DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,2386 ₺

EURO

17,5526 ₺

ALTIN

961,39 ₺

BİST

2.408,15 ₺

İşte Elvan'ın ibretlik öyküsü

Asıl adı, Hewan. Yani Havva. Addis Ababa'da, orta halli memur ailenin 6. çocuğuydu. Elvanımız oldu. Evlenmeye hazırlanıyor. İşte Elvanın ibretlik öyküsü

06.09.2008 12:38:00


Sabah gazetesi'nin röportajı:

Semeneh Debelie
* Komşu çocuklarıydık. Yıllarca beraber sokakta oynadık. Ama yedi sene önce başka bir şey oldu. Hewan (Elvan), Addis Ababa'ya geldiğinde bana her şeyini anlatır, ben de onunla sırlarımı paylaşırdım.


* 22 Ağustos, saat dörde beş kala koşmaya başladı. Kalbim güm güm atıyordu. O heyecanı yalnız yaşamak istedim. Elvan'ı seyrederken ekrana dokunuyordum, sanki elimden güç alacağını hissedermiş gibi.

* Elvan'a yeti.mek hiç kolay değil, elimde idman planı, onunla ko.mayı çok seviyorum.


* Koştuktan sonra sessizlik ister, problem varsa ona anlatmam, kendim çözmeye çalışırım. Başı sakin olmalı.

Elvan Abeylegesse


* Bütün param nişanlım Semeneh ile telefon görüşmelerine gidiyor. Bir görüşmede 50 dakikadan az konuşmayız.


* Addis Ababa'ya iki senedir direkt uçuş başladı! THY beni çok mutlu etti, ailemi daha sık görmeye gidiyorum. Altı saatte oradayım.


* Yedi kardeşin en küçüğüyüm. Ailem beni 'Mimi' diye çağırır. Nişanlım Semeneh bana 'Enateye' der. Bu bizim dilimizde 'aşkım' demek.


* Beni Türk kızı gibi yetiştirdiler. Türkiye için koşmak aynen vatanım için koşmak gibi benim için. Çünkü bu kararı yıllar önce verdim. Şarık Tara'yı babam gibi severim. Beni kendi kızlarından ayrı tutmadı. Hiçbir bayram beni yalnız bırakmadı.

* * *


Asıl adı, Hewan. Yani Havva. Addis Ababa'da, orta halli memur bir ailenin altıncı çocuğu. Oyun seven, hareketli küçük kızlarına 'Mimi' dermiş ailesi. Güleç yüzüyle mahallenin de ilgi odağı olan küçük kız, bugün 25 yaşında olmasına rağmen hâlâ bütün mahallenin Mimi'si. Hareketliliğiyle okuldaki beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çeken Mimi, aslında atlet değil, futbolcu olmak istiyormuş. Şimdi bile iç geçirip, Afrika Kadın Futbol Takımı'nın çok başarılı olduğunu söylüyor. Ama ilk koşusunda çok mutlu olduğunu fark edince, kendini atletizme vermiş. Dereceler, ödüller derken küçük yaşta, hiç bilmediği bir ülkeden transfer teklifi gelmiş. Hafif korkuyla, Türkiye 'nin nasıl bir yer olduğunu hayal etmeye başlamış. Anne-babası teklifi iyice düşündükten sonra kabul etmiş ve kızlarını her zaman mutlulukla adından bahsedeceği Şarık Tara'ya teslim etmiş. Hewan, Enka Spor Kulübü'nden Önder Bey'in yanında uçağa binerken, sadece ailesinin değil, mahallenin de onu gözyaşları içinde uğurladığını anlatıyor. Uçağa binerken ablasının küçük kızı Hivet'in kendisine hediye ettiği resmi, Enka'da geçirdiği dokuz yıl boyunca yanından hiç ayırmadığını söylüyor.

'Uğurum gibi gördüğüm o resmin yanında onlarca madalyam var artık,' diyor. 1.60'lık boyu ve 40 kiloluk gücüyle madalyadan madalyaya koşan Elvan'ın bugünlerdeki telaşı ise evlilik! Onu küçük bir kızken gözyaşlarıyla uğurlayan mahalle arkadaşı Semeneh ile yakında evleniyor ve dokuz yıldır yaşadığı ENKA misafirhanesinden Ataşehir'deki evine taşınıyor... Bundan sonraki hedefini sordum. Verdiği cevaba şaşırmadım desem yalan olur: 'Önce çocuk istiyorum. Sonra, önümüzdeki İngiltere Olimpiyatları'ndan birinci çıkmayı. Ama önce çocuk!'

- Hayaliniz miydi atlet olmak? Yoksa tesadüfen mi kendinizi koşarken buldunuz?


- E.A: Okulda oyun oynamayı çok seven, yerinde duramayan bir kızdım. Hatta fazla hareketli. Addis Ababa'daki öğretmenim 'Sen niye koşmuyorsun?' dedi. 'Ben koşmak istemiyorum, futbol oynamak istiyorum,' dedim. Addis Ababa Kız Futbol Takımı, Afrika dördüncüsü olmuştu. Dünya Şampiyonası'nda da oynadılar. Ama benim illa ki koşmamı istemişlerdi, atletizme başladım 14 yaşımda. -

Hiç tanımadığınız, binlerce kilometre uzaktaki bir ülkeye, Türkiye 'ye 16 yaşında, tek başınıza geldiniz... Anneniz için sizden ayrılmak zor olmuştur...


- E.A: Sadece annem için değil, babam ve kardeşlerim için de zordu. Yedi kardeşiz. Ben altıncıyım. En küçük kardeşim de koşuyor. Dört kız, üç erkek kardeşiz. -

Aynı anneden mi yedi kardeş?


- E.A: Evet, kalabalık, mutlu bir aileyiz. Enka Spor Kulübü, anneme, babama söz verdi, bana hiçbir şey olmayacağına dair... Yarış bittiği zaman eve göndereceklerini söylediler. Öyle de oldu. Bana kızları gibi baktılar gerçekten. -

Türkiye nere, Etiyopya nere? Enka nasıl keşfetti sizi?


- E.A: Enka bize yakın bir şehirde çimento fabrikası inşaatı yapıyordu. O sırada atletizmde Fenerbahçe-Enka rekabeti vardı. İki sporcuyu transfer yapmak istediler. Bizi bulup getirdiler. Diğeri Alemitu Bekele'ydi. 5000 metrede yedinci oldu. Onunla beraber geldik. -

Alemitu'yla iyi arkadaş mısınızdır?


- E.A: Evet arkadaşız. Yarış dışında idman zamanlarımız farklı olduğu için görüşmüyoruz. -

Çocuk yaşınızda ilk kez uçağa binip bilmediğiniz bir ülkeye geldiniz. Hem de rekabete dayalı bir sporda kendinizi göstermek için...


- E.A: Ailemden ilk defa ayrılıyorum. Türkiye 'yi hiç tanımıyorum. Yemeği, konuştuğu dili bambaşka... Başta bana zor geldi. Antrenman arkadaşlarım bana Türkçe ders veriyordu. Kâğıda yazıyordum 'Bu ne?' diye, bana öğretiyorlardı. Başka Türkçe dersi almadım. İdman arkadaşlarımla, altı ayda Türkçeyi öğrendim.

- İlk geldiğinizde sizi şaşırtan ne olmuştu?


- E.A: Bütün kadınları kapalı sanıyordum. O korku vardı. Tükiye'nin Müslüman bir ülke olduğunu biliyorum ama kafamda Araplar gibiydi Türkler. Baktım Avrupa gibi, şaşırdım. Özgürlük var. Yemeklere de zamanla alıştım. Yiyemediğim zaman bana istediğim yemeği yapıyorlardı. Hep Enka'da kaldım. Bayramlarda bile bütün antrenman arkadaşlarım eve gittiği halde, Enka ailesi beni yalnız bırakmıyordu. Hiç sıkıntı yaşamadım. Yılbaşını da beraber geçiriyoruz. Bana kendi kızları gibi baktılar. Evden uzakta yaşayıp da başarı getirmek aslında kolay değildir. Ama ben bu hissi çok yaşamadım. Bazen ağladığım zamanlar oldu tabii. 'Bıraksam, ev dönsem,' dediğim zamanlar oldu. Bayram olduğu zamanlar, derece aldığım ama yalnız olduğum zamanlar ağladığım çok oldu. Büyüdüm. Çabuk olgunlaştığımı düşünüyorum. Bazen Etiyopya'daki bayramlarda, aileme telefon açıp iyi bayramlar dilerdim. Onların yanında değildim. O çok üzüyordu beni. Addis Ababa'ya iki sene önce direkt uçuş başladı. THY beni çok mutlu etti. Altı saatte oradayım. Eskiden Mısır aktarmalıydı, uzun sürüyordu.

Evlilik ne zaman?


- S.D: Birkaç ay içinde. Henüz tarihi kararlaştırmadık. Elvan için Türkiye'de yaşamaya karar verdim. İnşaat mühendisliği okudum. Mesleğimi burada sürdüreceğim.


-Çocukluk arkadaşıymışsınız...


- S.D: Aynı mahallede büyüdük. O zaman da benden iyi koşardı. Hiçbirimiz ona yetişemezdik. Biz de yedi kardeşiz. Özgür ve mutlu çocuklardık. Mahallede bir arada büyüdük. Ama yakınlaşmamız yedi sene önce oldu. Elvan Türkiye'den gelirdi, sohbet ederdik. Bana içini döker, ben de sırlarımı onunla paylaşırdım. Her gidişinde onu çok özlerdim. Kendi ailemiz gibi kalabalık bir aile kurmak istiyoruz. -

Kaç çocuk istiyorsunuz?


- S.D: Üç-dört çocuk...


- E.A: Ne? Bunu ilk kez duyuyorum. İki çocuktan fazlası olmaz... İnşallah önümüzdeki olimpiyatlardan önce bir çocuğumuz olsun istiyoruz. -

Nişanlınızı bize anlatır mısınız?

 Biz onu sadece koşarken ve ödül alırken görüyoruz.


- S.D: Çok kolay kavrar her şeyi. Çalışkandır. Disiplinlidir. Bir atletle hayat kurmak kolay değil ama ben onun iç dünyasını iyi tanıyorum. Çocukluğumdan beri en yakınım.


- E.A: Önce evleneceğiz, biraz gezeceğiz. -

Beraber en çok ne yaparsınız?


- S.D: Çok film izliyoruz. İkimiz de Mel Gibson ve Denzel Washington hayranıyız.


- E.A: Semeneh yanımda yokken akşam dizileri izlemeyi seviyorum. Asi, Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe... Hoşuma gidiyor bu diziler.


- S.D: Aslında beraber en çok yaptığımız şeylerden biri koşmak!


- E.A: Semeneh benim koşu arkadaşım. Elinde idman planımı takip eder, iyi bir koçtur. Birlikte hazırlandık diyebilirim. Moral olarak daha çok tabii. Her şeyde çok yardımcı oldu.


- S.D: Elvan'a yetişmek çok zor. Bir atletin yaşamı diğer mesleklere göre daha ağır. Hayatı bir mücadele. Kendi kendiyle mücadele. Kafasının içi koşarken rahat olmalı.


- E.A: Bu yüzden beni şımartıyor. Koşudan gelince portakal suyu sıkar... Bana ne lazımsa hepsini benden iyi biliyor! -

Elvan nelerden hoşlanmaz?


- S.D: Antrenmandan geldiği zaman sessizlikte kalmak ister, konuşmaz. Problem varsa hiç anlatmam ona. Sıkıntıları kendim çözmeye çalışırım. Onun sıkıntı yaşamasını istemem. Elvan sakindir, sinirlenmez. Onun iyi niyetine, insanlığına hayranım. Birbirimizi hep özledik. Bu yüzden her gün telefonda konuşuruz. Ya o arar, ya ben ararım. Ne yaptığımı anlatırım, Elvan ne yaptığını anlatır, telefon ve MSN'de konuşuruz. -

Olimpiyatlarda Çin'de miydiniz siz de?


- S.D: İstanbul'daydım. Enka'da izledim, televizyonda. -

Son koşudan önce ne dediniz telefonda Elvan'a?


- S.D: MSN'de konuştuk. Bir gece önce uyuyamadım.


- E.A: Ben çok rahat uyudum. Semeneh kesinlikle başaracağımı söyledi, 'Yanındayım,' dedi. Bana güvendiğini yazmıştı. Kalbim 'Semeneh için koş ve kazan,' diyordu. -

'Seni seviyorum,' demedi mi?


- E.A: Onu her zaman söylüyor... Ben de ona söylerim.


- S.D: Her gün değil, her saat söylerim.

ELVAN ÇAY İÇMEZSE KAFASI ÇALIŞMIYOR


* Hiç kahve içmedim bugüne kadar. Kafein zararlı zaten. Ama sabah kahve içmeden yapamayan insanlar gibi, ben de hemen çay koyarım kendime. Sabah çay içmezsem kafam çalışmaz.


* Her sabah haşlama yumurta yerim. Peynirli, ballı, reçelli, tam bir kahvaltı yaparım.


* Her gün en az yarım litre süt içiyorum. Bazen çocuklar gibi yatmadan önce koca bir bardak süt içiyorum.


* Kuzu etiyle yapılan her yemeği çok seviyorum.


* Uğurum 1 numara!


* En çok güvendiğim insanlar nişanlım Semeneh ve ailemdir.


* Olimpiyatta bizimki dahil bütün kafilelerin psikiyatristleri vardı. Sporculara moral ve terapi vermek için hazırlardı. Benim en büyük psikoloğum nişanlım Semeneh'dir. Olimpiyat zamanı MSN'de bana çok moral verdi.


Elvan'ın boyu 1.60, kilosu 40!


- 'Neden birinci olmadım,' diye üzülüyor musunuz?


- E.A: Birinci olmak için çalışıyorum ama ikinci olmak beni üzmedi. Elimden geleni yaptım, ikinci oldum.


- Aklınıza düşünceler takılır mı koşarken?


- E.A: Hiçbir şey düşünmem. Sadece koşmayı, daha iyi koşmayı düşünürüm. En güzeli de o. Her şeyi unutuyorsunuz.


- Başarınızın sizin için büyük bir bedeli oldu mu?


- E.A: Ailemi bırakıp gelmek, en acısı o.


Amacım Londra'da birinci olmak


- Bir atletin emekli olma yaşı nedir?


- Bugün 40 yaşında koşan atlet var. İnşallah ben de uzun yıllar koşarım.


- Çin'deki olimpiyatları nasıl değerlendiriyorsunuz?


- Mükemmel bir organizasyondu. Çok yarışa katıldım, böyle organizasyon hiç görmedim...

Bütün sporcuları bir arada tutmuşlar. Yüzücüler, atletler, basketbolcular falan hepimiz yemekhanede birbirimizi görebiliyoruz. Güzel rekabet oldu orada. Herkes madalya alanları tebrik ediyordu. Arkadaşlıklar oldu, fotoğraflar çekildi. Ama Londra'da amacım birinci olmak.
Ekrana dokunuyor, Elvan'ı itiyordum


- Elvan'ın son yarışını kalabalık bir grupla mı izlediniz Enka'da?


- S.D: Bir gece önce başladı stres. 21 Ağustos gecesi heyecandan uyuyamadım. Ertesi gün 22 Ağustos'ta 5000 metre koşusu saat dörde yirmi kala başladı. O heyecanı tek başıma, yalnız yaşamak istedim. Başkası beni anlamayabilirdi. Seyrederken konuşuyordum. Ekrana dokunuyordum, Elvan'ı sanki itiyordum. Elimden güç alacağını hissedermiş gibi...


- E.A: Bunu ilk kez duyuyorum ben de.


- S.D: Hep dua ettim. İnsan ne kadar emek verirse o emeğin karşılığını alır. Elvan çok emek veriyor. O emeğin karşılığını alması için dua ettim. Kalbim yerinden çıkıyor gibiydi... -

Siz koşmaya başlamadan içinizden neler söylediniz?


- E.A: Olimpiyatlara katılmak, bir hayal. Kazanmak, tarih yazmak demek. Bu, her sporcunun hayalidir. Ben de başarmak ve tarih yazmak istiyordum. Yarış yok gibi uyudum o gece. Başarmak için hiçbir şey düşünmemek lazım. Yarıştan bir gün önce MSN'de konuştum Semeneh ile. 'Özledim seni,' dedim. Ona 'Senin için kazanacağım,' demedim ama içim öyle diyordu. 'Senin için koşuyorum,' deseydim çok heyecanlanırdı. Kazanacağımı biliyordu ama 'Kazanmazsan önemli değil, sen her zaman başarılı olacaksın,' demişti bana.

- Son koşuda bayrak krizi yaşandı. Türk bayrağını göremeyince elinize Etiyopya bayrağı vermek istediler. Almadınız. Neden?


- E.A: Federasyon genel sekreteri bayrak getirdi ama akreditesi düşmüş, güvenlik görevlileri onu içeri sokmadı. Bu yüzden bayrağı elime alamadım. Herkes kendi ülkesinin bayrağını taşır. Ben Türk oldum yıllar önce ve ay yıldızlı formayla koşuyorum. Madalya kazandıktan sonra sporcunun hayalidir, eline bayrağını alıp 90 bin kişinin önünde sevincini paylaşmak. Bunu 10.000 metrede yaşadım, 5000 metrede yaşayamadım.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş