SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜREMLAKEĞİTİMFOTOVİDEO
Liberalizm ile Sosyalizm arasında fark yok
15.7.2008 09:23:

Liberalizm ile Sosyalizm arasında fark yok

İranlı ünlü düşünür Abdülkerim Suruş, son asırda görüşleriyle İslam dünyasını etkileyen büyük düşünür Ali Şeriati?yi anlattı.

 

Buna Şeriati?nin sosyalistliği ve sizin liberalliğiniz de eklenebilir mi? 

Evet, ekleyebilirsiniz. Elbette ben liberalizm ile sosyalizmin birbirlerine aykırı olduklarına inanmıyorum. Bu meselenin tartışma yeri burası değil. Liberalizm menfi bir özgürlüktür. Sosyalizm ise olumlu bir özgürlüktür. Bildiğiniz gibi menfi özgürlükle müspet özgürlük arasında bir tezat yok. Liberalizm bizi özgürleştirmek, özgürlüğümüzün önündeki engelleri kaldırmak istiyor. Sosyalizm de tamam, bizi özgürleştirdiniz engellerimizi ortadan kaldırdınız, ama izin verin, özgürlüğümüzden istifade edelim ve sosyalist bir toplum kuralım diyor. Sosyalizm müspet özgürlüğün heykeli olan yeni bir sistemin kurulması için menfi özgürlükten istifade etme şeklidir. Sosyalizm hakkında iyi bir düşünceye sahip değilim. Hem kapitalizm hem de sosyalizm az çok kendi imtihanlarını verdiler. Sosyalizm taş kalpli ve kötü bir merkezcilikle sonuçlandığını gösterdi. Sosyalizm ile demokrasiyi bir araya getirmek çok zordur. Bu bir araya getirme yolunu sadece ben değil takriben hiç kimse bilmiyor. Yaklaşık on beş yıl önce Çekoslovakya?daki demokrasi konusunda bir seminere katılmıştım.

ERNEST GELLNER: HUMEYNİ'Yİ SEVİYORUM ONA HAYRANIM

Meşhur İngiliz Antropolog Ernest Gellner ile karşılaştım. Onun da İslam ile bir aşinalığı vardır, Felsefi tahlilleri ve sosyoloji bilgisi vardır. Demokrasi ve Sosyalizm hakkında konuştuk. O bana çok güzel sözler söyledi ve teorilerini beğenmesem de İmam Humeyni?yi seviyorum, onun şahsiyetine ve şecaatine hayranlık duyuyorum dedi. İkinci olarak da demokrasi ve sosyalizm hakkında bana, ben her ikisini de seviyorum, ama ikisini uzlaştırmanın yolunu bilmiyorum henüz böyle bir teori yok dedi. Ben de araştırabildiğim kadarıyla bu ikisinin uzlaştırması için parlak bir yöntem bulamadım. Gerçi birçok kişi ideal olarak sosyal demokrasiyi Kapitalizme tercih ediyor.

ŞERİATİ GİBİ DÜŞÜNMÜYORUM TAM DEMOKRASİ İSTİYORUM

Elbette unutmayın ki merhum Şeriati?nin yazdığı eserlerde biraz da demokrasiyi tahkir kokusu gelmektedir. Biliyorum, bazı öğrencileri, benim bu sözlerimden rahatsızlık duyuyorlar, ama ben bugün, özellikle İran?da hiçbir şarta bağlı olmayan bir demokrasiye ihtiyacımız olduğunu söylüyorum. Eğer siz onu bir şarta bağlarsanız her halükarda onu kökünden söküp atmak istemiş olursunuz. Bununla birlikte ben merhum Şeriati?nin demokrasiye karşı takındığı tavrı kesinlikle onaylamıyorum ve onun yerine demokrasinin bir zorunluluk olarak kabul edilmesini istiyorum. Demokrasi savulmalıdır ve hiçbir şarta ve kayda bağlanmamalıdır. Şunu da bilelim ki demokrasi ile beraber insan hakları ve adalette gelecektir.

Ama siz birkaç yıl önce asgari ve ekseri demokrasiden bahsetmiştiniz. İran şartlarında asgari demokrasiyi savunmuştunuz. Bu gün artık o taksimlerin faydasız olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Hayır, o taksimler başka bir şey. Ben fiilen bizim toplumumuzda asgari demokrasiden bahsedebileceğimizi söylemiştim; yani her yönüyle beraberinde liberalizmi getirmese de en azından yöneticilerin tayin ve azlini içinde barındıran ve yine kendi içerisinde potansiyel bir istibdat karşıtlığı barındıran, insan haklarını temin eden hatta İslami düşünce ile uzlaşabilen, hiçbir dindara eziyet olmayan, bir demokrasiden bahsetmiştim. Yine ben bizim taktik olarak buradan başlamamız gerektiğini, daha sonra da daha ileri adımlar atabileceğimizi söylemiştim.

Bu söyleşinin sonunda yine mevzuumuzun başındaki konuya, Ali Şeriati?nin vefatına dönmek istiyorum. Acaba bizim için merhum Şeriati?nin cenazesiyle karşılaştığınız günü anlatabilir misiniz?

Bir başka yerde söyledim, burada da kısaca anlatayım; Ali Şeriati?yi görmek için Londra?dan onun kaldığı mekâna doğru yola çıktığımız günün sabahı yanımızda Minaçi bey ve bir başka dost daha vardı. Merhum Şeriati?nin bir gece önce kaldığı eve vardık. Merhum Şeriati?nin küçük kızlarının siyah elbiseler giymiş halde, ürkmüş serçeler gibi evin duvarının kenarında oturduklarını gördük. Evin sahibi Fakuhi adında bir beydi. Fakuhi beyle beraber hastaneye gittik, ben ve Minaçi bey ile beraber morga girdik, merhum doktorun cesedini ölüleri koydukları morg çekmecelerinin birinde gördük. Çok sakin yatıyordu. Çehresinde veya bedeninin herhangi bir yerinde hiçbir yaralanma izi yoktu. Saçları uzamıştı, hatta omuzlarına dökülüyordu. O güne kadar Şeriati?yi öyle bir heybet içinde görmemiştim. Çok sakin yatıyordu. Ben dayanabildim ama Minaçi bey dayanamadı gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı. Morgtan beraber çıkıp Londra?ya döndük. Otopsiden sonra merhum Şeriati?nin cenazesini Londra?ya getirdiler. Hamburg mescidinin Cuma imamı Müctehid Şebusteri kardeş  Şeriati?nin vefatından habersiz olarak Londra?ya gelmişti. Orada haberleri oldu ve orada beraber merhum Şeriati?nin cenazesini yıkama işini kararlaştırdık. Doktorun cenazesini Londra?nın mescitlerinden birine götürmüşlerdi. Ben ve Şebusteri Bey oraya gittik. Yezdi Bey ve Kutubzade bey de geldiler. Dört kişi beraber cenazenin yıkanmasına yardım ettik, cesedi kefenledik ve tabuta koyduk. Daha sonra da yas tutanların tevhid halkasına katıldık.

Son dönemde yetişen 'Aydın' Alimlerden Muhammed Bakır es-Sadr Şeriati'nin cenazesinde konuşma yaparken

ZANNEDİYORUM Kİ ŞERİATİ KALP KRİZİNDEN VEFAT ETTİ

Şeriati?nin cesedi üzerinde herhangi bir şüpheli ize rastlamadınız mı?

Bizim görebildiğimiz kadarıyla onun ölümünü şüpheli hale getirecek bir emare yoktu. Elbette bizim görüşümüz bir mesnet olamaz. Cesedini bütünüyle otopsiye tabi tutmuşlardı, hastanenin de verdiği bilgiye göre şüphe uyandıran herhangi bir ize rastlamamışlardı. Elbette kalp krizleri genelde geri de iz bırakmazlar. South Hampton?da bulunduğu kısa süre içinde de herhangi bir şüpheli şey meydana gelmemişti. Ne şüpheli bir telefon, ne de şüpheli gidip gelmeler. Bu yüzden ben daha sonraları merhum Şeriati?nin ölümünü tıpkı Samed Behrengi?nin, Celal Ali Ahmed?in ve İmam'ın oğlu Mustafa Humeyni'nin vefatlarına benzeterek, bunların o zamanının İnkılab ortamında vuku bulan şayialar olduğunu söyledim. O dönem herkes her hatayı ve suçu Şah'ın rejiminin üstüne atma temayülündeydi. Hatta o zaman hatırlayabildiğim kadarıyla merhum Ayetullah Humeyni, Mustafa Humeyni?nin ölümü hakkında onun doğal ölümü üzerinde beni kuşkulandıracak hiçbir şey olmadı demişti. Ben de öyle sanıyorum ki Ali Şeriati?nin ölümü tabii bir hadiseydi. O çok sıkıntı çekmişti, aynı zaman da çok sigara içiyordu. Ve ülke dışına yaptığı yolculukta da birçok asabi baskıyı beraberinde götürmüştü. Büyük ihtimal bu olumsuzlukların hepsi bir araya gelerek onda bir kalp krizine yol açmıştı. En doğrusunu Allah bilir. Ama her şeye rağmen tarih yapan bir şahsiyetin, tarihin öznesinin dünya dosyası böylece kapandı, Muhammed İkbal'in deyişiyle:

?Nice şairler ölümden sonra dirilmiştir.

Onlar kendi gözlerini kapadılar ama bizim gözlerimizi açtılar.?      

 Dr. Ali Şeriati'nin Şam'daki Kabri

Röportajın Başlangıcı

Önceki bölümler:

ALİ ŞERİATİ VE DEVRİMCİ İSLAM

MOLLALAR, ŞERİATİ?YE KARŞI MIYDI?

PUT KIRICILIK HER ZAMAN BİR VAZİFEDİR

ŞERİATİ SARTRE?DAN ETKİLENMİŞTİ

Bu röportaj Ayhan Yıldırım tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.    

 

Dr. Ali Şeriati'nin hatırasına açılmış resmi web sitesi (İngilizce-Farsça): http://www.shariati.com/

Dr. Ali Şeriati'nin hatırasına açılmış Türkçe web sitesi: http://www.aliseriati.com

 



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR