DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

'Irak'ın geleceği umut verici görünmüyor'

Emekli Orgeneral Edip Başer, ''Irak'ın geleceği umut verici görünmemektedir. İstikrarı sağlayacak merkezi bir gücün yokluğu ülkenin parçalanmasını gündeme getirebilecektir'' dedi.

06.06.2008 18:08:00


Edip Başer, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi tarafından Harp Akademileri Komutanlığında düzenlenen sempozyumun ikinci gününde ''Bölgedeki Güvenlik Sorunlarının Türkiye'ye Etkileri'' konulu sunum yaptı.

Orta Doğu'daki sorunların temelinde ''emperyalist ülkelerin bencil politikalarının neden olduğu çatışmaların, mikro karbon rezervlerinin yüzde 60'ının bölgede yer almasının ve bölge ülkelerinin sınırlarının sorunlara neden olacak şekilde belirlenmiş olmasının yattığını'' anlatan Başer, Irak'ın ''etnik-mezhepsel çatışmaların yaşandığı istikrarın sağlanamadığı bir ülke haline gelmesiyle bölgenin merkezinde yer aldığını'' söyledi.

ABD'nin 2003'teki Irak harekatının ardından bölgedeki bölgesel güçlerden biriyle ittifak halini giderek diğer grupları karşısına aldığını, bunun da ''büyük bir politik hata'' olduğunu dile getiren Edip Başer, İran'ın bölgede güçlenmesi ve İsrail'in güvenlik endişesinin tekrar Irak'ın toprak bütünlüğünün vurgulanmasına neden olduğunu kaydetti. Başer, ''Irak'ın geleceği umut verici görünmemektedir. İstikrarı sağlayacak merkezi bir gücün yokluğu ülkenin parçalanmasını gündeme getirebilecektir'' diye konuştu.

İran'a yönelik ABD'nin askeri bir harekatının da Türkiye'yi ve diğer bölge ülkelerini ''ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakabileceğini'' dile getiren Başer, bu konuda kısa vadeli ve çabuk bir çözümün ise bulunmadığını söyledi.

Başer, Irak'ın kuzeyindeki oluşum karşısında Türkiye'nin vizyonunun ne olması yönündeki bir soruyu yanıtlarken, ülkelerin uzun vadeli ulusal güvenlik çıkarlarının tespitinde siyasi kararlılık ve siyasi liderliğin büyük önem taşıdığını dile getirdi. Başer, Irak'ın kuzeyindeki oluşumun her şekilde Irak'ın bütünlüğü içinde merkezi yönetime mutlak bağlı olmasının Türkiye'nin çakırlarına uygun olduğunu söyledi.

-''ULUS OLUŞMADAN DEMOKRASİ İŞLEYEMEZ''-

Japonya'dan Prof. Dr. Masanori Naito da, ''Türkiye'nin Batı ile İslam dünyası arasında bir köprü olduğunu'' dile getirdi. Türkiye'nin demokrasi, laiklik, bölünmez bütünlük gibi temel değerlerin bölge güvenliğine büyük katkı sağlayabileceğini anlatan Masanori Naito, Türkiye'nin bütünlüğüne yönelik en büyük tehditlerden birinin ise terör örgütü PKK olduğunu kaydetti.

TSK'nın anayasaya dayanan inançlarını asla değiştirmediğini ifade eden Masanori Naito, ''Şimdiki hükümetin daha liberal ve daha fazla demokrasi isteği ABD'nin Orta Doğu'ya yönelik talepleriyle paraleldir. Ulus oluşmadan demokrasi işleyemez. Sağlam bir ulus devlet olmadan terörizmle mücadele mümkün değildir. Demokratikleşme ve liberalleşme Orta Doğu'nun önüne küresel standart olarak koymak gerçeğe aykırıdır'' dedi.

Batı medyasının kökleri İslama dayanan siyasi partileri ''ılımlı, reformcu'' olarak adlandırdığını anlatan Masanori Naito, şöyle konuştu:

''Ancak İslam 'ılımlı' ya da 'radikal' diye hiziplere ayrılamaz. Liberal ve demokratik bir karar alma sürece demokratik kitlelerin çoğunluğuna yansımalıdır. Fikirler devlete zarar vermiyorsa, liberal demokrasi kabul edilebilir. Demokrasi konusunda, Türkiye, neredeyse yeterli standartlara ulaşmıştır. Ancak, AB, Türkiye'ye çifte standart uygulamıştır. Türkiye'nin ulus devlet yapısı geleceği için önemli bir noktadır. Türkiye daha fazla liberalleşirse ulus devlet kaçınılmaz olarak parçalanacaktır. Ülke birliği için buna dikkat edilmelidir.''

Masanori Naito, ''katı laiklik'' yerine Anglosakson çok kültürlü modelinin önerildiğini de ifade ederek, ''Türkiye'de laik devleti korumak için laiklik ilkesini sıkı sıkıya korumaktan başka çare yoktur. Müslüman ülkelerde laik bir devlet oluşturabilmek son derece zordur. Onun için hukukun üstünlüğüne ihtiyaç vardır. Türkiye'de, Mustafa Kemal Atatürk'ün laik reformları tam anlamıyla devrimcidir. Ancak sonraki hükümetler bunu yeterince geliştiremedi'' dedi.

-''KONTROL EDİLEBİLİR BİR İSTİKRARSIZLIK''-

''Orta Doğu'da Terör ve Uluslararası Etkileri'' başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Türel Yılmaz, Orta Doğu'yu terörün hiçbir zaman terk etmediğini söyledi. Bölge dışı güçlerin petrole ilgilerinin istikrarsızlığın temel sebeplerinden biri olduğunu ifade eden Yılmaz, Avrupa ve ABD'nin bölgeye adeta ''petrol çukuru'' olarak baktığını söyledi.

Etnik çatışmalarda yapay sınırların da sorunların bir diğer nedeni olduğunu belirten Yılmaz, Iraklı mülteciler sorununun çözümsüzlüğünün de bölgede yeni bir Filistin-İsrail sorununa neden olabileceğine dikkati çekti.

Ürdün'den Prof. Dr. Kamel Abu Jaber de Türkiye'nin sırtını Orta Doğu'ya dönmemesi gerektiğini ifade ederek, bu ülkelerle Türkiye'nin hem coğrafi hem de kültürel olarak ilişkileri bulunduğunu belirtti.

''ABD bölgede istikrar mı istiyor?'' diye soran Jaber, ''Zaten istikrar istemiyorlar ki. 1789'da 1. Napolyon'un Mısır'a ayak basmasından beri Batılı ülkeler kendi çıkarları için aynısını yapıyor. Kontrol edilebilir bir istikrarsızlık yaratıyorlar. Batının çıkarlarını etkilemeyecek bir istikrarsızlık. Onlar şu anda Orta Doğu'da durum nasılsa bunu istiyorlar'' dedi.

Japonya'dan Prof. Dr. Hisae Nakanishi ise Türkiye'nin İran ve Suriye ile iyi ilişki kurma çabalarının AB'yi memnun ettiğini, ''ancak başörtüsüyle ilgili Anayasa Mahkemesi kararının Avrupa'nın Türkiye'ye bakışını değiştirebileceğini'' söyledi.

Türkiye'nin İran karşısında yeni bir anlayış geliştirmesi gerektiğini anlatan Nakanishi, Türkiye'nin nükleer araştırma yapıp yapmaması gerektiğini düşünmesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Nakanishi, ''Türkiye'nin politikasında İslam odaklılık artıkça politik istikrarda güçlük çekecektir'' dedi.

ABD'den Michael Rubin de Türkiye ile ABD'nin Irak konusunda birlikte oturup çalışarak ortak bir politika ortaya koymasının önemine değindi.

İsrail örneğine değinen Rubin, ''Tüm devletlerin alması gereken derslerden biri şu; hiçbir teröristle uzlaşılmaz. Radikal ideolojilerle uzlaşırsanız meşruluğunu kabul etmiş olursunuz'' diye konuştu. Terörizmin tek bir tanımının olması gerektiğini ifade eden Rubin, herkesin tek bir tutum sergilemesi gerektiğini söyledi.

Rubin, Türkiye'nin bir demokrasi olduğunu belirterek, ''Türkiye İslami demokrasi derseniz, bu demokrasiye zarar verir. Kimse böyle bir hata yapmamalı. Türkiye demokratik bir ülke ve önüne bir sıfat koymaya gerek yok'' dedi.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş