Türkiye’de eğitim sistemi denildiğinde son yılların en tartışmalı düzenlemelerinden biri hiç kuşkusuz 4+4+4 modeli oldu. 2012 yılında büyük vaatlerle hayata geçirilen bu sistem, eğitimde esneklik sağlayacağı, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre daha erken yönlendirileceği iddiasıyla savunuldu. Ancak aradan geçen yıllar gösterdi ki bu model, ne eğitim kalitesini artırdı ne gençleri geleceğe hazırladı ne de Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gerçekleriyle uyumlu bir yapı kurabildi.
Aksine, 4+4+4 sistemi bugün ülke gençliğinin önüne yeni fırsatlar koymak yerine, onları belirsizliğe, niteliksizleşmeye ve yönsüzlüğe iten bir mekanizmaya dönüştü.
Her şeyden önce bu sistem, çocukların gelişimsel süreçlerini dikkate almayan yapay bir kademelendirme üzerine kuruldu. Eğitim bilimciler yıllardır çocukların zihinsel, sosyal ve psikolojik gelişiminin kesintisiz bir pedagojik bütünlük gerektirdiğini vurguluyor. Oysa 4+4+4 modeli, öğrenciyi dört yıllık bloklara ayırarak eğitim sürecini parçalı hale getirdi. Her geçiş dönemi, öğrenciler için yeni bir adaptasyon sorunu, öğretmenler için yeni bir planlama karmaşası, aileler içinse yeni bir belirsizlik anlamına geldi.
Ancak meselenin daha derin bir boyutu var: Bu sistem Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlarıyla örtüşmüyor.
Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke. Fakat bu genç nüfusun önemli bir bölümü üretim süreçlerinden kopuk büyüyor. Tarım sektörü nitelikli genç iş gücü bulmakta zorlanırken, sanayi ara eleman açığını kapatamıyor, hizmet sektörü ise yetişmiş personel eksikliğinden yakınıyor. Buna rağmen eğitim sistemi gençleri üretim hayatına hazırlamak yerine onları yıllarca sınav odaklı, teorik ve çoğu zaman gerçek hayatla bağı zayıf bir süreçte tutuyor.
Özellikle tarım politikaları açısından bu durum ciddi bir çelişki yaratıyor. Türkiye bir tarım ülkesi olma potansiyeline sahipken, kırsalda yaşayan gençler toprağa ve üretime yönlendirilmek yerine kent merkezli, masa başı iş beklentisine göre şekillendiriliyor. Tarım liseleri, uygulamalı mesleki eğitim merkezleri ve üretimle iç içe modeller güçlendirilmek yerine standartlaştırılmış bir eğitim kalıbı herkese dayatılıyor.
Sonuç ne oluyor?
Köyler boşalıyor, tarım yaşlanıyor, üretim azalıyor.
İş gücü politikaları bakımından da tablo farklı değil. Türkiye’nin temel sorunlarından biri diplomalı işsizlik. Üniversite mezunu gençlerin sayısı artıyor ama iş piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikler aynı oranda gelişmiyor. Çünkü 4+4+4 sistemi öğrencileri erken yaşta mesleki yönelimle buluşturacak güçlü bir altyapı kuramadı. Meslek liseleri çoğu zaman ikinci tercih olarak görüldü; teknik eğitim yeterince cazip ve nitelikli hale getirilemedi.
Bu da gençlerde şu yanılsamayı oluşturdu: “Diploma yeterlidir.” Oysa bugünün dünyasında diploma tek başına değil; beceri, uzmanlık, uygulama deneyimi ve üretkenlik belirleyici.
Aile politikaları açısından bakıldığında da sistemin ciddi sakıncaları bulunuyor. Çocukların eğitim yolculuğunda sık değişen okul yapıları, veliler üzerinde ekonomik ve psikolojik yük oluşturuyor. Her kademede farklı okul arayışları, servis ve ulaşım sorunları, yeni çevre uyumları ailelerin üzerindeki baskıyı artırıyor. Ayrıca çocukların uzun yıllar belirsizlik içinde sınav maratonuna sokulması, aile içi stresi büyüten önemli bir faktör haline geliyor.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, ideolojik ya da günübirlik siyasi hesaplarla şekillendirilmiş bir eğitim modeli değil; ülkenin üretim hedefleriyle, demografik yapısıyla ve kalkınma stratejisiyle uyumlu bütüncül bir eğitim vizyonudur.
Bu vizyon; çocuğun gelişimini merkeze alan, tarımı ve sanayiyi destekleyen,
mesleki eğitimi güçlendiren, aileyi rahatlatan, gençleri sınava değil hayata hazırlayan bir model olmalıdır. 4+4+4 sistemi artık sadece pedagojik bir tartışma başlığı değil; Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyen stratejik bir meseledir. Bir ülkenin eğitim sistemi, onun yarın kuracağı hayatın taslağıdır. Bugün gençleri yanlış bir sistem içinde oyalayanlar, yarının üretim krizinin, işsizlik dalgasının ve toplumsal huzursuzluğun da zeminini hazırlıyor. Türkiye’nin kaybedecek bir nesli daha yok. Eğitimde cesur, gerçekçi ve ülkenin ihtiyaçlarına dayalı yeni bir yapılanma şart.
Hanife Aslantürk/TİMETÜRK