DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

15,9705 ₺

EURO

16,7925 ₺

ALTIN

932,23 ₺

BİST

2.393,61 ₺

Mathias Rohe'la 'Şeriat tartışmaları'

Hukukçu ve İslam bilimci Mathias Rohe'ye göre, Almanya'da yaşayan Müslümanlar için, İslami kurumlar oluşturulmalı

08.03.2008 23:09:00

Hukukçu ve İslam bilimci Mathias Rohe'ye göre, Almanya'da yaşayan Müslümanlar için, seküler hukuk devleti ile uyumlu dinsel temeller ve yorumlar oluşturmanın tam zamanı. Rohe ile Loay Mudhoon söyleşti.

Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams, İslami hukukla ilgili ögelerin de İngiliz hukukuna eklenmesini savunarak, İngiltere'de büyük olay yarattı ve hararetli eleştirilere hedef oldu. Bu ülkede ise bazı gazeteciler 'Batı dünyasının, uyum sağlamaya niyetli Müslüman göçmen azınlığı tabi kılmak için attığı yeni bir adım' uyarısında bulundular. Bu korkular haklı mı?

Mathias Rohe: Kanaatimce haklı değiller. Günümüzde alarm verme modası var. İslamcı terör, 'töre cinayetleri' ve cami inşaatları kimileri tarafından kolaylıkla bir başka düzleme çıkartılıyor ve sözde bir İslamileşmenin kanıtları olarak gösteriliyorlar. Oysa Avrupa'daki gelişme İslami olarak temellendirilen şiddete karşı çok iyi savunma yapılmak istendiğini ve bunun nasıl yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 'Töre cinayetleri' gibi suçlarla elbette mücadele edilmesi gerekir, ama bu suçların İslam'da bir meşruluğu yoktur. İbadethanelerin inşa edilmesi de nihayetinde anayasada güvence altına olan haklardan biridir; dinsel altyapının, yöre sakinleri ve yurttaşlar tarafından yasal bir biçimde oluşturulması basitçe, din özgürlüğü hakkının kullanılmasıdır. Burada 'çoğunluk toplumu'nun bazı temsilcilerinde belirli bir eğitim gereksinimi olduğu da görülüyor. Ayrıca mevcut tüm bilgilere göre Avrupa'daki Müslümanların büyük çoğunluğu ?ki bu sayı daha da artabilir? tamamen uyum sağlamaktan yanalar ya da zaten çoktandır uyum sağlamış durumdalar.

Bu girişimi içerik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişim, Şeriat ile İngiliz yasaları arasında paralellikler bulunduğuna ilişkin toptan bir savunuya indirgenebilir mi?

Rohe: Başpiskopos bu konu hakkında çok mesafeli sözler söyledi ve Şeriatın kabul edilebilir ve kabul edilemez görüşleri arasında açıkça bir ayrım yaptı. Başpiskoposun girişimini içerik olarak desteklemesem de, konuyla daha ilgili bir tartışmanın yürütülmesini arzu ederdim.

Çoğulcu bir yargı sistemi tasarısı ne kadar gerçekçidir? Bu düşünceler, yasa karsısında eşitlik temel ilkesini tartışmalı hale sokmaz mı?

Rohe: En azından olgusal olarak böyle bir şey mümkündür ve bu yüzden son derece sorunludur. Elbette herkes, çatışmaları devlet mercilerinin dışında düzenlemekte özgürdür. Aile içinde bu her gün yapılıyor. Birçok alanda da arabulucular ve hakem kurulları başarıyla çalışıyor. Ancak böylesi 'gönüllü' kurumların, zaten devlet düzenine ve kurumlarına büyük bir mesafe içinde yaşayan ve burada geçerli olan haklarından haberdar bile olmayan kesimler için kurulması sorun yaratır. Kanada örneği (zaman zaman İslami uzlaştırma kurumlarının oluşturulması), daha zayıf taraflara sadece bu gibi mercilere başvurma ve böylelikle devlet tarafından güvencelenmiş bulunan haklarından vazgeçme baskısının uygulandığını gösteriyor. Somut olarak bu her durumda kadınların aleyhine oluyor, çünkü uygulayıcılar, İslam hukukunun ilgili geleneksel yorumlarını dikkate alıyorlar.

Rowan Willams İslam hukukunun görüşlerinin İngiliz hukuk sistemine eklenmesini 'kaçınılmaz' olarak tanımladı ve İslami hukukun sınırlı uygulanışının İngiliz toplumunu bir bütün olarak güçlendireceğini bile öne sürdü. İslami normların dikkate alınmasının, Müslümanların uyum sağlamaya hazır oluşları üzerinde ne gibi etkileri olabilir?

Rohe: Bazı görüşler zaten çoktandır eklendiler, örneğin ?hukuk açısından ilkesel olarak bir sorun yaratmayan? klasik İslam iktisadının araçları. Sachsen-Anhalt eyaleti bile sermaye oluşturmak için İslami bir kredi kurumu oluşturdu. İngiltere'de, statü sonuçları doğuran klasik tam evlatlık edinmeden daha az sorunlu olan bir evlatlık edinme biçimi uygulandı. Gerçi bu özellikle kendi hukuk gelenekleri temelinde yaşayan Müslümanlar için düşünülmüş olabilir, ama yeni bir model herkese açıktır. Özellikle aile hukuku alanında yine de aceleci davranıp 'kaçınılmazlık'tan söz etmemek gerekir.

Gerçi, İngiltere'de özellikle Hint Yarımadası'ndan gelen göçmenlerin arasında İslami hukukunun geçerli olduğu bir paralel yapının ortaya çıkmış olması bir gerçektir; Başpiskopos da açıkça bu gerçeği referans alıyor. Ama orada geçerli devlet hukukunun avantajlarını tanıtmak ve anlaşılır kılmak için bu hukukun, belirli bir ölçüde ve çerçevede, örneğin evlilik sözleşmelerinde, dini güdülenimli de olabilen bir yapılanmaya izin verdiği de belirtilmelidir. Sonra devlet kurumlarında bu gibi göçmenlerin yaşam koşullarını dikkate alan kültürel bir duyarlılığın geliştirilmesi de önem taşıyor. Toplam olarak, özellikle evlilik ve aile hukuku alanı hassastır ve bu alan koruma gereksinimleri açısından, yalnızca 'özel' bir alan da değildir. Bu bakımdan cinsiyetlerin ve dinlerin eşit haklara sahip olması temel düşüncesinin, herkes için geçerli bir ilke oluşunda ısrarcı olmalıyız. Müslümanların çoğunluğu da bunu böyle kabul ediyor. Ayrıca uyum sağlamaya hazır olunması talebi, kendi temel düşüncelerimizden vazgeçme pahasına öne sürülmemeli.

Bu girişime eleştiri yönelten başkaları da, İngiltere'de ve başka Avrupa ülkelerinde zaten çok uzun bir süredir, Şeriatın bazı görüşlerini medeni hukuka eklemek için ince bir baskı oluşturulduğuna işaret ediyorlar. Almanya'da bu baskı ne kadar gerçektir?

Rohe: Uluslararası yaşam koşulları örneklerinde kendi yasalarımız, yabancılara belirli bir çerçevede kendi vatanlarının hukukunun uygulanmasını öngörüyorlar. Bu bakımdan biz de uzun süredir böyle bir eklenmeyi olanaklı kıldık; elbette, bunun sonuçlarının kendi hukuk duygumuz açısından katlanamaz olduğu noktalarda değil. Almanya'da ülke içi koşullar açısından böyle geniş talepler yalnızca tek tük aşırı dinciler tarafından yöneltilmektedir. Elbette burada da, örneğin ülke içinde yalnızca İslami kurallara göre evlenmiş bir kadının boşanmak istemesi gibi örnekler ortaya çıkıyor. Bu kadını devlet mahkemelerinde, geçerli bir evliliğin mevcut olmayışı yüzünden bir boşanmanın da mümkün olamayacağı gerekçesiyle reddetmek, bilgeliğin son kararı olmamalı. Mevcut olmayanın açıklanarak [izharî hükümle] ortadan kaldırılışı düşüncesini de biliyoruz. Bildiğim kadarıyla buradaki Müslümanların büyük çoğunluğu geçerli hukuka çok iyi uyum sağlamışlardır.

Almanya'daki özgürlükçü demokratik hukuk düzeni çatısı altında dinsel geliştirme olanakları (Anayasanın 4. maddesi) var. Alman Müslümanlar, buradan hangi hakları türetebilirler?

Rohe: Dinlere açık Alman anayasası uyarınca kamusal alanda görünür olma ve etkinlikte bulunma hakkını da içeren haklarını, öteki tüm dinler ve dünya görüşleriyle birlikte eşit olarak kullanabilirler. Bu hak ?gerekli hukuksal koşulların yerine getirilmiş olması durumunda? cami inşaatından, Müslüman mezarlıklarının kurulmasına, dini kurallara uygun et kesiminden, İslami din eğitimi verilmesine ve özel iş koşullarındaki (örneğin namaz saatleri, dini bayram günleri ya da giyim gelenekleri açısından) dolaylı etkilere kadar uzanır. Elbette din özgürlüğünün de sınırları vardır, ama bu sınırlar çoğunluğun ilişkilerine göre çizilemez.

Müslümanların ve Müslüman olmayanların birçoğu 'İslami yasalar'dan söz ediyorlar, oysa bununla 'İslam kültürünü' kastediyorlar. Alman hukuku kültürel adetlere nasıl bakıyor?

Rohe: Kültürel adetler, din özgürlüğü korumasına değil, Anayasa'nın 2. maddesindeki kişiliğin özgürce geliştirilmesine yönelik, büyük ölçüde sınırlı korumaya girerler. Ayrıca bu alanda, ülkemizdeki Müslümanlar için büyük bir görev sahası bulunuyor: İslami olarak anlaşılan ve itici etki uyandıran bazı şeylerin kökleri kültürel uygulamalarda ve kanaatlerde yatıyor. Bunun bir örneği, kısmen grotesk bir biçimde abartılmış olan, patriarkal yaşam tarzlarındaki biçimsel evlilik kavramıdır; bu kavram sürekli en kötü suçların işlenmesine neden oluyor.

Dinlerinin normatif buyruklarının günümüzün seküler hukuk devletinde daha iyi dikkate alınmasına yardımcı olmak için Müslümanların ne yapmaları gerekiyor?

Rohe: Uzun bir süredir burada yaşayan, toplumumuzun bir parçası olmuş olan Müslüman kesimi için, dinsel ilkeleri formüllendirmenin ve seküler demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez çerçevesine uyacak yorumlar bulmanın tam zamanıdır. Bunun için gerekli araçlar mevcuttur, sadece bunlardan yararlanılması gerekmektedir. Buradaki insanların birçoğu 'İslam'dan değil onun, bir dizi saldırıda ve nefret propagandasında dile gelen aşırıcı söylemlerinden korkuyor.

Elbette burada, davranışları ve düşünceleri, ezici bir çoğunluk tarafından kesinlikle yargılanan, küçük bir Müslüman azınlığın söz konusu olmadığını tekrar tekrar açıkça belirtmek gerekir. Ayrıca buradaki Müslümanları, İslam dünyasının birçok bölgesinde Hıristiyanların ve başka dinlere mensup olanların baskı altında tutulması gibi etkileyici fenomenlerden sorumlu tutamayız. Ayrıca katılımcı İslam yorumlarının oluşturulması için gerekli olan, İslam din dersi eğitiminin sağlanması, buna uygun olarak da din öğretmenleri ve imamlar için eğitim kurumlarının oluşturulması gibi, kurumsal koşulların yaratılmasıyla gerçekleştirilebilir. Bunun için para ve enerji gerekiyor, ama başka seçenek de yok.

Söyleşi: Loay Mudhoon

kaynak: www.qantara.de

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel

Prof. Dr. Mathias Rohe hukukçu ve İslambilimcidir. Erlangen-Nürnberg Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Medeni Hukuk, Uluslararası Özel Hukuk ve Karşılaştırmalı Hukuk Kürsüsü başkanıdır. Prof. Rohe 2001 yılından bu yana Arap ve İslam Hukuku Derneği'nin başkanlığını da yapmaktadır. (Ağırlıklı olarak araştırdığı konular: Avrupa'da İslam ve İslam hukukundaki güncel gelişmeler; İslam ve hukuk devleti.)

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş