DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Küresel kriz salgını Türkiye'yi etkiler mi?

Tüm dünya küresel kriz karşısında ?SOS? veriyor. Uzmanlar, bu krizin küresel ekonominin girdiği her ülkeyi etkileyeceğini belirtiyor.

02.10.2008 02:08:00


Metin Duman / Timeturk / Analiz

Başlığın cevabı tereddütsüz evettir. Aslında belki de soru şu olmalı: Küresel kriz Türkiye?yi nasıl etkiler, şiddeti ne olur?

Dünyada 2001 yılında başlayıp bu yılın başına kadar devam eden ciddi bir likidite bolluğu yaşandı. Ülkemiz de bu bolluktan nasibini fazlasıyla aldı. Yüksek faiz ödeyen Türkiye Cumhuriyeti bu küresel likidite bolluğundan kamu kurumları, bankaları ve özel sektörü vasıtasıyla ciddi bir şekilde istifade etti.

Bugün Türkiye?de devleti, bankaları ve özel sektörü yurtdışından fonlayan kaynaklar birer birer kurumaya başladılar. Her sene belli maliyetlerle milyar dolarlara varan banka ve özel sektör sendikasyonları yapılıyor. Şimdi bize para veren bankalar batmaktalar, herkes kendi derdine düşmüş durumda. Yurtdışındaki fon kaynakları eskisi kadar borç verme iştahında değiller. Parası olanlar ise temkinli davranmayı tercih ediyorlar. Çünkü bu krizin aniden onların başına çorap örme riski var. Buna rağmen para vermeye razı olan kaynaklar elbette bu parayı her zaman olduğundan daha pahalıya satacaklardır. Dolayısıyla borçlanmak için geride kalan bankalara daha yüksek faizler ödemek zorunda kalacağımıza hiç kuşku yok. Bu da yine vergi mükelleflerinin sırtına yeni yükler getirecek ve yavaşlamayı hızlandıracaktır. Borçlanma maliyeti artan şirketler bunu ürettikleri ürünlere yansıtacaklar ve satış hızları yavaşlayacaktır. Bu da ciddi bir durgunluğu beraberinde getirecektir. Veya bu dönem borçlanmamayı tercih edecek firmalar üretimi kısacaklar, o da olmazsa üretimi tamamen durduracaklardır. Bu da istihdamda yavaşlama, işsizlik oranlarında hızlı bir artışı tetikleyecektir. Hâlihazırda durumun zaten pek içaçıcı olduğunu söyleyemeyiz.

Son bir ay içerisinde ciddi nakit sıkıntısı çeken firmalar olduğu gerçeğini kimse kulakarkası etmemelidir. Bugün ülkenin en büyük firmaları üretimlerini yavaşlatmakta veya tamamen durdurmaktadırlar. Batan firmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu yazıda isim zikredilmeyecektir ama büyük bir beyaz eşya devinin battığını herkes bilmektedir. Büyük bir otomotiv devinin üretimini durdurduğunu bizzat kendisi geçenlerde açıklamıştır. Orta büyüklükteki tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir holdingin ödeme sıkıntısı çektiği ve bankalara olan taahhüdlerini kapayamadığından dolayı bankaların aleyhinde kanuni takibe geçtiği ve batmak üzere olduğunu yine mali sektörde çalışanlar bilmektedirler.

Bu bahsettiklerimiz büyük şirketlerdir ki KOBİ kesiminde durum daha da vahimdir. Buna delil olması bakımından bankaların takipteki alacaklarına bakmakta yarar vardır. Bu sene itibariyle kredi vermekte daha tutucu olan bankaların bile takipteki alacaklarının oranı (kötü kredi oranları) geçen yıllara göre sert artışlar göstermektedir. Bugün bankacılık sektöründe takipteki alacakların oranı neredeyse yüzde 8 seviyesine varmak üzeredir. Bunun anlamı şudur; her 100 krediden 8?i geri dönmemektedir, diğer bir deyimle o şirketin finansal durumu zora girmiştir ve bankalara olan borcunu ödeyemez hale gelmiştir. Muhtemeledir ki o firma batacaktır.

Cari açığını dış kaynakla finanse eden bir ülke olduğumuz gerçeğini yedeğimizde tutmalıyız ve durumu buradan hareketle değerlendirmeliyiz. Geçen senelere oranla bu sene doğrudan yabancı yatırımların da azaldığını gözlemliyoruz. Dünyada cereyan eden salgın kriz devam edeceğe benziyor, çünkü cin şişeden çıktı ve bu krizin kimi hangi ölçüde vurduğu henüz hesap edilemiyor. Aynen ?kimin eli kimin cebinde belli değil? durumu sözkonusudur. ABD?de banka batıyor, bir bakıyorsunuz Çin?deki bankanın orda 1 milyar doları batmış. Mesela özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn orijinli bazı bankaların bile milyar dolarlık kayıpları olduğu haberleri geliyor kulağımıza. Çünkü zamanında ABD?de batan bankaların ihraç etmiş olduğu kâğıtlar bu bankaların da portföylerinde mevcuttu. Hal böyleyken Türkiye?nin yurtdışından borçlanması hiç kolay görünmüyor, şayet borçlanacaksa bile bunun bedelini ödeyerek borçlanmak zorunda kalacaktır. Bedeli ise elbette pahalı paradır.

Diğer önemli bir husus Türk bankacılık sektörünün neredeyse yüzde 45?nin aktifler bazında yabancıların kontrolünde olduğu gerçeği ve böylesi bir salgın kriz ortamında bu durumun ülkemizdeki yansımalarının ne olabileceği sorusunun cevabıdır.

Türk bankacılık sektörünün toplam aktifi 700 milyar dolar civarındayken bunun takriben 300 milyar doları yabancı bankalara ait. Bankalardaki toplam mevduat 290 milyar dolar ve bunun neredeyse 130 milyar doları yabancı bankaların hesaplarındadır. Bu yabancı bankaların bazılarının son günlerde krizde olduklarını ve kurtarılmaya çalışıldıklarını hep beraber takip ediyoruz. Fortis ve Dexia bunlara iyi örneklerdir. Her iki bankanın da Türkiye?de iştirakleri var.

Bunun iki temel riski var. Birincisi bu bankaların ciddi sıkıntıda olmaları ve kendilerinin acil kaynağa ihtiyaç duymaları ve dolayısıyla Türkiye?de topladıkları mevduatları dolaylı yollarla yurtdışına götürme ihtimalidir. Elbette bunu yapmak çok kolay değil çünkü belli yasal sınırlamalar var ancak bunu dolaylı yollarla çeşitli kredilendirme yöntemleriyle peyderpey gerçekleştirmek mümkündür. İkincisi Türkiye?deki yabancı bankaların iki haftadır kendi dertleriyle ilgilenmesinden dolayı kredi musluklarını kesmiş olmalarıdır. Türk sanayicisi bankalardan aldığı kredilerle faaliyetlerini sürdürmekteler ve bu şekilde büyümektedirler. Krediye kolay ulaşamayan firmalar kendilerine diğer bankalardan kredi temin etmek zorunda kalacaklardır ki bu da daha pahalı kredi anlamı taşımaktadır. Üstelik bu firmaların birçoğu zaten diğer bankalardaki limitlerini çoktan doldurmuş durumdalar. Bu günlerde bankaların çoğunda ciddi bir kredi kullandırmama eğilimi gözlemlenmektedir, özellikle döviz kredisi kullandırmamaya özen gösteren bankalar olduğunu duymaktayız.

KÜRESEL KRİZİ KÜRESEL EKONOMİYİ ETKİLEYECEK

ABD?de başlayan ve Avrupa?yı da içine alan kriz salgını beraberinde küresel bir yavaşlama getirecektir. Bizi ilgilendiren kısmı Avrupa?daki krizin derinleşmesidir. Bu krizle beraber Avrupa?daki yatırımcılar ve şirketler durgunlaşacaktır, hedef küçültecektir ve bekle gör politikası uygulayacaktır. Türkiye ihracatının neredeyse yarısını Avrupa bölgesine yapmaktadır. Büyümenin lokomotifi ihracat olan Türkiye?de bunun yansımaları umulandan kötü olabilir. Avrupa?ya malını satamayan ihracatçılar veya angajmana girip satışını gerçekleştiren ve fakat bedelini tahsil edemeyen firmaların sayısı gün geçtikçe artacaktır. Bu da yine beraberinde yavaşlamayı ve firma küçülmelerini ve elbette sonrasında batışları getirecektir. Son perdede ortaya çıkacak olan şey işsiz sayısındaki artıştır. Bunun sosyal felaketler kısmını konuşmaya gerek var mıdır?

Görüldüğü üzere ekonomide küreselleşmeyle beraber hiç kimse, hiçbir ülke tek başına krizlerden etkilenmeyeceğini iddia edemiyor. Şartlarını acımasızca çerçeveleyen kapitalist liberal düzen sistemik bir krizden geçiyor. Yaşanılanlar yeniden bu sistemin sorgulanması gerektiğini bizlere hatırlatıyor. Belki uzun vadede hayırlara vesile olacak bir sürecin henüz başındayız ama ?chain effect? (zincirleme etki) kendisi acıtarak hissettiriyor.

Ekonomi yönetimi halka kuru gazla güven vermeyi yeğlememelidir. Durum vahimdir. Büyümenin zaten yavaşladığı, enflasyonun baskı oluşturduğu bir kırılma yaşıyoruz. ABD?nin başetmekte zorlandığı, Avrupa ve Uzak Doğu?yu içine acımasızca alan bu küresel salgından lafazanlıkla kurtulabileceğimizi ummak saflıktır. Karlar eridiğinde ortaya çıkacak tablo felaket olabilir. Ekonomi yönetimi alarmda olmaya mecburdur. Bu salgının aşısı bulunmalı ve minimum hasarla atlatılması için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Aksi takdirde ortaya çıkacak felaketler zinciri yüzde 47 değil yüzde 97 oy olsa bile iktidarı affetmez.


Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş