DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

El-Kaide Hizb-i İslami'ye savaş açtı

El-Kaide liderlerinin Hizb-i İslami konusunda çemberin iyice daraldığını hissettirdikleri yönünde yeni işaretler gelmeye başladı.

27.09.2008 05:51:00

 

El-Kaide?nin Irak?ta Hizb-i İslami?ye Karşı Savaşı

Yasir ez-Zeatire*

Ramazan ayının ilk yarısında kendisini Irak İslam Devleti?nin başkanı olarak tanıtan Ebu Ömer el-Bağdadi?nin ses kayıtlarında el-Kaide örgütü, Hizb-i İslami*?yi Allah ve Resulu?nün düşmanı şeklinde tanımlayarak gerek Amerikan işgaline ardım etmesi gerekse İslam?a karşı çalışıyor olmaları nedeniyle liderlerini öldüreceğini, özellikle de bu parti içerisindeki parlamento üyeleri ve Şura Meclisi?yle illerdeki yetkililerini hedef alacağını açıkladı.  

Bağdadi, Parti üyelerine tövbe etmeleri için iki hafta süre vermiş olmasına rağmen (şu an itibariyle bu süre sona ermiştir) bunların içerisinde aralarında Tarık el-Haşimi, Abdülkerim Samarrai, Ala Mekki?nin de bulunduğu beş kişiyi istisna etti. Bağdadi ayrıca, parti yetkililerinin kellelerini getirenlere kıymetle ödüller ve eşsiz mükafatlar vaat etti.

Aslında el-Kaide?nin parti liderlerini hedef alacağını açıklamasına ihtiyaç yoktu. Üç aydan fazla bir süredir zaten bu durum biliniyordu. Zerkavi?den Bağdadi'ye ve Ebu Hamza el-Muhacir?e kadar bütün liderler, bu partiyi vatan haini ilan etmekte ve tekfir etmekteydi. Ancak ilan, hedef alınacak kişilerin listesinin kabardığı anlamına geliyor. Doğal olarak fetva, ancak güç yetirebilenlerin bu kişileri öldürmesine cevaz veriyor.

Bu durum, onların hayatlarının tehlikede olduğu anlamına geliyor çünkü Hizb-i İslami?nin Irak?ta yeterince düşmanları var. Sonuç olarak önemsenmeyecek bir tehdit karşısında değiliz.

Öte yandan el-Kaide liderlerinin Hizb-i İslami konusunda çemberin iyice daraldığını hissettirdikleri yönünde yeni işaretler gelmeye başladı. 

Parti?yle ilgili genel tavır, Sünni Arapların siyasi katılım sürecine önderlik etmesi gerçeği ve bu nedenle de siyasi sürece meşruiyet kazandırması üzerine kuruluydu. Nitekim yeni tavrın, Sünni Arapların yaşadığı bölgelerde Sahve Meclisleri** olaylarının arkasında durmasında temsil olunan daha da önemli bir yorumu vardır. Bu meclisler, el-Kaide?yi barındıran bölgelerde bu örgütün yükselişinin zirveye çıktığı dönemde daha geniş bir şekilde hedef alınarak zayıflatılmasına yol açan bir olgudur.

Sahve güçlerinin el-Kaide?ye karşı gerek Amerikan güçlerinden gerekse Irak polisinden daha sert olduğu konusunda bir tartışma yok.  Şüphesiz neden, bu insanların sahip olduğu savaş tecrübesi değil. Savaşçılarının bir kısmı daha önce el-Kaide ile; kalanları ise başka direniş örgütleriyle birlikte çalışmış unsurlar. Önemli olan bu savaşçıların ezici bir bölümünün el-Kaide unsurlarını barındıran bölgelerin çocukları olması.

Bundan daha az önemli olmayan başka bir husus ise, Sahve gruplarının sadece el-Kaide?nin hedef alınmasında rol almadıkları, aynı zamanda direniş güçlerinin seçeneklerini daraltmada da önemli rol oynadıkları hususu. Özellikle bazı Sahve unsurlarının direnişle birlikte çalıştıkları göz önünde bulundurulduğunda, onları finanse eden ve harekete geçirenlerin sadece el-Kaide?yi vurmakla yetinmedikleri,  daha da ileri giderek başka direniş gruplarına karşı da birlikte savaşma talebinde bulundukları.

Bu olay, alış-veriş şeklinde yapılan bir provokasyonla gerçekleşti. Sahve meclisleri, para karşılığında çalışan lejyonerler haline geldiler. Tabii, Hizb-i İslami?nin sağladığı meşruiyet ve bazı direniş örgütlerinin katkısı olmasaydı bunlar olmayacaktı.

Bu varsayım, Sünni Arapların karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikenin Amerikan güçlerinden ziyade İran?dan geldiği anlayışına dayanıyor. Böylece İran tehlikesine engel olabilmek için ABD güçleriyle anlaşmayı daha makbul görüyorlar. İran bir kez engellendiğinde gerisi bir şekilde hallolur diye bakılıyor.

El-Kaide?nin ya da direnişin tamamen bitmesinden söz etmek için erken. El-Kaide her ne kadar eskisinden daha güçsüz görünüyorsa da hala eylem yapabilecek güçte.. Diğer direniş güçleri ise ikinci raundu kazanmaya çalışacak. İkinci raundu sadece Hizb-i İslami ve Tevafuk Cephesi?nin önderlik ettiği siyasetlerin başarısızlığının ardından Sünni Arapların umutsuz sonundan dolayı değil aynı zamanda Sahve meclislerinin acıklı sonundan dolayı da kazanmaya çalışacak. Özellikle de Irak hükümetinin Sahve Meclisleri?ni ordu ve emniyet teşkilatına katmayı reddetmesinin ve Amerika?nın bu konudaki sorumluluğu hükümetin üzerine atmasıyla Sahve Meclisleri?nin dağıtılmasına karar verilmesinin ardından. Bu olgu, ordu ve emniyet teşkilatına hâkim olan Şii güçler için son derece önemli bir başarıydı.

Bu günlerde sorulabilecek en önemli soru, Sahve Meclisleri konusu ya da ordu ve güvenlik birimlerine ilhaklarının reddinin ne gibi bir sonuç vereceğiyle ilgili olanlar. Böyle bir kararın ardından acaba yeniden el-Kaide?ye; ya da İran?la savaşmanın ABD ile savaşmaktan daha önemli olduğu yönündeki inançlarının hatalı olduğunu anlayan diğer direniş gruplarına katılırlar mı? Çözüm bu mu olacak; yoksa hükümet başka bir şekilde, Sahve Meclisleri kendi suratında patlamayacak ve yeniden şiddet sarmalına girmeyecek şekilde bir hal yoluna bakacak mı?

Sahve Meclisleri?nin yeniden direniş gruplarına veya el-Kaide?ye katılmasının tehlikelerinin farkında olan Irak Hükümeti, onları sivil kurumlara entegre etmeye meyilli. Doğal olarak bunun nasıl olacağını bilmiyor. Acaba buldukları çözüm yolu sıkıntılı mı yoksa bazılarının direnişe katılmalarına bir engel oluşturacak mı?

Sahve tecrübesinin sadece Hizb-i İslami ya da Amerikalıların yaratıcılığı sonucunda ortaya çıkmış bir olay olmadığını söylemek zor değil. (Hizb-i İslami, İran tehlikesinin giderek artış göstermesi teorisinin geçerliliğine inandıklarından Amerikalılar ise bu meclislerin bazı aşiret mensuplarını yanına çekmede işe yaradığını görmesiyle kesenin ağzını sonuna kadar açması sayesinde). Tabii tüm bunlara aşiret mensubu ve siyasete atılan Sünni Arapların sembol isimlerine yönelik akıl dışı ve acımasız saldırılarıyla iyice zıvanadan çıkan el-Kaide?nin hatalarının da katkısı oldu. Bu gruplar, sadece siyasi sürece girdikleri için ölümü hak etmediklerini düşünüyorlardı.

Bunlardan çoğu, belki içtihatlarında hata yapmış bile olsalar, aslında ülkelerine hizmet amacıyla siyasi sürece katılmışlardı. Bu kişilerin, bu satırların yazarının da dâhil olduğu pek çok kimse tarafından hata ettikleri düşünüldü.

El-Kaide?nin katil ve saldırıda aşırıya gitmesine ek olarak Irak İslam Devleti ideolojisinin insanlara zorla dayatılması ve dışlayıcı mantığı nedeniyle, el-Anbar ve Salahaddin gibi bölgelerde kendisine karşı oluşan intikam ruhunun iyi kullanılması sayesinde düşmanlarına onun başına çöreklenme fırsatı verdi.

Şimdi ise Hizb-i İslami?nin liderlerine herhangi bir saldırı düzenlenirse bu, el-Kaide?nin günah defterine bir yenisinin daha eklenmesine ve ona yönelik intikam hislerinin daha da depreşmesine neden olacak. Özellikle de Parti yandaşlarının aynı zamanda aşiret mensupları olduğu göz önünde bulundurulduğunda, onların öldürülmeleri öyle çok hoş da karşılanmayacaktır.

Tüm bunlar, Irak?ta siyasi partilerin faaliyetlerinin bir çok alanda umutsuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu liderler bir an şöyle bir durup Sünni Arapların, kendilerinin ortaya attıkları teorilerle karşılaştırıldığında, maruz kaldıkları zarar ve yıkımı hesap etselerdi, Parlamento?ya ve Şura Meclisi?ne girmeler,  ordunun lağvedilmesi, Anayasa ve seçim kanunları ve son olarak kendilerine gerçek anlamda siyasi güç sağlayan direnişi vurma gibi konularda yaptıkları hataların kendilerini nasıl bir siyasi aptallığa sürüklediğini anlarlardı.

İran ya da (Şii) tehlikesi hikayesine gelince, bunun ne kadar isabetsiz bir yaklaşım olduğu, İran ve yandaşlarının Irak?a nüfuzları, duruma hâkim olmaları ve Amerikalıların onların isteklerine boyun eğişlerinden de anlaşılabileceği gibi ortaya çıkmıştır.

Ayrıca her ne kadar durumun düzeltilmesi açısından sınırlı da olsa halen mevcut olan başka bir fırsat da vardır: Direnişin yeniden güçlenmesi, işgalin başından beri var olan siyasi sürece girmenin ve taksimatın mezhebi esaslara göre yapıldığı siyasi düzenin reddi gibi..Ancak bu insanları çoğu, kaybetmeleri nedeniyle masadan bir an evvel kalkmaları gerektiği halde  masaya daha fazla yapışan kumarbazlar gibi olmuşlar.

Geriye, Irak Müslüman Kardeşler Cemaati içerisinde parti politikalarının kendilerini hangi noktaya getirdiğini idrak eden liderlerinin basireti ve Müslüman Kardeşlerin merkez teşkilatının olaylara müdahalesi seçeneği kalıyor.  


*Filistinli Yazar



* Irak?ta Sünnileri temsil eden ve Müslüman Kardeşler?in Irak kolu olan partinin liderliğini Muhsin Abdülhamid yapmaktadır. İlahiyat uzmanı Abdülhamid'in, aralarında bir kısmı Türkçe?ye çevrilmiş, Kuran üzerinde pek çok eseri bulunmaktadır.

** Sahve Meclisleri?nin diğer adı Irak Ulusal Kurtuluş Konseyi?dir. Irak?ta sivilleri korumak ve suç örgütleriyle bazı kaos yaratan milis güçlerini Irak?ın orta bölgelerinden özellikle de Anbar vilayetinden temizlemek için kurulmuş Sünni bir teşkilat. Örgüt öncelikle el-Kaide unsurları ve suç çeteleriyle mücadele etti ve bu mücadelesinde de başarılı oldu. Bu teşkilat içerisinde sivil ve askeri unsurların yanında aşiret yetkilileri de bulunmaktadır. Bu grubun 90 binle 200 bin arasında savaşçıya sahip olduğu belirtiliyor.

 

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş