DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,2250 ₺

EURO

17,5585 ₺

ALTIN

960,61 ₺

BİST

2.408,15 ₺

Türk-Ermeni uzlaşması mümkün

Eğer Ankara ile Yerevan arasında bir yeniden dostluk olacaksa burada birçok diğer önemli meselenin ele alınması gerekecektir.

08.09.2008 06:23:00

Türk-Ermeni Uzlaşması Mümkün ? ve Elzem!

Muriel Mirak Weissbach*

6 Eylül tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?ün Yerevan ziyareti bariz sonuçlar hemen beklenmese bile tarihi bir hadise olarak hatırlanacaktır. Gül, iki ülke takımları arasında 2010 Dünya Kupası Elemeleri futbol maçına katılmak için Ermenistan Devlet Başkanı Serzh Sargysyan?ın davetini kabul ederek bir tabuyu yıktı ve onlarca yıllık yakıcı nefreti takiben başlayan bir uzlaşma sürecine yol açtı. Eğer samimi bir barış süreci açılırsa bu, sadece iki komşu arasındaki normal ilişkileri yeniden tesis etmiş olmayacak; aynı zamanda Kafkasya ve daha da ötesinin istikrarlaştırılmasına katkı sağlayabileyecektir.

Gürcistan?ın Güney Osetya?ya karşı askeri harekâtı ve akabinde Rus cevabıyla patlak veren krizler olmaksızın bu tür bir gelişmeyi düşünmek son derece zor olacaktı. Rus-Gürcistan savaşı bölge milletleri arasındaki jeo-stratejik ilişkilerde mütemadiyen değişen bir değişimi etkiledi. Ki bu şekilde nisbeten küçük olan Ermenistan yeni bir ehemmiyet kazandı. Bu yeni gerçekliği açığa kavuşturmak için birkaç husus göz önüne alınmalıdır.

İlk ve en önemli olan husus, Gürcistan-Rus krizinin Azerbaycandan Batıya petrol ve gaz teslimatı için bir transit ülkesii olarak Gürcistan?ın aşırı savunmasız olduğunun açığa çıkmasıdır. Anlaşmazlık, ihracatların aksamasına ve bazı gurbetçi petrol çalışanlarının bir tahliyesinine sebebiyet verdi. Michael Chossudovsky?nin yeni bir makalesinde gösterdiği gibi savaş petrolle ilgili her şeyi yapardı. Gürcistan?ın kavgacı saldırısı, ABD-destekli boru hatlarını askeri olarak korumak için NATO tarafından görevlendirilen birer kukla olarak görülen Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova ülkelerini içeren bir ABD-GUAM Zirvesinin dizlerinin dibinde gerçekleşti. ABD petrol politikası, Dick Cheney?in tasavvur ettiği ve uyguladığı gibi, boru hatlarını düşman olarak düşünülen hem Rusya hem de İran?ı bertaraf ederek Azerbaycan?dan batıya doğru düzenlemektir. Bu politikanın doğal neticesi Rusya ve İranı kapsayan herhangi bir boru hattını baltalamak ve Çin ile Orta Asya Cumhuriyetleri - olmak üzere onları da içeren ekonomik ilişkilere engel olmaktır.  Chossudovsky?in gösterdiği gibi Cheney stratejisi İran?dan Asya?ya doğru yayılan güçlü koalisyonların somut ekonomik, siyasal ve askeri işbirliği çerçevesinde bir araya geldikleri gibi bir başarı elde etmedi. Mikhael Saakashvili?nin ahmakça macerasına verilen Rus cevabı bütün Cheney yaklaşımına ağır bir İngiliz anahtarı soktu.

İkinci itibara alınacak olan husus ise Türkiye?nin rolünü içermektedir. Bir NATO üyesi ve sadık bir ABD müttefiki olan Türkiye boru hattı güzergâhlarının kilit bir unsuru: Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı Azeri petrolünü Gürcistan içinden Türkiye?nin ortadoğudaki Ceyhan limanına taşımaktadır. Boru hattının daha ileri bir genişlemesi Türkiye içinden Bulgaristan, Romanya ve Macaristan aracılığıyla Avusturya?ya götürmesi düşünülen Nabucco Projesidir. Aynı zamanda Türkmenistan?dan gaz da tartışılıyor. Bununla birlikte, Global Insight?tan analizci Andrew Neff?in de belirttiği gibi, ?Azeri gazı olmaksızın, Nabucco boru hattı taslak metinde kalan ölü bir projedir.? Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR 7 Ağustos?ta petrolü şimdi Bakü-Novorossisk boru hattı aracılığıyla dağıtma kararı verdi.

Türkiye, Gürcistan krizinin yan etkileriyle ciddi bir şekilde zarar görebilir. Bu, sadece boru hattının engellenmesi değil aynı zamanda Rusya ile ilişkilerin zarar görmesi halinde de olabilir. Zaten çoktan Turkish Daily News 2 Eylül tarihinde Rusya?nın krizi müteakiben Türk tırlarını gümrük kontrol noktalarında durdurduğunu yazdı. Bazıları bunun, Türkiye?nin Gürcistan için yardımlarla yüklü Amerikan savaş gemilerinin Boğazlar yoluyla geçmesine izin vermesi nedeniyle Moskova?nın Ankara?yı cezalandırma yolu olduğunu tartıştı. Türkiye problemlerinde Moskova ile başa çıkamaz; zira kendi petrolünün % 29?u ve gazının % 63?ü için Rusya?ya bağlı durumda. Bu ihtiyaçlar kesintiye uğradığında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan?ın bir keresinde dediği gibi Türkiye ?karanlıkta kalabilecektir.? İki ülke içinde bulunduğumuz yıl için 38 milyar dolarlık önemli bir ticari hacme sahip ve bu büyüyor.

Türkiye?nin İstikrar İnisiyatifi

Bu, belki de Erdoğan Hükümeti?nin Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Rusya?yı bir araya getirmeyi amaçlayan Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu (CSCP - KİİP) olarak da bilinen ilgi çekici yeni bir inisiyatifi başlattığı gibi karşılıklarla sonuçlanabilir. 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Genel Kurmay Başkanı?nın Ankara?da verdiği bir resepsiyonda basına konuşmasında Erdoğan şu mülahazalarda bulundu: ?Niçin bizler bunu ?Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu?  diye isimlendirdik? Niçin buna Ermenistan dâhil, niçin buna Gürcistan dâhil? Çünkü bizler jeografik bir temelde (bu platforma) dâhil etmek için (onları)  seçtik. Bölgenin bir refah ve huzur bölgesi olması için bunda muvaffak olmalıyız.? dedi ve ekledi: ?Kafkasya?nın geleceğini birlikte şekillendirmeliyiz. Bölgesel gerilimin küresel bir hengâmeye dönüşmesini engellemek için cesur adımlar atmaya ihtiyaç duyduğumuz bir zamandayız. Diyalog kanalları açık tutulmalıdır.?

Teklif edilen gruplaşma üyeleri arasında önemli bir seri karşılıklı toplantılarda da işaret edildiği gibi CSCP (KİİP) Türkiye ile Ermenistan devlet başkanları arasındaki konuşmada gündemde olacak. Todays Zaman?ın haberine göre Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan Gürcistanlı meslektaşı Eka Tkeshelashvili ile1 Eylül?de İstanbul?da gerçekleştirdiği basın toplantısında Gül?ün ziyaret hazırlığı için Yerevan?a giden bir Türk heyetinin CSCP (KİİP) mevzusunu da tartışacağını söyledi. Müteakip haberler olayı doğruladı. Erdoğan?ın bizzat kendisi Moskova, Tiflis ve Bakü?ye ziyaretler noktasındaki fikrini tartıştı. Azerbaycan Dışişleri Bakanı mevzuyu 29 Ağustos?ta Ankara?da konuşurken, Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrol 2 Eylül?de İstanbul?daki konuşmalarda bunu ele aldı. 

Lavrov inisiyatif için düpedüz destek ifadesinde bulundu. (www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=114351) Rusya?nın Türk ithalatı üzerindeki kontrolünün siyasal etmenlerle yapıldığını reddederken Lavrov ülkesinin, Türkiye?nin bölgeyi istikrarlaştırmadaki gayretlerini takdir ettiğini söyledi ve ekledi: ?Bu inisiyatif (CSCP) müşterek bir sağduyuya dayanmaktadır.?

Aynı gün, Ermenistan Devlet Başkanı Sargsyan yeni karşılıklı işbirliği projelerini ve elbette Kafkasya Krizini tartışmak için Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev ile Sochi?de bir araya geldi. Hem Ermeni hem Azeri hükümetleri CSCP teklifini tartışacaklarını ifade etti.

Müzakere - İşbirliği Parametreleri

Erdoğan Hükümeti?nin önerdiği şey azimli, cesurca ve çok gerekli. Ancak bunun uygulanması o kadar kolay olmayacak. CSCP?ye katılmaya davet edilen ülkeler kesinlikle aynı kafada değiller ve ne de aynı şahsi algılanan jeostratejik çıkarları paylaşıyorlar.

?Gül Devriminden? bu yana Gürcistan, ABD?de üslenen ve Bush-Cheney yönetimince desteklenen George Soros ? kullanımlı şebekelerin bir oyuncağı gibi işlev gördü. Son Güney Osetya trajesinde olduğu gibi Moskova?ya karşı saldıran bir köpek gibi kullanıldı. Azerbaycan, Müslüman bir halk, öyle ya da böyle bağımsızlığından beri Dick Cheney?in ve onun petrol kodaman dostlarının cebinde yer aldı.

Azerbaycan halen teknik olarak bağımsızlığının ardından Ermenistan?ın Nagorno-Karabağ?ı Ermenistan?a katması ve bitişik Azeri topraklarını işgal etmesinden bu yana Ermenistan?a karşı bir savaş halinde. 1991 yılında Ermenistan?ın bağımsızlığını ilk tanıyan Türkiye bununla birlikte Türk Azerbaycan?ın bir müttefiki ve Nagorno-Karabağ savaşının ardından 1993 yılında Yerevan ile tüm ilişkilerini kopardı. Bu da Azerbaycan?ın çoktan yaptığı gibi Ermenistan ile sınırların kapatılması anlamına geldi. Ermenistan, tarihi olarak aynı zamanda bir Hıristiyan ülke olan Gürcistan ile iyi ilişkilere ve Rusya ile de çok yakın ilişkilere sahip. Ermenistan?ın ekonomisi son derece Rusya ile kaynaşmış durumda. Ermenistan (bir kısmı İran?dan gelmesine rağmen) petrol ve gaz için, nükleer yakacağı için, kendi nükleer tesisini finanse etmek için Rusya?ya dayanıyor. Rusya, Ermenistan?ın iletişim ve ulaşım şebekesini kontrol ediyor. Rus şirketleri Ermenistan?da uranyum cevheri için maden arıyorlar ve diğer bir nükleer tesis inşaatı için yürümekte olan planlar mevcut. Rus şirketleri aynı zamanda ekonomideki en büyük yabancı yatırımcı olup inşaat, telekomünikasyon, metalürji, madencilik, bankacılık ve enerji sektöründe 1.3 milyar dolar hacme sahip. Tarihi olarak Rusya aynı zamanda Hıristiyan nüfusun ve milletin hamisi olarak işlev gördü.

Mevcut nazik stratejik durumda Rusya kendi nüfuzunu, komşu ülkelere hem zarar verebilecek hem de yardım edebilecek yollarda kullanabilir. Gürcistan?a müdahelesi Rusya?nın etkisinin ne olduğunu açıkça ortaya koydu. Rusya, Nagorno-Karabağ meselesiyle ilgili olarak da Azerbaycan üzerine baskı kurabilir. Rusya?nın Güney Osetya ile Abhazya?yı bağımsız cumhuriyetler olarak tanıması örnek hadisesi göz önünde tutulursa, bir insan Moskova?nın Nagorno-Karabağ?ı muhtemel tanıma yönünde hissettirebileceği ihtimaliyle (gerçi çok uzak olsa da) eğlenebilir. Rus resmi duruşu tüm meselenin karşılıklı uzlaşmalar aracılığıyla tesis edilmesi gerektiği noktasındaki mantıki yaklaşımı içeriyor.

Bu aşırı karmaşık birleşimde, alınabilecek olan iki alternatif rota mevcut. Ya her millet (eğer varsa kendi uluslararası destekçisiyle) diğerleri phasına dahası krizi şiddetlendirerek kendi şahsi algılanmış jeostratik kazanımını elde etmeye çalışacak, ya da her biri Kafkaslarda oynanmakta olan oyunun hakikatiyle yüzleşecek. Ki bu oyun bölgedeki bağımsız devletlerden herhangi birisiyle nihai noktada amaçları ters düşen bölge dışındaki güçler, Cheney ve diğerlerince temsil edilen Anglo-Amerikan petrol çıkarları tarafından manipüle edilmektedir.

Bunun için Türk inisiyatifi kabul edilmeli ve yerine getirilmelidir. Türkiye?deki bazı kaynaklar bu yazara CSCP hakkında şüpheli olduklarını, Türk basınında da benzer etkilere dair haberlerin olduğunu söylediler. Bu görüş, Erdoğan inisiyatifinin arkasında gerçekte Washington ile koordineli bir şekilde Türkiye aracılığıyla, temelde, Ermenistan?ı Rusya ile ilişkilerinden caydırmak için Ermenistan?ı seçen bir operasyon olduğunu söylemekte. Bu nedenle Gül?ün futbol diplomasisi bile bu oyundaki bir dalavere olarak düşünülebilir. Bu makalenin yazarı bu tür bir okumaya kuşkuyla yaklaşıyor; Türk basınındaki ilk haberler Washington?un CSCP ile hiç de memnun olmadığına, çünkü a) bunun ABD veyahut Batıdan herhangi bir diğer ülkenin mevcudiyetini tasarlamadığına ve b) ABD?nin bu düşünce hakkında bilgilendirilmediğine işaret etti. Türk basın haberleri şimdi Washington?un bilgilendirildiğini ve söylenilene göre onun razı olduğunu, bunun doğruluğunun kanıtlanabileceğini söylüyor; fakat gerçek şu ki inisiyatifte düşünülen gruplaşmaya Rusya dâhilken Batıdan kimse yer almıyor. 

Öyle olsa bile, burada inkar edilemeyecek belirli gerçekler mevcut. İlk olarak, Rusya?ya ekonomik olarak bağlı olmasının bir sonucunda Ermenistan, bir gecede Moskova?nın bir düşmanı haline gelemez (ve böyle olmasını istemez.) İkinci olarak, Gürcistan-Rusya savaşı zemin üzerindeki durumu değiştirdi. Bu noktada Türkiye?nin ve aynı zamanda Azerbaycan?ın üzerine düşen Ermenistan ile sınırlarını açmaktır.

Ermeni-Türk İhtilafı

Eğer Ankara ile Yerevan arasında bir yeniden dostluk olacaksa burada birçok diğer önemli meselenin ele alınması gerekecektir. İki ülkenin arası açık; bu sadece 1993 yılında Türkiye?nin sınırlarını kapatmasından bu yana yaşanmıyor. Düşmanlık, Osmanlı İmparatorluğu?ndaki Jön Türk (İttihat Terakki) Hükümeti tarafından yaklaşık 1.5 milyon ölüme neden olan Ermeni nüfusa karşı bir yok etme politikası yürüttüğü 1915 tarihine kadar geri gidiyor. 1919 yılında savaş sonrası Türk Hükümeti?nin Jön Türk liderlerini yargılaması ve suçlu bulmasına rağmen, modern Türk devletinin kurucusu Atatürk?ün yer almamasına rağmen; halen, hiçbir Türk Hükümeti Yerevan ve diasporadaki Ermeniler tarafından yaşanılanın bilinçli bir soykırım politikası olduğunu noktasındaki suçlamaları kabul etmedi. Resmi Türk bakış açısı, korkunç I. Dünya Savaşı esnasında Rusya ile işbirliği yapmaları nedeniyle Ermenilerin tehcir edildiği ve bu tehcir süresince ne yazıkki birçok (ve rakamlar oldukça azaltıldı) insanın can verdiği yönündedir. Bu, ikili ilişkilerdeki en çetrefelli meseledir. Türk Hükümeti neler yaşandığı belirlemek için gerçekleri araştırmak üzere iki taraftan ortak bir tarihçiler komisyonu kurulmasını teklif etti. Ankara aynı zamanda Ermeni diasporasından soykırımı tanımak için uluslararası kampanyalara son vermesi talebinde bulunuyor.

O halde, burada Rusya?nın hikmetli bir şekilde müzakareler aracığılıyla ele alınmasını önerdiği Nagorno-Karabağ meselesi duruyor. Son olarak Türkiye, Ermenistan?dan iki millet arasındaki mevcut sınırları kabul etmesini istiyor.  Ermenistan soykırımın tanınması talebinde bulunuyor ve şartlar olmaksızın diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasını istiyor.

Şimdi Westfalya!

Mevcut yegâne durumla Türkiye ile Ermenistan hükümetleri ve halklarının karşısında ortaya çıkan meydan okuma (ve fırsat) tarihsel boyutları havidir. Ve eğer gereği gibi yerine getirilirse bu, gerçekten tarihi kırılmalara (sadmelere) yol açabilir. Fakat bu, iki tarafın da tıpkı Almanların başvurduğu gibi ?kendi gölgelerinin üstünden atlamalarına? ihtiyaç duyacaktır. Bu şu anlama gelmektedir; iki taraf da 1915?te dehşetli hadiselere neden olan yakıcılık, korkular ve evet nefretin üstesinden gelmek için mücadele etmelidir. O soykırım öksüzlerinin kızı olarak bu yazar bütünüyle içeride ve diasporada tarihi hakikatleri nihai kertede tanıyarak adaletin yerine getirilmesini isteyen Ermeniler ile aynı görüşü paylaşmaktadır. Aynı zamanda vurgulanmalıdır ki bu trajik olaylar nihayetinde zamanın büyük güçlerinin, sahadaki birçoklarına fark ettirilmeden, yaptıkları jeopolitik manipülasyonların sonucunda yaşanmıştır. Bu nedenle bugün ümitsizce Kafkaslardaki milletleri manipüle etmenin yollarını arayan Anglo-Amerikan yönetici elitinde (Cheney?in petrol çıkarları da dahil) bu, onların sonlarına doğru çark etmektedir. Öyleyse soru şu: bölgedeki milletler bu tür jeopolitik haşinliklerden kurtularak etkin bölgesel istikrar ve uzlaşma yoluyla güvenlik temelinde potansiyel olarak Türkiye önerisinde somutlaştığı gibi bir bölgesel bir forum tesis etmek için bir araya gelebilirler mi?

Türk-Ermeni ihtilafının üstesinden gelmeye ihtiyaç duyan yaklaşım ilk olarak 1648 Westfalya Barış Anlaşmasını benimsemektir. Otuz yıl savaşlarıyla doruğa ulaşan Avrupa?daki dini savaşları takiben eski düşmanlar iki temel esas üzerinde bir barış tesis ettiler: ?Her taraf bir diğerinin menfaat, şeref ve faydasını temin etmeye gayret edecek? ve tüm taraflarda, ?işlenen tüm şeyler için sürekli bir unutma, genel af veya bağışlama? bulunacaktı.? Yani diğer bir deyişle tüm işlenen katliamlar geçmişte bırakılacaktı.

Ermeni-Türk ihtilafının bugün üstesinden gelmek için böylesine asil ilkelerin uygulanması tarihi gerçekleri kabul etmeye ve bağışlama yoluyla uzlaşma yollarını aramaya ihtiyaç duyacaktır. Somut ekonomik düzlemde bu, Ermenistan ile sınırların yeniden açılması, mal ve insan akışına izin verilmesi, tüm tarafların ekonomik ve sosyal çıkarlarına hizmet etmesi anlamına gelmektedir. Böylece Türk-Amerikan İş Kalkınma Konseyi?nin hesapladığı gibi Türkiye, eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki pazarlara ulaşma imkânıyla fayda sağlayacakken, Ermenistan da yoğun bir şekilde kendi ticaretini ve GSHM?sini artırabilecektir. İlaveten, Ermenistan?ın Sovyetler döneminden kalma demiryolu ve kara yolu ulaşım hatları yeniden canlandırılarak modernize edilmeli ve Türkiye, Azerbaycan, İran, Orta Asya ve benzerleriyle bağlanmalıdır. Benzeri bir yaklaşım mevcut yeni gaz ve petrol boru hatlarına ilişkin olarak da uygulanmalıdır.

Çözüm siyasi irade ve cesaret sorusunda duruyor. Türkiye ve Ermenistan?ın siyasi liderleri bir Adenauer ve bir DeGaulle?nin kişiliğine erişebilirler mi? Kendi halklarının gelecek menfaatleri adına uzlaşma peşinde koşabilirler mi? Acaba onlar nerdeyse bir asır önce belirli siyasi güçler tarafından işlenen eylemler için toptan suçluluk mefhumunun üstesinden gelebilirler mi? İki halk arasında I. Dünya Savaşından önce asırlarca var olan birlikte yaşama ruhunu yeniden tesis etmek için çalışabilirler mi? Eğer bu tür bir atılım, Gül?ün Yerevandaki futbol diplomasinin hemen arkasından meydana gelirse; sadece iki taraftaki devlet adamları büyük bir onur kazanmayacak aynı zamanda bugünün bulanık dünyamızdaki benzer sıkıntılara ve diğer birçoklarına da sağlıklı bir meydan okuma olarak hizmet edecektir.

 

*Muriel Mirak Weissbach Global Research Sitesine düzenli olarak katkıda bulunmakta olup İran, Irak, Mısır, Sudan gibi ülkelerle genel olarak Ortadoğuyu ilgilendiren hususlarda makaleler kaleme almaktadır.

 

Bu makale Ömer Saitoğlu tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş