DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,2482 ₺

EURO

17,5622 ₺

ALTIN

961,57 ₺

BİST

2.408,15 ₺

Batı Avrupa'nın tek başörtülü avukatı

Famile Arslan, Hollanda?da başörtüsüyle avukatlık yapan bir Türk. Avukatlığa başlamadan önce de Hollanda Adalet Bakanlığı?nda çalışmış, yine başörtüsüyle.

10.08.2008 08:58:00

Gurbetçi bir babanın yedi dil bilen başarılı kızı, şubat ayında Time dergisine de kapak olmuş. Önüne çıkan engelleri aşmayı başaran ve toplumda iyi bir konuma gelen Arslan, kadın potansiyelini atıl bırakan laiklik yorumunu ve bu yorumda ısrar edilmesini anlayamadığını söylüyor.

Famile Arslan, şubat ayı Time dergisine mesleğindeki başarısından dolayı kapak konusu olmuş, yedi dil bilen Batı Avrupa ve Hollanda?nın ilk ve tek başörtülü avukatı. Arslan ile kendisine ve kadın olmaya dair söyleştik.

Yurtdışı maceranız ne zaman başladı?

Doğduğumda babam Hollanda?da işçiydi. Dört yaşımda annemle birlikte Hollanda?nın Lahey şehrine gelmişiz. Babamın niyeti, o zaman birkaç yıl çalışıp biraz birikim yapıp dönmekmiş. Ama gördüğünüz gibi hâlâ buradayız.

Hollanda?nın ve Batı Avrupa?nın ilk başörtülü avukatısınız. Görevinizi yaparken başörtüsü sorun oluyor mu?

Avukatlıktan önce beş yıl da Adalet Bakanlığı?nda çalıştım. O zaman da başörtülü çalışmıştım, şimdi de çalışıyorum. Hollanda için başörtülü olmanın bir anormalliği yok. Türkiye?de kalmış olsam ilkokulu bitiremezdim. Köyümüzde ilkokul vardı ama kız çocuğu gönderilmezdi. Hadi gönderildim, başörtülü üniversite okuyamaz, çalışamazdım. Hollanda?da ben göçmenim; göçmen olarak konumum, isteklerim, gerçekleştirebildiklerim farklı. Birçok dezavantaj yaşıyorum. Buna rağmen bu seviyeye gelebildim. Ben eğitimde, çalışmada kadınların başörtüsünden dolayı kısıtlanmasını anlayamıyorum. Başörtülü olmam duruşmalarda da problem olmuyor. Ancak; Hollanda?da ?avukat?ın, bıyıklı, pantolon, ceket ve yelekten oluşan üç parçalı takım elbise giyen, sigara içen erkek imajı var. Gördüğünüz gibi çıtı pıtıyım, sigara içmiyorum, kadınım, üstelik başörtülüyüm. Büyük şehirdeki mahkemelerde avukat olduğum biliniyor da küçük şehre gittiğimde pek inanamıyorlar. Mahkemeye gittiğimde ?Kızım niçin geldin, müvekkil misin, tercüman mı?? diyorlar.

Hollanda?da avukatların duruşmalarda giydiği özel bir kıyafet var mı?

Beyaz önlük gibi bir şeyin üzerine siyah bir cüppe giyiyoruz. Cüppeye uygun, aynı kumaştan başörtüsü yaptırdım. Görüntü olarak güzel oldu.

Müvekkilleriniz herhalde daha çok buradaki Türkler?

Hayır değil, her kesimden var. Özellikle İslamî kurum ve kuruluşlar. Ayrıca ferdi davalara da bakıyorum.

Kurumların ve fertlerin hangi dava ve sorunlarıyla ilgileniyorsunuz?

Kurumların birçok sorunu oluyor; mülkiyet, kira, devletle ilişkiler, resmi yazışmalar? Davalarına giriyorum, yazışmalarını yapıyorum, taktik veriyorum. Olaylara Hollanda mantığı ile bakmak lazım, bunu iyi yaptığımı söylüyorlar. Ferdi temsil ettiğim alanlar ise aile hukuku, yabancılar hukuku, iş hukuku. Bir de bu Sosyal Sigortalar sorunu.

Aile hukuku ile de ilgileniyorsunuz. Genelde boşanma sebepleri neler?

Şiddet, geçimsizlik, ihanet, fakirlik.

Diğerlerini anladım da yoksul diye insan eşinden ayrılır mı?

Erkek çalışmıyor, eşini ve çocuklarını dövüyorsa, hele işin içinde ihanet de varsa kadın düşünüyor: ?Nasıl olsa senin getireceğin para yok, çocuklarıma ve bana zarar veriyorsun. Ben de boşanır sosyale başvururum.? Kadın ayrıldıktan sonra çalışmıyorsa ödenek alabiliyor, çocuğu varsa bin Euro ödenek veriyorlar. Bu parayla ev tutulabilir, çok refah olmasa da, çocukların geçimi sağlanabilir. Beni en çok üzen durumlardan biri de ailelerin kendi çocuklarının olumsuzluklarını örtmek için başkalarının çocuklarını kullanması. Burada her türlü haltı işlemiş bir kızı ailesi Türkiye?ye gidip de tertemizmiş gibi, gariban, ihtiyacı olan birisiyle evlendiriyor. Ya da ipsiz, sapsız, her türlü kötü alışkanlığı olan oğullarına Türkiye?ye gidip köyden tertemiz, güzel bir kızı alıyorlar. Bu tür evlilikleri acımasız buluyorum. Bu evliliklerde doğan çocuklar da fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı değil.

Sizce, ?öteki cins? olmaktan nasıl kurtuluruz?

Bu durumdan ortam değiştirmekle ve zaman geçmesiyle kurtulamayız. Kültürün değişmesi lazım. Dahası kadınların değişmesi gerekiyor. Biz fedakârlığı öğrendik, bize fedakârlık edilmesinden mahcup olduk. Bizim mutluluğumuz başkasının mutluluğuyla alakadar. Babamız memnunsa, ya da eşimiz, çocuklarımız, biz de mutluyuz. Kendi ideallerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz hep ikincil. Onlarınki ile çatışırsa vazgeçeriz. Vazgeçişimizden de onlar mutlu oldu diye mutlu oluruz. İlginç bir paradoks. Oysa erkeklerin düşünce yapısı böyle işlemiyor, onların mutlu olma yolları bizim mutluluk duraklarımızdan geçmek zorunda değil. Bizim kendimiz için istemeyi, kendimiz için mutlu olmayı öğrenmemiz gerek. Karşımızdakine de bizim için fedakâr olmayı öğretmeliyiz. Kendilerinin öğrenmesini beklersek, ?öteki cins? olmaya devam ederiz.

Bu kadar öteki-beriki cinsten konuştuktan sonra soruyorum; siz feminist misiniz?

Biz bir toplantıya gitmiştik. Orada biri, ?Siz feminist misiniz?? diye sordu. ?Feminizm ne demek, onu anlat.? dedim. Feminizm kadınlara eşit haklar istemek, dedi. O zaman öyleyim, dedim. Ben feministim ama o zaman Peygamberimiz de feministtir. Çünkü kadınların hakkını müdafaa eden, erkek ve lider olarak en çok müdafaa eden Peygamberimiz?dir ve bu anlamda her Müslüman feministtir, dedim. Ondan bu yana feministim, yani bu anlamıyla kabullendim artık feminizmi. Bazen benimle ilgili televizyon veya gazete-dergi için program yapıyorlar. Aile hayatımı çekmek istiyorlar. Yemek pişirirken, bulaşık yıkarken... İş hayatında başarılı bir erkekle program yapsalar, işyerinde, arabasında, bilgisayarıyla, telefonuyla gösteriyorlar. Bu anlayışa itiraz eder, hayır arkadaşlar yapmayın, siz başarılı bir iş kadınıyla görüşüyorsunuz, derim. Kadınsın ya hemen seni eve, mutfağa koyuveriyorlar.

Hollanda gibi Batı Avrupa ülkesinde de bakış açısı bu mu?

Asya, Avrupa, Amerika hiç fark etmiyor. Başarılı bir erkek avukatla ilgili konuşsalar, kıyafetinden, fiziğinden çok işinden konuşulur. Benimle ilgili konuşmalarda; çıtı pıtı, güzel, hanım, şöyle giyiniyor diyorlar. Avukat avukattır. Ben özel bir hak, özel bir ortam istemiyorum. Kadınlar erkekten üstündür demiyorum, iki cinsinde yaratılıştan kaynaklanan üstünlükleri, farkları var. Ancak insan olarak değerleri denk. Yaklaşımlar da denk olmalı. İhanet eden kadına hangi gözle bakılıyorsa erkeğe de aynı gözle bakılmalı.

Hollanda vatandaşı değil de bir hukukçu olarak, Türkiye laikliği ile Hollanda laikliğini karşılaştırabilir misiniz?

Türkiye?deki laiklik sistemi Fransa?dakine çok yakın. Orada da, din kamusal alanda hiçbir şekilde görülmez. Bu Türkiye için aslında çok tuhaf. Çünkü Türkiye?de hiçbir zaman toplumun dinle başı dertte olmamış. Fransa için anlayabiliyorum çünkü geçmişinde dinle tartışması olmuş. Devrimleri dine karşı olmuş. Ama bizde, en azından açık açık dine karşı yapılmış bir devrim yok. Onun için laiklikte Fransa?yı örnek alması anlaşılır değil.

Avukat olmanızı çevreniz nasıl karşılamıştı?

İlk avukat olduğumda Hollanda?dan ve Türkiye?den beni tebrik edenler, methiyeler dizenler oldu. Türkiye?den arayanlara ?Başörtüye izin verilse, eminim Türkiye?den benden iyi avukatlar çıkar, şanslıyım ki Türkiye?de değilim.? dedim. Bu arada başörtülü avukat olduğum için beni eleştirenler de oldu tabii. Ne gereği var bir başörtülü gidip avukat oluyor, avukat olan başörtüsü mü takar diye. Bazı Hollandalılar da ?Bizim ülkemizde avukatlık yapıyorsun, biz Türkiye?den daha iyiyiz.? dediler. Onlara, ?Burada okudum, burada büyüdüm, ben Hollandalıyım. Toprağında yaşayan insanlara ne kadar çok özgürlük verirsen o kadar insan haklarına saygılı bir devlet olursun.? dedim. Sustular. Türkiye?yi çok seviyorum ama Türkiye?nin laiklik uygulaması konusunda Avrupa?dan öğreneceği şeyler var.

Türkiye?deki hemcinsleriniz için bir mesajınız var mı?

İlk vatanımın tüm bireylerine selam olsun. Sadece bir şey eklemek istiyorum. İnsanın iki kolu, iki bacağı, iki gözü, iki kulağı var. Bunların birer tanesini eksiltirsek insan işlevini görür ama tam kapasite iş göremez. Ülkelerin de iki organı var; kadın ve erkek. Türkiye?nin süper güç olma potansiyeli var ama sadece ve sadece iki organını birlikte kullanırsa. Hanımlar göz ardı edilirse, hele bir kısmı, başörtülüleri kastediyorum, yok sayılırsa istediği hedefe ulaşması neredeyse çok zor olacaktır.


?Ev hanımlığı okuluna razı olmadım?

Hollanda?da İlkokuldan sonra üst bir okul için sınava girdim. Kız çocuklarının, ev hanımı olarak yetiştirildiği; bulaşık yıkama, yemek yapma öğretildiği bir okula verildim. İlkokul notlarım çok yüksekti. ?Çocuğum zeki, gönderdiğiniz okul aptalların okulu.? diye babam itiraz etti. Öğretmenimin ?Yüksek bir eğitim almasına gerek yok, nasıl olsa çoluk çocuğa karışacak.? sözüne karşılık babam, ?Madem öyle, hiç göndermiyorum.? dedi. Bir sene evde kaldım. Yaşadığım ve beni bekleyen hayat hoşuma gitmedi. Fakat babama okumak istediğimi söyleyemiyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp söyledim. Babam, ?Eğer, kendini yüksek seviyeli bir okula kabul ettirirsen olur.? dedi. On üç yaşında bir kız çocuğuyum, yapamayacağımı zannediyordu. Gittim, zor da olsa kaydımı ve bütün işlemlerimi yaptırdım. Bir yıl psikoloji okudum, ardından hukuka geçtim. Hukuku 4,5 senede bitirdim, uluslararası hukukta master yaptım. Hızımı alamadım, ilahiyat fakültesine başladım. Ancak bırakmak zorunda kaldım. Ama günün birinde bitirmeye niyetliyim.

 

Zaman / Pazar

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş