DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

İSTANBUL

19:56:00

İftar vakti

BURSA

19:54

04:40
19:54
SAHUR
İFTAR

ANKARA

19:38

04:25
19:38
SAHUR
İFTAR

SİVAS

19:21

04:09
19:21
SAHUR
İFTAR

ERZURUM

19:05

03:52
19:05
SAHUR
İFTAR

HAKKARİ

18:52

03:49
18:52
SAHUR
İFTAR

İSTANBUL

19:56:00

İftar vakti

ANKARA

19:38

04:25
SAHUR
19:38
İFTAR

ERZURUM

19:05

03:52
SAHUR
19:05
İFTAR

Arap dünyası Tunuslu düşünürü konuşuyor

Arap dünyası günlerdir son yazdığı kitapla entelektüel âlemi sarsan Tunuslu düşünürü konuşuyor. Tunuslu düşünür yıllardır savunduğu fikirleri bir çırpıda silip attı.

08.05.2008 03:57:00

Haber Merkezi / TİMETURK

Tunuslu tanınmış tarihçi ve düşünür Prof. Dr. Muhammed et-Talibi?nin yazdığı son kitap ?Li Yatmainne Kalbi? (Kalbimin Huzuru İçin) Arap dünyasında ses getirmeye devam ediyor. Tunuslu İslam yenilikçisi ve modern düşüncenin öncüsü Prof. Dr. et-Talibi, İslam?ın özüyle, Kur?an-ı Kerim?in kutsiliği ile oynamak isteyenlere ateş püskürüyor. Et-Talibi, modernist Müslüman düşünürleri ?İnsilahslamiyye-????????????? (Köklerinden/değerlerinden sıyrılmış İslamcılık) kavramıyla tanımlıyor.

Yazar et-Talibi, eleştirisinde acımasız bir dille İslam?ın gerçeklerini çarpıtan, İslami kültürden biri gibi görünen ancak özünü reddeden maske takınmışları ?İnsilahslamiyye? adıyla tanımlıyor ve onların gerçek yüzünü açığa çıkarmanın vacip olduğunu söylüyor. Peki, neden bu zamanda? Et-Talibi buna şöyle cevap veriyor; ?İslam?daki bu ayrışmayı yaratanlar batılı kültürü taşıyan, ancak İslam kültürüne aynı düzeyde sahip olmayan egemen seçkinlerde yoğun olarak özellikle günümüzde ortaya çıkmıştır.? Yazar, kitabın bir bölümünde de Papa VI. Benedict?ın Eylül 2006?da yaptığı ve Müslümanlarca öfkeli tepkilerle karşılanan açıklamasına karşı eleştirilerinde bulunuyor.

Muhammed et-Talibi ile yapılmış son röportajı TİMETURK okuyucuları için tercüme ettik:

Bu kitabı öncelikle bir diyalektik tartışma kitabı olarak tanımlayabilir miyiz?

Muhammed et-Talibi: Bu bir diyalektik tartışma kitabıdır. Tartışma içermeyecek bir kitap ancak açıklayıcı bir görüş ya da düşünce içermiyorsa vardır. Ben daha baştan ?Li Yetmainne Kalbi? (Kalbimin huzuru için) dedim, çünkü ben inandığım şeyin neden itikadım olduğunu anlatmaktan sorumluyum. Öte yandan kitap tüm insanlara değil, ümmetime yönelik kaleme alınmıştır. Bir bireyi olduğum ümmeti Kur?an-ı Kerim şöyle tanımlamaktadır: 'Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. ' (Bakara Suresi / 1-5). İşte bu ayetlerde anlatılan kişilere yazıyorum ve onlarla bir bedenin parçası gibiyim. Bu ayetlerin anlattığı eksen içine girmeyenlerin ben Müslümanım deme hakları yoktur. Zira İslam esasını teşkil eden kelam ve nass ile hayatı uyuşmayan bir insan, nasıl ben Müslümanım der?

Bu düşünce onların tekfiri -küfür içinde oldukları- anlamına gelmiyor mu?

Ben küfürle ilgili hiç bir söz kullanmadım ve yazmadım. Söylemediğim bir şeyi de benim adıma söylememelisin.

Ancak, kendilerini Müslüman olarak tanıtan kişileri, Müslüman olmayan kişiler olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Ben buna zorunluyum, üzerine alınanlar hedef alınmışlardır. Onlar kendilerini Müslüman olarak tanıtıyorlar, ben de andığım ayetlerdeki mikyasın onlarla örtüşmediğini zikrettim, öyleyse kendilerine başka bir ad seçsinler. Bu mikyası ben koymadım. İslam?ı tesis eden koydu ve Müslümanın sıfatları bunlardır dedi. Dolayısıyla bu benim müessesemden kabul edilir ya da kabul edilmez demek müesseseyi tesis edenin hakkıdır.

?İnsilahslamiyye? (Köklerinden/değerlerinden sıyrılmış İslamcılık) olarak nitelediğin bu okul akademik özgürlükler çerçevesinde mi ortaya çıktı, yoksa belirli bir amacın gereği olarak mı?

Akademik özgürlükler, kasıtlılığa izin vermektedir. Özgür bir varlık olarak insan dilediğince kasıt taşıyabilir, söyleyebilir ancak bunu kendini gizlemeden ve maske takmadan yapmalıdır. Zira insan kendisini bir sıfatla tanımlıyor, ancak o sıfat da kendisinde bulunmuyorsa, bunu gören kişinin ?ki bu her insanın hakkıdır- bu sıfatın sıfatlandırılanla uyuşmadığını söylemesi gereklidir. Ben, bu kişi kendisini Müslüman olarak tanıtmıştır ama ayetler böyle diyor deme hakkına sahibim. Sözümün başlangıcında, bana göre ölçü olan ve Müslüman?ı tanımlayan Kur?an-ı Kerim ayetlerini zikrettim. Kim ki kendisini Müslüman olarak tanıtır ancak Müslüman?ı oluşturan ve ona sıfatlarını veren şeylere sahip değilse, bu kişinin bir yanıltıcı olduğunu, maske takındığını açıkça söylerim? Söylediğimin, onun hoşuna gitmesini ya da gitmemesini önemsem. Elbette o maske kullanma özgürlüğüne sahiptir. Ancak maske takmak bana göre özgürlük değildir, düşkünlüktür. Maske kullanmakta özgürdür o, ama ben bunu, sözlerini gerekçelendirmek için ?telbis?, çirkin bir hile olarak adlandırıyorum.

Şartlar ve verili durum ne olursa olsun ben ?Ben Müslüman?ım? diyen bireye değil, 'Onlar ki, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.' topluluğuna sesleniyorum, bir başka topluluğa da değil. Bu topluluk hakkın hükmüyle namaza durduğunda kimin kendisinin saflarında hisleriyle yer tuttuğunu gözleriyle görür. Sayıları çoğunlukta olan ama onların saflarında göremediğin kimseler der ki; bu benim görüşüm ve inancım budur. İtikadıma göre, Allah?ın Kelam?ı gereğince, her safımda duran da benden değildir, ben de ondan değilim. Hisleriyle camide bulunan veya camiye bir gün girmeyi ümit eden, fiilen camide olmasa da hatalı olduğunu bilen ve ?bu hatamdan dönmeliyim, camiye gitmeliyim? diye kendine itirafta bulunacak kimse açıkça bellidir. Bunlar, camide bulunan veya cami kapısının eşiğinde duranlardır, yani kısacası benim ümmetim.

Eleştiri oklarını yönelttiğiniz bu okulun modernleşme (modernizm) programı var ve buna ulaşmak için yolun da nassın (metnin) eleştirilmesinden geçtiğini düşünüyorlar?

Beşer mahsulü bir metin, Voltaire?nin kitaplarından bir metin gibi veya Diderot?un kitabından bir metin gibi? Ki modernizme giriş metinleridir bunlar, elbette eleştirilebilir. Ancak Kur?an-ı Kerim, insan/beşer metni olduğunu söylemiyor.

Bu okul, Kitabın beşer diliyle gelişini buna delil gösteriyor?

O Allah?tan mı, değil mi?

Kimileri Allah?tan olmadığını söylüyor, kimileri de anlamının Allah?tan ve lafzının Cebrail?den olduğu görüşüyle, elimizdeki mushafın Kur?an-ı Kerim olduğunun mutlak olmadığı görüşü arasında tereddütte?

Bu Kitap?ta şüphe yoktur. Onlar, Kitap?tan şüphe mi duyuyorlar? Kitap?tan şüphesi olan İslam?a giremez. Kitap?tan şüphe duyan ve bir başkasının şüphe duymasına neden olanlar da Müslüman değildir. 'Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır.? (Bakara / 1-2) ile ?Zikri biz indirdik, elbette onun koruyucusu biziz.? (Hicr / 9) ayetlerinin anlamları gayet açıktır.

Bu okul insanların genel yaşamı için bir tehdit oluşturuyor mu?

Bununla ilgilenmiyorum, bu okulun ne zararı ne de yararı var. Diğer okullar gibi bir okul. Benim için önemli olan yalnızca günlük yaşam değil, İslam?ın derinliklerinde yatandır. Çünkü İslam yalnızca yeryüzünde yarar sağlayıcı değildir, aksine esas olarak Allah?a ve Ahiret?e doğru giden?es-siratu?l müstakîm? (Doğru yol)?dir. Kur?an-ı Kerim?in amacının ahiret olduğuna ?eş-Şerefi?nin kitabında ahiret ile ilgili tek bir söz bile yoktur- ve Kur?an?ın Allah?a ve ahiretteki ebedi hayata giden yol olduğuna inanmayan kişi, yalnızca dünyevi olanla ilgilidir. İnsanın mutluluğu, huzuru için dünya ile ilgili kuramlar/nazariyeler sonsuz sayıdadır. Müslüman olmayanın, Müslümanın yaşamına müdahale etme ve ona modern hayata katılmak için şöyle veya böyle yapmalısın deme hakkı yoktur. Bunu ancak ona kulak verenlere ve okulunu benimseyenlere söyleyebilir. Ben cami dışında olanlara hitap etmiyorum. Benim sözüm sadece camide ya da caminin kapısının eşiğinde duranlaradır.

Sözlerinizden kitabınızın bir vaaz ya da hutbe olduğu anlaşılır mı?

Ben vaiz değilim ve kimseye de vaaz vermiyorum. Ben şahadet ediyorum, çünkü Allah bana ?Gerçek şu ki, sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibâdet ediniz.? (Enbiyâ / 92, Mü?minûn / 52) ve 'Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.' (Bakara / 143) diyor. Ben yalnız şahadeti yerine getiriyorum ve ?Eşhedu Enla İlahe İllallah Ve Enne Muhammeden Resûlullah? diyorum. Muhammed?in Allah?ın resulü olduğundan şüphe edilir ve hayırlı ya da hayırsız bir veli olduğu tartışılır veya beyninde başka bir şeylerin mayasının hamurlaştığı düşünülür de Ömer el-Feyaş gibi bir gün raksederek yola çıkıp: ?Güneşe, parıltısına ve onu izleyen aya yemin olsun? (Şems suresi / 1-2) dediğinde ona bakıp ?deli midir nedir, sözlerinden bir şey anlaşılmıyor? denilmiştir. Bize söylenmek istenen şey Hicretin ikinci yüzyılında söylenmiş bildik sözlerdir. Buna karşı değilim ancak bilene ki bu asla İslam değildir.

?Köklerinden/değerlerinden sıyrılmış İslamcılık? olarak adlandırdığınız bu öneriler İslam tarihinde yeni bir durum mudur?

Hayır, çünkü buna Kur?an-ı Kerim?de işaret edilmiştir: 'Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.' (A'raf / 175). Peygamber zamanında da İslam?da pek çok ayrılma/sapma yaşanmıştır. Bu insani bir durumdur ve insanın sıfatıyla ilişkili olması nedeniyle zamanla bağlantılı değildir. İnsan farklı hallere sahip bir beşerdir.

Bu okul, imanın/inancın düşünce aletlerinin gelişimini ve özgürce araştırmayı engellediğine inanmaktadır?

Bunu saygıyla karşılarım. Ve sizler özgürsünüz derim. Özgürlüğünüz, benim özgürlüğümdür. Düşünce ve ifade özgürlüğünüz sınırlanırsa veya engellenirse, şunu bilin ki yanınızdayım.

Düşüncenin özgürlüğü için Kur?an-ı Kerim?in kutsallıktan soyutlanması mı gerekli?

Kur?an-ı Kerim?in kutsallığı benim bütünüyle özgür ve uzun zamanda oluşmuş düşüncemin kararıdır, bunu kabulüm baskı veya ve zorla olmamıştır. Her insan, kutsala inanmakta (Mü?min) ya da inanmamakta (Mülhid) özgürdür. ?İsteyen inansın, isteyen inkâr etsin? denilmiyor mu? Bunlar benim sözlerim değil.

Herhangi bir toplumun veya ümmetin/milletin ilerlemesi ya da geri kalmasıyla dini inancın bağlantısı var mı?

Bu İslam?ı çöküşle ilişkilendirme hurafesidir. Bunu Malik Şibıl, Abdulvahap el-Mudib ve Papa VI. Benedict?e ?Muhammed insanlığa kötü ve insani olmayan şeylerden başka bir şey getirmedi? diyenlere sor. Böyle bir ilişkilendirmeyi ciddiye almıyorum, çünkü bu tamamen bir hurafedir.

Peki, Batının ilerleyişini Hıristiyanlıkla ilişkilendirmek mümkün mü?

Şüphesiz, ilerleme Batının Hıristiyanlığın ayrışmasıyla/sıyrılmasıyal ortaya çıktı. İlerlemeyi gerçekleştiren de kilise değildi.

İlerlemeye engel olan Hristiyanlığın ve dini müessesenin/kurumun yeniden düzenlendiğini ve bu gelişmiş dünyada dini müessesenin ve dinin kendisinin sınırlandığını söyleyebilir miyiz?

Tarihi hayatımızda bu beşeri bir şeydir.  Sorun tarihi bir sorundur, dini bir sorun değil. Bir dönem, Arap düşünce dünyası üretkendi ve üretken düşünürlere sahipti. Bu toplum ve tarih aşamasından sonra, tarihin gelişiminin sonucunda düşünür sayısı zamanla azaldı ve bu düşünürlerin sonuncusu İbn-i Haldun oldu. Tarihin çizgisi, yukarıya fırlatılmış bir ok gibi düz bir çizgi halinde değildir. Pek çok medeniyet zirveye erişmiş sonra da, Yunan medeniyeti gibi, düşünce hayatı sona ermiştir. Batı çok korkunç bir dönemden geçmiştir, bunu kiliseyle mi ilişkilendirmeliyiz? Ben bu gibi şeyleri dinlere yüklemiyorum. Bunlar tamamen insan ile ilgili bir konudur. Eğer inanan insan diri ve canlı düşünceye sahip ise, üretir ve düşünür.  Ancak, İbn-i Haldun?un deyimiyle, insanın insanlığı çürümeye başladığında/fesada uğradığında duraklama başlar.

Günümüzde kalbe huzur verecek bir İslam düşüncesi var mıdır?

Pek çok çalışma var elbette. Benim İslam düşüncesine bir katkım yok. Bir İslam düşünürü değilim. Başkalarının düşüncelerinden farklı özgün düşüncelerim var, günümüzün hiçbir Müslüman düşünürünün düşüncelerinin izleyicisi de değilim. Ben her bireyin toplumla uyuşması gerektiğine inanıyorum. Allah evreni farklılıklarıyla yarattı. Bütün diyebileceğim dünyanın her yerinde olduğu gibi Tunus'ta da sağlam düşünceler var olmuştur ve her zaman var olacaktır.

Daha önce bir gazeteye yaptığınız açıklamada doğrudan doğruya isimler zikretmiştiniz?

Ben onları Müslüman kimseler olarak görüyorum, düşünce önderleri olarak değil. Kuşkusuz onlar, caminin içinden olan birer Müslüman, şurada veya burada imamlar.

Günümüzde Tunus gençliği genel olarak aşırılığa varan, geleneksel biçimlerindeki dindarlığa yönelmektedir, bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Bu yönelimler/eğilimler, devletin özgürlükleri kısıtladığı ve düşünürlerin konuşmasına izin vermediği koşullarda ortaya çıkar. İslam düşüncesinde yeniliği amaçlayan ?Makasid? adında bir dergiyi yayına sokmak istedim, içişleri bakanlığı izin vermedi. O dönemde Abdülmecit eş-Şerefi ve Kemal Ümran ile birlikteydik. Hatta o dönem daha dini aşırılıkla suçlanmayan Abdülbaki el-Hermesi de bizimle birlikteydi. Dergi, hiç kuşkusuz, yeni etkili düşüncelerin ortaya çıkması için özgür yazımın bütün güvenceleriyle birlikte İslami bir dergi olacaktı. Hükümetin tasarrufu bu olunca da tek bir yönelim kalır ki o da ?İkra? kanalını dinlemektir? Yani her iki yönden aşırılık ve şiddet?

İnsan yaşamının düzenlenmesinde dini merciin meşruiyet zemini nedir?

Ben Kur?an-ı Kerim?e dönmeye davet ediyorum ve mezheplerden birine bağlanmayı benimsemiyorum çünkü bunların hepsi fikri içtihatlardır. Müslüman?ın bağlanacağı yegâne metin, Müslüman?ın kalbine yöneltilmiş olan ilahi hitaptır. İnsanların yaşamlarının düzenlenmesi mutlaka ilahi hitabı gerektirmez. Senin ?merci? dediğin de İslami değildir. Sen ona uyabilirsin ama o dini değildir. Onu dine aitlikten çıkar ve medeniyetle ilişkilendir. Din bu deme, çünkü din tektir ve ahirete götüren ?es-sirat-ul müstakim?dir. Ahirete ve ahiret hayatına inanmayanlar Kur?an?ın ilahi hitabı içerisine girmez. Kur?an metnin içine arttıranın arttırdığı ve eksiltenin eksilttiği hadari/medeni kişi girer. Muellakât metni (7 ünlü Arap şairinin şiirlerini içeren metin) gibi? İçinde ahlâki olan şeyler de vardır? Zuheyr bin ebi Selma barışı savunur, düşüncelerini barışın savunulması konusunda övünç duyacağımız kültürel bir miras olarak görmeliyiz. Tarfe bin ebi el-Abd?ı da eğlence ve nimetlerden yararlanmanın modern kültürü olarak düşünebiliriz.

Aradaki fark kutsal olan metni mi güvenmektir? kutsal metni temel almak ya da almamak mı?

Kutsal metin olmasaydı, yine de Müslüman tanımlamasına saygı duymalısın. Yok, eğer Müslüman?ı tanımlamasını tanımıyorsan ne sen ondansın,  ne de o sendendir. Bu, ilahi metnin ilahi olmayan amaçlar için çarpıtılmasıdır. İşte ben buna şiddetle karşı koyuyorum, çünkü bunu maske kullanmak olarak görüyorum ve maskenin gizlediğini açığa çıkarıyorum.

Kur?an?da yer alan kıst (adalet ve eşitliğin) yerine getirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bütün insanlık/beşer kültürlerinde bunu bulursunuz; Çin?de, Batı?da ve Hindistan?da? Müslüman, Kur?an?ın ahirete giden yol olduğuna iman edendir. Böylece namaz kılar ve oruç tutar. Namaz kılmayan ve oruç tutmayan kimse Müslüman değildir.

Müslüman?ın günlük yaşamının namaz ve oruçla çelişmesi mümkün değil midir?

Fakat, o zaman Müslüman değildir. İnsanın genel yaşamının ahlâki değerlerle uyum içinde olup olması da kendi sorunudur. Ahlâki değerler, dinlerden bağımsız olarak, bütün insanlığın ortak değerleridir.

Müslüman açısından sevap ve ceza nasıl değerlendirilecek?

Bunlar ahirete yöneliktir ve dünyevi konularla bağlantılı değil.

Müslüman kimse Allah ile ilişkisinde tevhidle güvenliyken, günlük hayatında zulmü yaşadığında çelişkiyi hissetmeyecek mi?

Müslüman zulümden söz ettiğinde Kur?an?dan söz etmesine gerek kalmaz. Çünkü o Kuran?a inanan, Kur?an?a inanmayanla ve diğer dinlerden olanlarla konuşmaktadır. Bu durumda Kur?an?ı değil, insan haklarını baz alacaktır. Zira insan hakları bütün insanlığın ortak dinidir. Müslüman, insanlarla ilişkilerini insan haklarına dayandırır, çünkü bu haklar bütün insanlar tarafından kabul görmektedir. Bunlar, dünya ile ilgili olmaları nedeniyle dinin dışında olan şeylerdir. Müslüman bir kimse, herkesle diyalog kurabilir. İslam?dan bahsetmesine de gerek yoktur. Bu şekilde devam eder.

Öyleyse Peygamberin Medine?nin bütün halkıyla yaptığı ?Medine Vesikâsı? nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu anlaşmayı bir vatandaş olarak yaptı, peygamber olarak değil. Anlaşma Yahudilerle yapılmıştı ve onlar kendisinin peygamberliğini tanımamışlardı. Anlaşma putperestleri de kapsamaktaydı ve onlar da peygamberliğini tanımamışlardı.

Bir Müslüman, Yahudiler ve Hıristiyanlar ile teamülünde Peygamberin onlara tavrını örnek aldığını ve ona bağlı kalarak davrandığını söylerse?

Kesinlikle hayır. Bunu kendi kendisine söyleyebilir, diyalog içinde değil. Bir Müslüman olarak Yahudi ile insan hakları eksenin konuşmam ve diyalog kurmam imanımla çelişmez. İmanla zımnen uyum içinde kalırım ve bunu kalp huzuru içinde yaparım. Yahudi, Hıristiyan veya Budist ile tartıştığımda dini işaret eden tek bir kelime söylemem. İnsan hakları hiçbir dini esas almadığı gibi, hiçbir dinle de çelişmez. İnsan hakları, bizim ona katkımız olmasa da, genel insani değerlerin bağdaştığı ortak bir alandır.

Bir Müslüman, diniyle uyuşmayan değerler ya da yasalarla karşılaştığında ne yapmalıdır?

Böyle bir durumda sorun iki yanlıdır. Bu değerler eğer ona dayatılıyorsa, o zaman haklı olarak ben hür bir ferdim ve dışarıdan bana böyle bir şey dayatılamaz diyebilir. Örneğin zina yapmam istenirse, özgür bir birey olduğum için bunun insan haklarıyla bağdaşmadığını söylerim. Zina yapmak isteyen yapsın, istemeyen yapmasın. Herhangi bir devlet kız kardeşle evliliğe izin verse, benim için bir sakıncası yok derim ve bunun bir toplum yasası olduğunu düşünürüm. Ancak beni buna zorlayamaz, çünkü özgür/hür bir kişiyim. İnsan haklarının gereği olarak özel hayatımda bana hiçbir şey dayatılamaz. Yasayı genel anlamda kabul ederim, başkaları için ve kimsenin buna zorlanmadığı koşullarda.

İnsan hakları bir toplumda, bireylerinin inanç ve davranışlarına saygıdır. Bir birey olarak beni hiç kimse herhangi bir davranışa zorlayamaz, onlar da özgür, ben de özgürüm. Bu da insanlığın ortak dini, insan haklarının gereğidir.

İnsan hakları dinine bir şekilde kutsallık yüklemiş olmuyor musunuz?

Hayır. Hiçbir kutsallık yüklemiyorum, insanların ürünüdür ve insanların değişimiyle değişir. İnsan hakları, günümüzde olduğu şekliyledir. Ama yarın insanlık topluluğunun kararıyla gelişim göstermesi mümkündür. İnsan hakları ilahi bir din değil, ortak sözleşme anlamında, ortak bir dindir. Din, Allah?la yapılan bir sözleşme olabilir ki semavi din budur. Din, insanlarla yapılan bir sözleşme de olabilir. Bu da bütün hürriyetleri kapsayan insan haklarıdır.

İnsanlar arasındaki diyalog yalnızca insan hakları temeli üzerinde olmalıdır. Bütün yasaların niteliği bu temel tarafından belirlenmelidir. Din toplumun değil bireyin yoludur. Ancak coğrafi sınırları aşan millet çerçevesi içinde toplum yolu olur. Milletin sınırları da manevi kalplerden geçen sınırlardır. Dolayısıyla kıbleye yönelen Çinli benim ümmetimdendir. Kıbleyi reddeden Abdülmecit eş-Şerefi gibi hayırlı veli Muhammed?i ?Ömer el-Feyaş?la karşılaştıran ve Muhammed başarılı oldu ama ikincisi başarılı olamadı diyen Tunuslular benim ümmetimden değildir. Ona karşı çıkarım çünkü o ümmetimi aldatmaktadır. Yazdığım zaman, Abdülmecit eş-Şerefi için yazmıyorum, takındığı maskeyle doğruları çarpıttığı için kendisine aldanabilecek ümmetime yazıyorum. Ben bu yaptıklarını açığa çıkarıyorum. Onun da özgürlüğü var, benim de özgürlüğüm var.

 

İlgili haber için tıklayın:

Tunuslu düşünür fikirlerinden rücû etti

 

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş