$

Dolar

46,4646

Euro

53,1076

£

Sterlin

61,5966

Frank

57,4319

Gram Altın

6.256,3600

Bitcoin

2.998.419

$

Dolar

46,4646

Euro

53,1076

£

Sterlin

61,5966

Frank

57,4319

Gram Altın

6.256,3600

Bitcoin

2.998.419

Türkiye

Babacan'dan Avrupa Birliği yorumu

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, genişleyen bir Avrupa'nın hiçbir şekilde güçlü bir Avrupa mefhumuna tehdit oluşturmadığını, aksine bunun AB'yi gerçekten küresel bir oyuncu yapmak için de bir anahtar olduğunu söyledi.

08.05.2008 - 19:33
Timeturk Editör
Babacan'dan Avrupa Birliği yorumu
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Babacan, Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen 11. WDR Avrupa

Forumunda ''Avrupa'nın İttifakları - Zor Dönemler İçin Stratejiler''

konulu bir konuşma yaptı.

Alman radyosu WDR (Westdeutsher Rundfunk)

tarafından düzenlenen toplantıda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile

getiren Babacan, WDR forumunun konusu olan 'Avrupa'nın Yeni Başlangıcı:

Avrupa Nereye Gidiyor'un son derece yerinde olduğunu belirtti.

Avrupa'nın dünyanın derin tarihe sahip bir bölümü olduğunu ve Avrupa

tarihinin ortaya çıkardığı dinamiklerin son 4-5 yüzyılda dünyayı birçok

açıdan etkilediğini kaydeden Babacan, Avrupa'nın aynı zamanda,

milletlerin acılı bir geçmişin haksızlıklarını aşabildiği, rekabet ve

savaşlarla dolu bir tarihin akışını başarıyla değiştirebildiği, ortak

değerlere dayanan refah ve istikrar içinde bir birlik yaratabildiği bir

bölge olduğunu ifade etti.

Babacan, Avrupa'nın çevresindeki pek çok oyuncu ile ilişkilerini

düzenleme ihtiyacından birçok karışık terim, kavram, strateji, gündem,

anlaşma ve çerçevenin türediğini, bu çerçevede birçok düşünce

geliştirildiğini ve bu düşünceler içinde en iyisinin, 'Avrupa'yı

parçalarının toplamından daha fazlasına dönüştürme potansiyelini

kanıtlayan bir süreç' olduğunu belirti.

Buradaki düşüncenin elbette 'genişleme' olduğunu kaydeden Babacan, genişlemenin başarısına da işaret ederek, bu çerçevede Slovenya'nın gelecek için iyi bir örnek olduğunu, bu ülkenin on yıl gibi belki de daha az bir zamanda

her açıdan Avrupa standartlarını yakalamakla kalmayıp, bunları aştığını

ifade etti.

Babacan, genişlemenin sadece küresel bir çare olmadığını, aynı zamanda

Avrasya bölgesini etkileyen tüm sorunlar için de 'her derde deva bir

nitelik' taşıdığını belirterek, 'Kaldı ki, Avrupa'nın sonsuza kadar

genişlemeye devam etmesi gerçekçi olarak beklenemez' diye konuştu.

Daha fazla genişlemeye şüpheyle bakanların Berlin Duvarının

yıkılmasından yaklaşık 20 yıl sonra yeni bölünme çizgilerine ihtiyaç

duyulduğuna inandıklarına emin olduğunu vurgulayan Babacan, AB'nin

siyasi manzarayı birleştirecek, uygun bir ölçüde genişlemesi gerektiğine

ve genişleyebileceğine inandığını kaydetti.

Genişlemenin hem Avrupa, hem de AB'ye katılan ülkeler için birçok yararı

olduğunu kaydeden Babacan, 'İlerledikçe bu süreci daha verimli hale

getirebilmeli ve durulaştırabilmeliyiz de' diye konuştu. Çoğu kişinin

daha fazla genişlemenin AB'yi zayıflatacağını savunduğunu kaydeden

Babacan, 'Genişleyen bir Avrupa'nın hiçbir şekilde güçlü bir Avrupa

mefhumuna tehdit oluşturduğunu düşünmüyorum. Aksine bu, AB'yi gerçekten

küresel bir oyuncu yapmak için de bir anahtar' dedi.

BALKANLAR

Babacan, gelecekteki genişlemelerden ve AB projesinin

sağlamlaştırılmasından bahsedildiğinde, yakın tarihin en sorunlu

bölgelerinden biri olan Balkanlar'a da öncelik verilmesi gerektiğine

işaret etti.

Balkanlar'ın bir bütün olarak hem Türkiye, hem Avrupa için stratejik

önemi bulunduğunu ifade eden Babacan, diğer taraftan Balkan halkının son

20 yıldır çatışma ortamı içinde olduğuna dikkati çekti. Babacan,

Avrupa'nın bu kırılgan kesiminin yeniden inşası ve bu bölgeye istikrar

ve refahın getirilmesi için çok şey yapılıyor olsa da henüz sıkıntıların

aşılamadığını belirtti.

Bölgesel ve uluslararası aktörler olarak, Balkanlar'da barış ve uzlaşıyı

güçlendirmek için hep beraber çok çalıştıklarını ifade eden Babacan,

liberal demokrasilere ve serbest pazar ekonomilerine nispeten pürüzsüz

biçimde geçişin sağlanması için yatırımlarda bulunduklarını söyledi.

'Ancak gerçek olan şu ki, hala bazı fırtınalar çıkabilir' diyen Babacan,

Kosova ile ilgili mevcut durumun, bağımsızlık ilanından önce, bölgeye

istikrarsızlık getirme potansiyeline sahip 'iltihaplı bir yara' olduğunu

kaydetti. Babacan, dolayısıyla bu mevcut durumun devamının 'olanaksız'

ve 'savunulamaz' olduğunu, bu yöndeki anlayışın uluslararası toplumca da

yavaş yavaş benimsendiğini söyledi.

Kosova'nın bağımsızlığının, uzun ve kendine özgü bir sürecin neticesi

olarak 'kaçınılmaz' olduğunu belirten Babacan, şimdi bölgede istikrarı

daha da pekiştirmek amacıyla Avrupa'nın Kosova'ya, Avrupa ailesinin

sorumlu bir üyesi olması, evrensel değerleri kucaklaması ve sınırları

içindeki tüm toplumların esenliği için gerekli adımları atması için

yardım etmesini istedi.

Babacan, Bosna-Hersek'teki gelişmeleri de yakından takip ettiklerini

belirterek, uzun süredir beklenen polis reformunun nihayet hayata

geçirildiğini, bunun, AB ile imzalanacak olan 'İstikrar ve Ortaklık

Anlaşması'nın yolunu açtığını bildirdi.

Sırbistan'ın da istikrarın pekiştirilmesi için kritik öneme sahip bir

ülke olduğunu ifade eden Babacan, Sırbistan'ın kendini Avrupa'dan izole

etmemesi gerektiğini kaydetti. Babacan, uluslararası toplumun, NATO ve

AB'ye katılım sürecinde Sırbistan'ı, daha dostça bir yaklaşımla teşvik

edici olmasını istedi ve bu kapsamda AB ile Sırbistan arasında

İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzalanmasından memnuniyet duyduğunu

ifade etti.

Makedonya'nın NATO'ya üyeliğiyle ilgili son gelişmelerden endişe

duyduklarını belirten Babacan, Makedonya'yı NATO'nun genişleme sürecinin

dışında bırakmanın Balkanlar'da güvenlik ve istikrarın geliştirilmesine

hizmet etmeyeceğini kaydetti.

Babacan, Avrupa'nın çevresinde, AB'nin uzun süreli stratejiler

geliştirebilmesi gereken birçok alanın bulunduğuna işaret ederek,

öncelikler arasında Kuzey Afrika, Karadeniz havzası, Akdeniz, Kafkaslar

ve Orta Doğu'yu saydı.

Orta Doğu ve Kafkaslar ile ilgili konularda önemli aktör haline gelen

Avrupa'nın orta ve uzun vadede hayati rol oynayacağını belirten Babacan,

bu bağlamdaki başarının, sadece Balkanlar'a istikrar ve refah getirmeye

değil, aynı zamanda AB'nin Filistin, Irak'ın geleceği, Arap-İsrail

anlaşmazlığı, İran'ın nükleer dosyası, Güney Kafkaslar'daki sorunlar ve

özellikle Dağlık Karabağ gibi zorlu konularda nasıl bir değişiklik

getirebileceğine bağlı olduğunu bildirdi.

'DIŞA DÖNÜK AVRUPA'

Babacan, bugünün dünyasında ağırlık merkezinin hızla değiştiğini, bu

geçiş, belirsizlik ve fırsat döneminde AB'nin, günü yakalamak ve daha

iddialı liderlik rolüne başlamak için mükemmel bir şansı olduğunu

kaydetti.

Türkiye'de AB'nin NATO gibi küresel barış ve refah arayışında daha

etkili bir rol oynamasına izin verecek sinerji yaratma potansiyeline

sahip olduğuna inanıldığını bildiren Babacan, iç reformlarını hızlı

şekilde tamamlamış ve etrafındaki dünyayla ilgilenen bir AB'den

bahsettiğini ve buna 'dışa dönük Avrupa' demeyi tercih ettiğini söyledi.

Babacan, Türkiye'nin AB'ye katılımının bu perspektifteki bir AB'de

gerçek anlamına kavuşacağını kaydetti.

Avrupa'daki çoğunluğun Türkiye'nin üyelik görevlerini yakında yerine

getireceği düşüncesinde olduğunu, gerçekten de Türkiye'deki reformların

devrim niteliğinde olduğunu ifade eden Babacan, bununla birlikte daha

yapılacak şeyler olduğunu, reform yolunda devam ettiklerini söyledi.

TCK'nın 301. maddesinde değişikliğe gidildiğini ve bu konudaki

tartışmaların son bulduğunu belirten Babacan, ayrıca Vakıflar

Yasası'ndaki gelişmeleri hatırlattı, bunların küçük başarılar olmadığına

dikkati çekti.

Türk kamuoyunun bazen Avrupa'daki belli çevrelerden sistemli bir şekilde

doğan olumsuz açıklamalardan etkilendiğini belirten Babacan, oy

verenlerin ve meclisteki temsilcilerinin reform sürecinin kendi

menfaatlerine hizmet ettiğini iyi bildiklerini kaydetti. Babacan,

Türkiye'de her alana AB standardı getirecek reformların popülaritesinin

ise dinmediğini ifade etti.

Babacan, Avrupa'nın Balkanlar'a ve dünyanın diğer kritik öneme sahip

bölgelerine yönelik açık stratejik vizyon sergilemesi gerektiği gibi,

Türkiye'nin tam üyeliğini gerçekleştirirken de stratejik öngörü

sergilemesi gerektiğini belirtti. Avrupa'nın Türkiye aleyhtarı

söylemlerden kaçınması ve kargaşayı sonlandırması gereğine işaret eden

Babacan, AB içindeki baş aktörlerin marjinal sesleri bastırmasının ve

Avrupa'nın geleceğini Türkiye ile birlikte inşa etmenin önemini

açıklıkla dile getirmesinin önemine işaret etti.

Türkiye'nin bölgesine barış ve istikrar getirmede net bir katılımcı

olduğunu söyleyen Babacan, Türkiye'nin AB'nin ortak dış ve güvenlik

politikasına başka ülkelerin yapamadığı şekilde somut katkılarda

bulunduğunu hatırlatarak, Türkiye'nin AB üyeliğinin 'dışa dönük bir AB'

için stratejik açıdan kritik öneme sahip olduğunu belirtti.

Babacan, Türkiye'nin bu anlamda AB'den özel bir muamele beklemediğini,

AB'den beklentinin ayrımcılık yapılmaması olduğunu söyledi. AB'nin

Türkiye'ye karşı güçlü ve saf bir vizyon sergilemesi durumunda,

Türkiye'nin adaylığının beklenenden çok daha erken gerçekleşeceğini

ifade eden Babacan, Türkiye ile AB'nin pek çok ortak çıkarı olduğunu,

Türkiye ile AB arasında paylaşılan perspektiflerin bu ilişkinin

ayrılamayacağını gösterdiğini kaydetti.

'TÜRKİYE VE AB AYRI OLAMAZ'

Enerji fiyatlarını yükseldiği bir dönemde enerji güvenliği alanında

birlikte çalışmanın hayati öneme sahip olduğunu belirten Babacan, bunun

Türkiye ile AB arasında stratejik işbirliğinin kilidi olacağını söyledi.

İşbirliğinin önemli olduğu diğer alanlara da değinen Babacan, bu

çerçevede deniz ve hava taşımacılığı, iletişim, gıda güvenliği, yasa

dışı uyuşturucu kaçakçılığla mücadele, insan kaçakçılığı ve terörizmle

mücadeleyi örnek gösterdi.

Bütün bu ve diğer alanlarda 'Türkiye ve AB'nin ayrı olamayacağını'

söyleyen Babacan, bu nedenle AB'ye üyelik müzakerelerinin bir tane

sonucu olabileceğini, bunun da Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği olduğunu

vurguladı.

Babacan ayrıca, hem Türkiye, hem de AB için 'alternatif bir üyeliğin' ne

'akla uygun' ne de 'üzerinde müzakere edilebilir' olduğunu bildirdi.

Genişleme sürecinin 'kesinlikle mükemmel' olmadığını yineleyen Babacan,

Kıbrıs konusunu konuyla ilgili örnek gösterdi. Babacan, Kıbrıslı

Türklerin Annan Planını kabul ettiği ve Rumların reddettiği 2004

yılından bu yana, 'Kıbrıs konusunun Avrupa'nın radarından düştüğünü'

söyledi.

Ali Babacan, adanın güneyindeki seçimlerin ardından iyimser bir havanın

oluştuğunu kaydetti. Bu çerçevede, BM Genel Sekreterinin kapsamlı bir

çözüm için girişimde bulunması konusunda doğru şartların oluşmasının

beklendiğini kaydeden Babacan, 2003 ve 2004 yıllarında olduğu gibi

Türkiye'nin BM'nin çözüm önerisine aktif bir şekilde katkıda bulunmaya

hazır olduğunu ifade etti.

'Bölgesel ve küresel bir aktör olarak Avrupa'nın kuvvetlenmesinin ve

daha büyük bir sorumluluk üstlenmesinin zamanı gelmiştir' diyen Babacan,

Avrupa'nın gecikmeksizin iç reform sürecini sonlandırması ve

çevresindeki bölgeler için aktif bir şekilde siyasi yatırım yapması

gerektiğini ve böyle yaparak, AB'nin etrafındaki bölgeler için daha

fazla tutarlı politika üretmesi gerektiğini belirtti. Babacan, 'Ve bu

yeni yöntem Balkanlar'dan başlamalıdır' dedi.

Babacan, genişlemenin 'canlı tutulması gereken temel bir politika'

olduğunu belirterek, genişlemenin kendi problemleri ve eksiklikleri

olması durumunda, Balkanlar için başarılı bir stratejinin

oluşturulamayacağını bildirdi.

AB'nin diğer bölgelerde ve bölgemizde daha aktif olması ve daha fazla

sesini çıkarması gerektiğini kaydeden Babacan, Türkiye'nin AB'ye üye

olmasının Avrupa'ya 'benzersiz bir stratejik derinlik' kazandıracağını,

bunu akılda tutarak Türkiye'nin katılım süreciyle ilgili Avrupa'da

yenilenmiş bir hızın ve aciliyet anlayışının oluşturulması gerektiğini

vurguladı.

Dışişleri Bakanı Babacan, tarihte birçok ittifakın oluşturulduğunu

hatırlatarak, bunların bazılarının önemli olduğunu, bazılarının da fark

edilmeden kaybolduğunu söyledi. Bu ittifakların bazılarının askeri

bazılarının ise siyasi nitelikte olduğunu, ancak çoğunun 'ortak bir

tehdit' sonucu oluşturulduğunu kaydeden Babacan, diğer taraftan

Avrupa'nın iki dünya savaşının küllerinden dikkate değer bir çeviklikle

yükseldiğini söyledi.

AB'nin, korkudan değil, alınan kararlar doğrultusunda, güçlüklere ve

çatışmalara değil, barışa ve işbirliğine dayalı daha iyi bir gelecek

oluşturmak için ülkelerin oluşturduğu siyasi bir ittifak olduğunu

belirten Babacan, 'Bu, 20. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa

entegrasyonunu yönlendiren önleyici, ileriye dönük stratejik düşünmenin

bir çeşididir. Dar fikirli endişeleri aşan ve 'ağaçlar için ormanı

yitirmekten' sakınan benzer bir cesur stratejik görünüm Avrupa'yı 21.

yüzyıla taşıyacak mı, asıl soru budur' dedi.

Türkiye'nin tek başına buna cevap bulamayacağını kaydeden Babacan, eğer

Avrupa stratejik rolünü büyütmeye karar verirse, Türkiye'nin 'yeni dışa

dönük Avrupa'yı' gerçeğe dönüştürmede kendine düşen rolü oynayacağını

sözlerine ekledi.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın