DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,2703 ₺

EURO

17,6652 ₺

ALTIN

968,24 ₺

BİST

2.414,19 ₺

Güneş doğudan yeniden doğuyor

Çin'in olimpiyatların açılışında ortaya koyduğu adımlar, medeniyetin yeniden doğuya kaydığını gösteriyor.

30.08.2008 08:35:00

Buseyne Şaban*

Çin?in 29. olimpiyat oyunlarındaki açılış sırasında yapılan gösteriler, çok parlak ve Çin medeniyetinin aziz hatıralarıyla dolu olan simgelerle örülüydü. Bu açılış, son tahlilde her şeyin Batı tasallutu altında olmasını, en büyük başarıların sadece Batılılar tarafından gerçekleştirilebileceği ve dünyanın geri kalanının da Batı?ya mahkûm olduğu propagandasını yapan medya organlarının bütün saptırma çabalarını alt üst etti.

Bazılarının özellikle sporla siyaseti, parayla tarihi asaleti birbirinden ayırmaya çalışma yönünde gayret etmesine rağmen, bütün konular, boyutları birbirini tamamlayan, amaçları büyüleyici ve maharetli bir uyum içerisinde iç içe geçmiş kaliteli bir iş için kaliteli bir yoruma gereksinim duyan tek bir manzara içerisinde bütünleşti.

Doğu medeniyetinden ilham alınarak yapılan ışıktan merdiven de mimarları kendine hayran bıraktı. Bunun yanında görmek isteyenler için yaratıcı düzenleme, renklerin tasarımı, ateş oyunları yaratıcılığı, bu medeniyetin asilliğine ve ahlakına yapılan bir vurgu gibiydi.

Bunları seyrederken dünya işlerinin tartışılması, halkların yaşam süreçlerinin yönetimi gibi Doğu?yla Batı arasında gidip gelen mesajları hatırladım birden. Şayet mesajın dünyayı kurtarabileceği gibi yıkabileceği de düşünülüyorsa bu nasıl derin bir kavrayış olur? Bu dünyadaki birçok insan, ne kadar güçlü ve ceberrut olduklarını duyurmak için Çin?e mesajlar gönderdiler. Çinli spiker ise halkının mesajını, Çin?in nereden nereye geldiğini gözetlemek için bu ceberutların mesajına cevap olarak okudu: ?Çin?e baskı dönemi, geri dönülemez bir şekilde sona erdi. Bu günden sonra kimse Çin?e baskı yapamaz.? George Bush?un bu manzarayı canlı olarak seyreden ve söylenenleri işiten ilk ABD başkanı olduğunu düşündüğümüzde, süper gücün Çin?in gücünü kabul ettiğini, Çin?in siyasi ve iktisadi bir ejderha olarak bundan sonra kimsenin görmezden gelemeyeceği bir kuvvet olduğunun kanıtı olmuş oldu.

Amerikan başkanı, Çin üzerinde, diğer ülkelere uyguladığı baskının aynısını uygulamaya karar verdiğinde Çinliler Bush?un bu davranışını ?Beijing?te Çin Devlet başkanı Hu Jintao ile birlikte bulunmasını Çin?in insan hakları ihlalleri konusundaki siciliyle ilgili endişelerini dile getirmek için bir fırsat olarak gördü.? şeklinde yorumladılar. Cevap Bush?un daha ayağını kırmızı protokol halısına basmadan ve misafirlerle el sıkışma faslına geçilmeden geldi. Babasıyla birlikte Çin?e gelmekte olan Bush, daha uçaktayken, Çin Dışişleri?nden gelen açıklamada sert bir şekilde, ?Sebebi ne olursa olsun Çin, kendi iç işlerine karışılmasına müsaade etmeyecek. Bir devletin başka bir devletin içişlerine, insan hakları ve dini özgürlükler bahanesi adı altında müdahale etmesi kabul edilemez.? denildi.

Bush?un verdiği cevap, ifadelerini yumuşatmak zorunda kaldığını gösteriyordu: ?Çin?de meydana gelecek değişikliklerin mutlaka bu ülkenin örf, adet ve geleneklerine uygun olması gerekir.? Ancak Çin?in karşı cevabı ise, diğer halklara karşı gösterdiği politik davranışlarıyla siyaset ortamını kirleten Batılı devletlerin bu tür şeyleri akıllarından geçirmelerine bile engel olacak sertlikte bir cevaptı. Amerikan Başkanı, ellerinde bir milyondan fazla Filistinli, Lübnanlı ve Iraklının kanı olduğu halde nasıl olur da insan haklarından bahsederdi? Kendi hükümeti veya kendisine bağlı güçler Guantanamo, Ebu Gureyb ve birçok gizli ya da açık hapishanelerde resmi yollarla işkenceler yaparken insan hakları ve demokrasiyi nasıl olur da diline dolayabilirdi.

Milyonlarca Filistinli?nin evinden uzaklaştırılmasının 60. yıldönümünde İsrail?in kuruluşunun yıldönümünü kutlayan bu insanlar nasıl olur da insan haklarından bahsedebilirlerdi.

Çin, daima batı?nın tek tipleştirmeye çalıştığı, insanların farklılıklarını gidermeye onların giysi ve renklerini bile aynılaştırmaya çalıştığı bu çirkin dünyada her zaman farklılıkların namütenahi güzellikte sergilendiği bir ülke olmuştur. Çin, geleneksel kıyafetlerini ya da ortaçağdan kalma şapkalarını sergilemekten çekinmemekte, bunu geriliğin bir simgesi olarak görmediği gibi bu geleneksel ögelerini iftiharla üzerinde taşımaktadır. Doğu?da kültürlerin, geleneklerin, dinlerin ve inançların bir arada barış içerisinde yaşamaları, insanlık değerlerinin çağlar boyunca hep müşterek olduğunu, insanın onuruna işaret ettiğini göstermektedir. Bu olgu, aynı zamanda bir rengin diğer renk üzerindeki üstün olduğuna inanan Batı ırkçılığının, insanlığın baş belası olduğunu, çünkü dünyaya terör, bela, savaşlar ve kötülükleri saçtığını ifade etmektedir.

Ancak özgürlük ve onurun güneşi, üzerimize yeniden doğmaktadır. Bizim, materyalist ve tüketim merkezi olan ve insanlığı, mal ve eşya yığınına dönüştüren, bu uğurda milyonlarca insanı katletmek amacıyla birçok savaşlar açan Batı medeniyetinin bir takım olumsuz hasletlerinin tedavisi için Doğu medeniyetinin ahlak ve değerlerinden ilham almamız gerekir. Bu noktada işte olimpiyatlardaki slogan öne çıkmaktadır: ?Tek dünya, Tek Rüya?. Tek bir yapı haline gelecek olan bu dünyada insanın ırkı, kültürü, rengi, dini, giyimi, maddi imkânları, sınıfsal yapısı, sosyal statüsü değil, insanlığı her şeyin önünde olacaktır.

Tarih bir süre sonra 8 Ağustos 2008 günü saat sekizde asil ejderha ülkesinin dünyanın gözü önünde yeniden doğmasını altın harflerle kaydedebilir. Çin, bin yıllardır orada mevcut ve Çin medeniyeti de insanoğlunun tarihsel ve ilmi birikimine tanık oluyor. Ancak bugün, Batı sadece açık bir hakikat olan dünyanın merkezinin artık Batı olmadığını kabul etmekle kalmayıp aynı zamanda kuruluş aşamasını aşmış ve rekor denebilecek bir süre içerisinde önemli bir yere ulaşarak, olgunluk dönemine gelmiş bir medeniyetin de başka bir merkez oluşturduğunu kabul etmek zorunda. Tören alanına gönüllü olarak kırk bin gül koyan Çinlilerden birinin dediği gibi: ?Bu anı görmek, ülkemizi güçlü görmek için tam yüz yıl bekledik.? Çinliler ve onlarla birlikte tüm dünya, Çin?in yükseliş döneminin en önemli aşamasında olduklarını düşünüyor. Herkes Çin?in sadece ekonomik ve teknolojik alanda değil aynı zamanda ahlak ve değerler alanında da güçlü olmasını arzuluyor. Bundan sonra Herald Trubine yazarı Andrew Jackob gibilerinin söylediği ?Bu olimpiyatın yapılabilmesi için Çin Devleti, vatandaşlarına hareket kısıtlaması getirildi. Çinliler bundan şikâyet ediyorlar? türünden lafların artık pek kıymet-i harbiyesi yok. Sanki Batı, kendinde fakirlik, açlık, evsizlik gibi bir takım sorunlar ya da vatandaşları tarafından şikâyetler yapılmıyormuş gibi laflar ediyor.

Öte yandan yorumcular, Pekin?in Batı?nın gelişmiş ülkeleri Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerin başkentlerinden çok da farklı olmadığını, Çin?i rahatsız eden tek şeyin yollardaki satıcılar ya da klasik bazı hususlar olduğunu, Çin?in bunları da aşacağını ifade etti. Diğer ülkelerden gelen yabancıları cezbeden şey ise uyanış dönemini aşmış ve kendi ayakları üzerinde duran bir Çin?i görme tutkusuydu.

Bu çatışma, Doğu medeniyeti ile küreselleşen ve küreselleşmeyi medenileşmenin tek kriteri olarak ortaya koyan Batı arasındaki gerçek bir çatışma olabilir. 8 Ağustos?taki olimpiyat açılışında ortaya koyduğu adımları, insanlık medeniyetinin temel dinamiği olarak Doğu medeniyeti kimliğinin teyid eder de bu medeniyete ait olan değerleri sahiplenirse Çin?le birlikte Doğu, Batı ve tüm insanlık bundan kazançlı çıkar.

Hepimiz, Olimpiyat oyunlarının açılışında verilmek istenen mesajların, dünya için doping etkisi yapacak ve onu topraklarımızı işgal eden, zenginliklerimizi yağmalayan, ülkelerimizi harabeye dönüştüren, kültürümüzü, dinimizi ve değerlerimizi tahrip eden Batı rüzgarının zehirli etkisinden kurtaracak bir ilaç olmasını ümid ediyoruz. Bu olayın bize aktardığı ikinci mesaj ise, Çin?in bizim Arap devletleri gibi 40?lı yılların başlarından itibaren ayrı devletçikler olmaya özenmeyip, içerisinde barındırdığı büyük farklılık ve zenginliklere rağmen birlik içerisinde yaşamını sürdürmeyi başarmış olmasıdır.

Bugün sormamız gereken ciddi soru ise, Araplar olarak şu ana kadar uluslararası arenada spor alanında bile neden ciddi bir varlık gösteremediğimizdir. Tersine Irak?ta olduğu gibi nükleer bilim adamlarımız tek tek öldürülmekte, akademisyen ve aydınlarımız, mühendislerimiz ve doktorlarımız göç etmek zorunda bırakılmaktadır. Cesaret gerektiren soruyu sorabilecek miyiz? Araplar ne zaman uluslararası sahneye birliğini sağlamış bir ülke olarak çıkacak ve halklarının şerefine, izzetine sahip çıkarak geçmişinin asaletini koruyan ve gelecek nesillerin rüyalarını taşıyan bir mesaj verebilecektir? Biz Çin?in onuruna ve birliğine gıptayla bakıyoruz ancak bir süre sonra bile olsa benzer bir başarıyı bizim nasıl göstereceğimizi öğrenmemiz gerekiyor. Güneş daima doğudan doğar, Araplar da geçmişte bu doğuşun ve aydınlanmanın bir parçası olmuşlardı. Biz Arapların tek bir rüyası olacak: ?Çin, Hindistan ve Türkiye ya da dünyadaki diğer milletler gibi bütün Arapları içeren tek bir devlet.?



*Mısırlı gazeteci-Yazar

Bu makale İslam Özkan tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.


Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş