DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Mugniye Suikasti

Mossad'ın şehit ettiği İmad Mugniye suikastinde gölgede kalan gerçekler nelerdi? Suikast hangi dengeleri değiştirir?

23.02.2008 10:30:00

Lübnan Hizbullahı içinde 'Haj Rıdvan' olarak tanınan; örgütün tabanındaysa efsane bir lider olarak görülüp 'Fidel Castro' ve 'Che Guevara'ya benzetilen, İran istihbaratında 'tilki', Batılı güvenlik birimlerinde 'hayalet adam' ve Mossad'da ise 'Moris'lerden bir tanesi olarak anılan İmad Mugniye kadar kod adı taşıyan bir kişi bulmak hemen hemen imkânsızdır.

25 yıldan beri başta Washington yönetimi olmak üzere 42 ülke ve istihbarat birimlerinin en çok arananlar listesinin ilk sırasında yer alan, ölü veya diri kendisini ele geçirenlere 25 milyon dolar ödül verileceği vaat edilen Mugniye'nin adı dünyanın birçok yerinde düzenlenen pek çok silahlı, bombalı eylem ve suikasta karışmıştır. Özellikle 1983'te Beyrut'ta 300 Amerikan ve Fransız deniz piyadesinin ölümü ile sonuçlanan bombalamanın yanı sıra 1985'te Amerikan TWA uçağının kaçırıldığı eylem ile 1994'te Arjantin'in başkenti Buenos Aires'teki İsrail-Arjantin dostluk merkezine yönelik saldırıdan sorumlu tutulmaktadır. Mugniye'nin Hizbullah için askerî liderlik düzeyindeki gücü, örgütün siyasi lideri Hasan Nasrallah ile paralel düzeyde olup, Hizbullah, İran ve Suriye arasındaki iletişimi sağlayan bir denge konumuna da sahipti. Birçok suikasttan sağ kurtulan, ancak bu saldırılara iki kardeşini kurban veren Mugniye, ancak gölgeden gün ışığına geçtikten ve Hizbullah'ın şûra konseyine üye olduktan sonra deşifre edilmiş ve bu durum ölümüne sebep olan saldırıda belirleyici etken olmuştur.

Mugniye suikastının arkasındaki güçlerin kimliğini ve bu eylemin beraberinde getireceği sonuçları irdelemeden önce olayın bölgenin hangi şartları altında gerçekleştiğine değinmek bu operasyonun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Öncelikle Mugniye'ye yönelik saldırının, özellikle zamanlama bakımından, Başbakan Olmert'in Almanya'da, Savunma Bakanı Barak'ın ise Ankara'da olduğu bir döneme denk gelmesi son derece ilgi çekicidir. Bununla birlikte saldırının 'Winograd Raporu'nun açıklandığı ve söz konusu raporda ülkenin yıpranan prestijinin korunması için acilen ses getiren bir hamle gerçekleştirilmesi gerektiğinin altının çizilmesinin ertesinde yaşanması dikkatle değerlendirilmelidir. Dahası bu eylem sonrasında Mossad Başkanı Meir Dagan'ın görev süresinin 2009'a kadar uzatılması da dikkate alındığında İsrail'in doğabilecek yeni gelişmelere karşı uzun vadeli bir strateji peşinde olduğu açıktır.

Ölümle ilgili ortaya çıkan senaryolar ve muhtemel gelişmeler ise: Çeyrek asırdan beri yeraltında saklanan ve Batı istihbaratının elinde tek bir fotoğrafı dahi bulunmayan Mugniye'nin, Suriye'nin başkenti Şam'ın en iyi korunan ve ülkenin önde gelen güvenlik sorumlularının ve diplomatlarının ikamet ettiği bir semtte gerçekleşen bombalı saldırıda hayatını kaybetmesi, Suriye, Hizbullah, İran üçlüsü içerisinde bir sızmanın olduğunu göstermektedir. Şam'ın kalbinde meydana gelen bu olay Suriye, İran ve Hizbullah arasında güvensizliklere sebebiyet verecektir ve bu güçler arasındaki sıcak ilişkileri olumsuz bir şekilde etkilemesi ve kuşkusuz uzun vadede bir hesaplaşmayı beraberinde getirmesi muhtemeldir.Uzun planlama ve takipler neticesi gerçekleşebilecek böylesi bir olayın içeriden destek olmadan gerçekleştirilmesi mümkün gözükmemektedir. Rahat bir şekilde hareket etme yetkisine sahip iç odaklardan destek aldığı kesin olan bazı Arap kökenli çift taraflı ajanların bu eylemde rol sahibi olduğu kuşkusuzdur.

Mugniye'nin öldürülmesi İsrail'in 2006'daki başarısız Lübnan operasyonu sonrasında zarar gören prestiji ve iç politikasındaki sıkıntılar dikkate alındığında Tel Aviv için önemli bir moral kaynağı olacaktır. Eylemin nitelik ve özellikleri bakımından sahip olduğu önemin yanı sıra Mugniye'nin ölümünün beraberinde getireceği muhtemel gelişme ve sonuçlar çok daha dikkat çekicidir. Şöyle ki: Hizbullah lideri Hasan Nasrallah tarafından 'bu eylem İsrail'in açık bir savaş ilanı' olarak nitelendirilmiş ve Tel Aviv'in mesajının alındığı, örgütün böylesi bir savaşa hazır olduğu ve zamanı ve yeri kendisinin seçmesi suretiyle cevap verileceği ifade edilmiştir. Böylesi bir savaşta Hizbullah'ın 2006'da kullanmış olduğu füzelerden daha güçlü ve İran kaynaklı silahları kullanma seçeneğine yöneleceği kesindir. Hizbullah, Suriye ve İran troykası tarafından suçlanan İsrail'in bu tür bir gelişmeye karşı savunma planları hazırladığı ve ülke içinde ve dışında teyakkuz haline geçtiği şüphe götürmemektedir. Saldırının Şam'da gerçekleştirilmesi, özellikle ABD tarafından terörü teşvik bağlamında eleştirilen ve Hizbullah'a yönelik destek verdiği, teröristleri beslediği iddialarını reddeden Suriye'yi Batı âleminin gözünde zor durumda bırakacaktır. Böylece Esad yönetiminin hem Batı'da güvenilirliğini zedelemesi hem de Hizbullah ve İran ile arasını açması bakımından saldırıyı düzenleyen gücün bir taşla iki kuş vurduğu açıktır. Refik Hariri'nin öldüğü güne denk gelen bu eylem, iki zıt güç olan Sünni Saad Hariri ile Şii Hasan Nasrallah arasında ılımlı mesajlaşmaları başlatması bakımından ülke içerisinde birlik sağlanmasına hizmet edeceği yönünde iyimser beklentilerin gündeme gelmesine de neden olabilecektir.

Sonuç itibarıyla İsrail'in 2006 savaşında yaşadığı şokun bir benzerinin Mugniye'nin ölümü sonrasında Hizbullah'ın komuta kademesinde yaşandığı kesindir. Bu bakımdan söz konusu psikolojiden çıkması için örgütün ciddi ve ses getiren bir hamleye başvurması beklenmektedir. Ancak böylesi bir durumun ve akabinde yaşanması muhtemel gelişmelerin bölgenin güvenlik ve huzura ve istikrara kavuşması yönündeki beklentileri başka bir bahara erteleyeceği açıktır. Dolayısıyla her ne kadar Tel Aviv tarafından Mugniye'nin ölümü ile 'hesap kapanmıştır' nitelendirmesi yapılmışsa da; tarafların ortaya koymuş oldukları 'öldürülmeden önce öldür' veya 'yok edilmeden önce yok et' denklemi ortadan kalkmadığı sürece, bölgedeki güçler arasında yaşanmakta olan sorunlar zaten diken üzerinde duran Ortadoğu coğrafyasını şiddete sürükleyecektir.

PROF. DR. SAMİR SALHA - KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Bakın cenazede kim var   

Imad Mugniye'nin cenazesinde tuhaf bir şey oldu. Yıllarca kendisi ve terör eylemleriyle her türlü bağlantıyı inkar eden -İran, Suriye ve Hizbullah- aniden onun has adamlarından biri olduğunu itiraf ediverdiler. Aynı zamanda, başka önemli noktalar da ortaya çıktı.

Mugniye'nin bu üç müttefik arasında, yıkıcı terörist eylemleri için arabulucu konumunda bulunduğu ayan beyan gözler önüne serildi. Üstelik, Mugniye'nin genelde Batılı hedeflere yönelik uluslararası terörist kariyeri Hizbullah'ın -ve destekçileri olan Tahran ve Şam'ın- küresel şiddet eylemlerinde El Kaide'nin arkasından ikinci sırada geldiğini gösterdi.

Öncelikle İran, Suriye ve Hizbullah'ın coşkuyla övdüğü ve kanını yerde bırakmamaya hazır olduğu adamın yaptıklarına bir bakalım. Lübnan vatandaşı olan Mugniye önce FKÖ, ardından da Hizbullah içinde yer aldı ve bu örgütün faaliyetlerine liderlik etti. Mugniye, 80'li yıllarda bir barış gücü üssü bombalamasında 340 Amerikan-Fransız askerinin, Beyrut'taki ABD büyükelçiliği bombalamasında ise 63 sivilin öldürülmesi; Lübnan'da yaşayan Batılıların kaçırılarak infaz edilmesi; Kuveyt'teki ABD büyükelçiliğine saldırılar düzenlenmesi; bir Amerikan uçağının kaçırılarak içinde bir ABD vatandaşının öldürülmesi, Lübnan'da iki ABD görevlisinin öldürülmesi ve Kuveyt Havayolları'na ait iki yolcu uçağının kaçırılması olaylarına karıştı. 1994'te Arjantin'de bir Yahudi Cemaati Merkezi bombalanarak 86 sivilin öldürülmesini tertip etti.

Tüm bu eylemlerin sonucunda Mugniye, ABD'nin on en çok aranan teröristi listesinde 25 milyon dolarlık bir ödülle bulunuyordu ve kafasına koyulan ödülün tutarı 25 milyon dolardı. İnterpol, Arjantin saldırısı sebebiyle hakkında iade talebi çıkarmıştı. Ancak Mugniye, Lübnan, Suriye ve İran arasında gidip gelerek -ve bu son ikisi tarafından korunarak, hatta hesaplarına çalışarak- ölümüne kadar şiddet kariyerini devam ettirdi. İranlı yöneticiler ölümünü nasıl karşıladı? Hepsi ona övgüler yağdırdı. Dinî lider Ali Hamaney ondan 'genç neslin takip etmesi gereken bir örnek' diye bahsetti. Eski cumhurbaşkanı ve halen Düzenin Yararı Konseyi başkanlığını yürüten Ekber Haşimi Rafsancani, Mugniye'den, eylemlerini İran'ın terörizm olarak kabul etmediği 'yüce bir şahıs' şeklinde söz etti. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, söz konusu örgüt ölümüne kadar böyle bir konumda bulunduğunu reddetmesine rağmen, 'Hizbullah'ın seçkin bir lideri' diyerek övdü.

Hizbullah'ın lideri Hasan Nasrallah ise İsrail'i ortadan kaldırma tehdidini savurmak için cenaze konuşmasını fırsat bilerek birçok İranlı liderin sözüyle paralellik kurmuş oldu. Eğer İran nükleer silahlar edinirse bu tehdit akla yakın hale gelecek. Ancak Hizbullah aynı amaca düşük yoğunluklu savaşla ulaşmayı umuyor. Nasrallah, İsrail'e 'açık savaş' ilan etti ve dünyanın her yerinde -muhtemelen yıkıcı hayalinin karşısında durduğuna inandığı herkese karşı- saldırılara başlayacağını gururla duyurdu. Suriye'ye gelince, Mugniye'ye sürekli olarak yardım ve güvenli barınak sağlanıyor, hükümet kontrolündeki çok güvenli bir yerde korunuyordu. Bir İran televizyon kanalı, Şam'da yaşayan Filistinli grupları bir araya getiren ve Hamas lideri Halid Meşal'in de katıldığı önemli bir toplantı düzenlenirken bir Suriye gizli servis üssünün yakınında öldürüldüğünü duyurdu. Hamas ve Irak'taki Muktada Sadr güçleri gibi Mugniye yanlısı gruplardan da intikam tehditleri geldi. Tüm Araplar bu şekilde tepki vermedi. Örneğin Kuveyt'te, Mugniye'nin Kuveyt, Lübnan ve Irak'ta birçok Müslüman ve Arap'ın öldürülmesinden sorumlu olduğu vurgulandı. Suriye ve Hizbullah destekli Lübnan gazetesi, Mugniye'nin ölümünün Hizbullah'ın şimdiye kadar aldığı en büyük darbe olduğunu yazdı. Ama ilginçtir ki, -Avrupa Birliği de dahil- birçokları bu tür eylemlere karıştığına dair yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle, geçmişte Hizbullah'ı terörist bir örgüt olarak kınamaya yanaşmıyordu. Hizbullah uzmanı Magnus Ranstorp'un belirttiği gibi, birçokları Hizbullah'ın uluslararası terörizmle ilişkisi ve İran ve Suriye tarafından yönetiliyor olması konularında 'yanıltılmaya izin vermişti'. Terör eylemlerini hiçbir uluslararası bedel ödemeksizin gerçekleştirebildiğinden 'böylelikle Hizbullah pastasını almaya da yemeye de fırsat bulabildi'.

BARRY RUBIN - MIDDLE EAST REVIEW OF INTERNATIONAL AFFAIRS DERGİSİ EDİTÖRÜ

Kaynak: Zaman

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş