun Allah?a ve insanlığın düalist karakterine imanından kaynaklanan insana olan inancıdır. Hem mücahit hem müçtehit/düşünür, hem rahip hem kahraman şeklinde ikili bir rolü yerine getirmesini sağlayan şey budur.

Aliya İzzetbegoviç?in kitaplarının en önemli özelliği, netlik ve somutluğudur. (Üstad Muhammet Ades, onun en önemli kitabı olan Doğu ve Batı arasında İslam?ını çok güzel ve fasih bir dille Arapçaya tercüme etmiştir. Bu tercüme, aynı zamanda titizlikle estetiği bir araya getirebilen felsefi bir çalışmadır.)

Aliya İzzetbegoviç, insan meselesinin dünyadaki bütün düşüncelerin köşe taşı olduğunu belirtir. ?İnsan nasıl yaşamalı? konusu etrafından yapılan bütün tartışmalar, bizi geriye, insanın aslı meselesine götürür. Bir başka ifadeyle soyut ve kuru bir şekilde epistemolojik sorgulama yaparak meseleyi zorunlu varoluşsal bir probleme dönüştürmek yerine sıradan insanın anlayabileceği şekilde konuyu anlatır. Köken meselesini el alırken bunu eşsiz bir şekilde yapar. Darwin?in evrim teorisinde temsil olunan materyalist doğa görüşünü tartışmak ve bu teoriyi biyoloji ve doğa bilimleriyle çürütmek yerine, tamamen farklı bir stratejiye yönelir ve insandaki insani boyutunu yorumlamada Darwin?in nazariyesinin de içinde bulunduğu materyalist ideolojilerin acziyeti üzerinde durur.

Begoviç, hayvanları kendilerinde herhangi bir gizem bulunmayan, bir özne tarafından yapması gereken işlemlere programlanmış ve bu programın dışına kesinlikle çıkmayan tamamen doğal varlıklar olarak tanımlar. Tabiat âlemi mütecanis/homojendir, nicelik ve tekrardan oluşur, mekaniktir. Çünkü hayvan, bu programı aşma gücüne sahip değildir, maddi modelin dışında bir davranış sergileyemezler.

Sonra Aliya İzzetbegoviç, Materyalizm ve Darwinizm?in insan hakkındaki teorisini ele alır ve köken sorunun ortaya koyar. Materyalist ve Darwinci nazariyeye göre bütün yaratıklar yaşamın başlangıcı sorunuyla (bir başka deyişle doğal ve kimyasal [maddi] bir süreç sonunda ortaya çıkan amiplerle) ilgilidir. Gerçekte insan, -bu perspektiften- maddeden amip düzeyine doğru evrim göstermiş bir canlıdan başka bir şey değildir. Amipler de gelişerek yüksek özelliklere sahip maymunlara dönüşmüştür. Buradan da deha ve zekaya sahip fikri ve cismani olgunluğa erişmiş insan türemiştir. İnsan, bu düşünceye göre hayvani ve dışsal özelliklere sahip olması hasebiyle özünde pragmatist ve işlevseldir. Çünkü o sınırlı olan madde ve doğa çerçevesinde kalmıştır. Evrim, doğası gereği ?ne kadar kompleks olduğu ya da evrimin ne kadar sürdüğü gibi konuları göz ardı ettiğimizde- insan üretemez. Sadece, toplum içerisinde bir şekilde maddi hedefleri için yeteri şekilde hareket edebilen ideal hayvanı üretebilir.
İnsanla hayvan arasındaki ortak hususların bulunduğu tartışmasızdır. Bu açıdan bakıldığında hayvanlarda şuur, zekâ ve araç kullanabilme kabiliyeti vardır. Her ikisi de ihtiyaçlarını gidermek ve topluluğa katılmak, ekonomik faaliyet gütmek zorundadır. İnsanda, haşarat ve omurgalı hayvanların yüksek seviyesinde olmayan şeyler yoktur. İnsanla hayvan arasındaki fark, hatta insanın evriminden sonra bile, tür farkı olmayıp bir derece ve sistem farkıdır. Materyalist görüşe göre insanın kendisini diğer canlılardan ayıran bir öz yoktur.

Davranış bilimci John Watson?a göre insanla hayvanı birbirinden ayıran bir şey bulunmamaktadır. Bu nedenle bilim, insanı sadece dışsal maddi gerçeklerle tanımlar: Dik yürümek, alet yapmak, insanlarla dil üzerinden iletişim kurmak. Şunu da eklememiz gerekir: ?Ateşi, değirmeni ve nükleer enerjiyi keşfetmiştir?. İnsanın buradaki görevi belirli bir görevdir: ?Doğayla uyum sağlamak, eylemiyle dünyayı maddi ihtiyaçlara göre değiştirmek, bütün dikkatini ayakta kalma hedefine yoğunlaştırmak.? İnsan burada madde ve doğanın oğludur, onun parçalanma kabul etmez bir parçasıdır. Bu nedenle, kâinata ilişkin materyalist bir bakış açısından beslenen materyalist bilimle psikoloji, dünyanın en doğru ve hassas bir fotoğrafını bize göstermeye çalışmaktadır. Bu fotoğrafta ise insan yok sayılmakta, atomize edilerek maddi unsurlarına indirgenmekte, böylece yok oluşuna giden yolda ilerleyerek doğanın içerisinde bütünüyle erimektedir.

Ancak insan gerçekte bu materyalist ve tabii insandan özsel olarak farklıdır. İnsan, sadece biyolojik görevleri olan bir varlık değildir, kendisinde tabii gereklilikler, maddi çıkarlar ve mutlak sebeplilikler dünyasından özgürlük, irade, seçme kudreti, merak, komplekslilik ve fedakârlıklar dünyasına taşıyan bir şey vardır.

Aliya İzzetbegoviç, insandaki bir olgunun maddi ve hayvani yönüne ikna olmayan, onu beş duyu organının işittiği sathi maddeden farklı bir şeyi aramasına neden olduğunu düşünmektedir. Böylelikle insan; hayatın ve ölümün anlamı, tabiat ötesi hakkında düşünmeye başlar. İşte ondaki bu şey, hayatını daha da konforlu hale getiren alet yapma (teknoloji) ile yetinmemekte, bunun yerine ibadetler, efsaneler, garip hurafe inançlar, danslar, putlar, sihir üretmekte; temizlik, necaset, yücelik, lanet, bereket, kutsallık gibi hayatının bütününü kapsayan haramlar ve ahlaki yasaklar oluşturmaktadır. İnsanın sadece maddi ve yüzeysel boyutuyla yetinmemesini, bilakis gerçekte var olanlardan çok daha fazla ehemmiyet atfettiği şeyleri de bunlara eklemesini sağlayan şey nedir? Hayvan doğrudan avlanmaya giderek av sırasında bütün zekâsını kullanırken insan ise bu avı bir ritüele çevirmekte ve ava çıkmadan önce dualar etmekte, kutsal bildiği şeylere yalvarmaktadır.

Hayvan, avını kararlılıkla takip ederken, insan kurbanlar vermekte, ibadet etmekte ve oruç gibi bir takım ritüelleri yerine getirmektedir. Arı örneğinde olduğu gibi bazı hayvanat, yararı kalmamış ve kendilerine artık bir faydası dokunmayan varlıkları yok ederken, insanoğlu yaşlılara izzet- ikramda bulunmakta, ölülerinin arkasından bir takım törenler düzenlemektedir. Hayvanlar dünyanın sadece maddi, biyolojik ve yüzeysel bölümüyle ilgilenir ve bu noktadaki görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışırken, insan hakikatin ve hayal âleminin derinliklerine dalmaktadır. İşte niyetin ve ilhamın önemi burada ortaya çıkmaktadır.

Bu değişimin kaynağı nedir? Aliya İzzetbegoviç, insanın kökeni meselesi üzerine kafa yorarken, onun dokunulabilir ve maddi olmayan meçhul bir döngüye kapıldığını belirtir ve bu nedenle buna metafizik döngü ismini verir. Bu, beşeriyetin tarihinde dönüm noktası teşkil edecek bir döngüdür. Evrim teorisinin bir noktada ulaştığı latince ?homofaber? olarak isimlendirilen alet üreten insan, akıllı insanı (Latince homosaphien?i) ortaya çıkarmıştır. Bu insan, hayvandan ve Darwin?in doğal insanından farklı bir varlıktır. Bu varlık, akıl ve vicdan sahibi, doğanın bir parçası olduğunu hissetmekle birlikte onunla arasında mesafe olması nedeniyle aynı zamanda ona yabancı olduğunu da duyumsayan bir varlıktır. Bu nedenle orada ifade etmeye ve sürekli iletişim içerisinde olmaya çalıştığı başka bir dünya olduğunu sezmektedir. Bu nedenle insan, teknolojik ileriliği veya geriliğine bakmaksızın, resim, müzik gibi sanatsal/metafizik işlerle uğraşmakta, mezarlıklar üzerine belirli işaretler dikmekte ve inandığı bir varlığa kurbanlar sunmaktadır. İnsan bu noktada, içinde kendisini, (muzlara uzanmak için sopayı kullanan maymun ya da düşmanlarını öldürmek için taşı kullanan ayı örneğinde olduğu gibi) belki alet de yapabilecek olan hayvandan ayıran bir şey olduğunu hissetmektedir. Ancak hayvan kurbanlar sunmaz, vicdan dürtüsü hissetmez. Açıktır ki metafizik döngü, insanı, madde ve tabiat dünyasından ayırmıştır. Bu nedenle insan, madde dünyasının içinde yaşamakta olmasına rağmen bu âlemden aşkındır. Buradan hareketle insanın maddi yönüyle ruhani/manevi yönü arasındaki ayırım billurlaşmaktadır.

 

Makalenin devamı yakında yayımlanacak....

*Geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz Mısırlı ünlü düşünür ve yazar.

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş