DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

17,9697 ₺

EURO

18,3267 ₺

ALTIN

1.026,17 ₺

BİST

2.864,95 ₺

Robotik biliminin Babası El-Cezeri kimdir?

El Cezeri ya da tam adıyla Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî 1136’da Cizre Şırnak’ta doğmuş ve icat ettiği makinelerle tanınan tüm dünya tarafından tanınan çok bilgili bir mucit ve mühendistir. Sibernetik alanının en büyük dâhisi olarak kabul edilen, fizikçi, robot ve matris ustası El-Cezerî, 1233 yılında Cizre’de vefat etmiştir.

1 Yıl Önce
2021-08-08 12:21:35

El Cezeri ya da tam adıyla Ebû'l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî 1136'da Cizre Şırnak'ta doğmuş ve icat ettiği makinelerle tanınan tüm dünya tarafından tanınan çok bilgili bir mucit ve mühendistir.

El-Cezerî Artuklular döneminde yaşamış, H. 577 (M. 1181)'den başlamak üzere yirmi beş yıl, Diyarbekir (günümüz Diyarbakır) Sultanı El-Salîh Nâsîrüddîn Ebû'l-Feth Mahmûd bin Muhammed bin Karaaslan bin Davûd ibn Sukmân bin Artuk'un (1200-1222) ve daha önce de babasının ve kardeşinin hizmetinde bulunmuştur.

images_30

El-Cezerî lakabıyla şöhret bulmasının sebebi, Dicle ile Fırat arasında yer alan ve “ada” anlamına gelen Cezire (bu günkü adı ile Cizre)'de doğmuş olmasıdır. 80 yıllık hayatının büyük bir kısmını Diyarbakır'da geçirmiş ve bilinen büyük buluşlarını ve yapıtlarını burada gerçekleştirmiştir. 1153 yılında Cizre'nin Tor (Dağkapı) mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanının en büyük dâhisi olarak kabul edilen, fizikçi, robot ve matris ustası El-Cezerî, 1233 yılında Cizre'de vefat etmiş olup; mezarı, Cizre'deki Nuh Peygamber Camiinin avlusunda bulunmaktadır.

filli-saat

1206'da yazdığı eşsiz makineler kataloğu ve günümüze kadar ulaşan en eski el yazması İstanbul'da bulunan Topkapı Sarayı'ndaki “Olağanüstü mekanik araçların bilgisi hakkında kitap” adlı eseridir. Ayrıca El Cezeri bu kitabında çok detaylı diyagramlar ve renkli illüstrasyonlarla buluşlarının nasıl yapılacağını anlatmıştır. Bu kitaplar bir nevi kendin yap (DIY) tarzı çizimlerden oluşmaktadır. Topkapı sarayında bulunan nadide eseri sanatsal detayları ve renkleri ile görmeye değerdir.

Diğer eserleri ise; Bodleian Kütüphanesi, Leiden Üniversitesi Kütüphanesi, Chester Beatty Kütüphanesi ve Avrupa'nın birkaç başka kütüphane ve müzesinde bulunmaktadır. El Cezerî'nin Bilimsel Kişiliği Akman (1974) El Cezerî adına bir anıtın yapılmasını önerirken “bu anıtın yalnızca ElCezerî'nin bugüne dek unutulmuş kişiliğini yüzeye çıkarmakla kalmayacak; sibernetik biliminin tarihi içinde ne kadar güçlü bir Türk bilgininin yer aldığını tüm dünyaya tanıtmış olacaktır” demektedir. Yazarın ifadelerinden ElCezerî'nin sibernetiğin en güçlü isimlerinden biri olduğu kolayca anlaşılabilmektedir. Şen (2002), El-Cezerî'nin bugünkü otomasyon, sibernetik ve robotik çalışmaların başlatılmasında, tartışılmaz olarak, hiçbir kültürde rakibi bulunmayan öncü bir düşünce ve bilim adamı olduğunu belirtmektedir Yazar tarafından hakkında abartı yapılmadığı düşünülmekle birlikte, en azından günümüze kadar gelmiş olan yapıtları, teknik çizimleri, tasvir ve sair yazıları O'nun zamanının en iyi mucidi olduğunun birer kanıtı olarak gösterilebilir. Korkutata ve Toprak (2010) ve Korkutata (2012), El Cezerî'nin hayatına ve çalışmalarına (yapıt ve çizimlerine) geniş yer vermektedir. Bu çalışmalardan da açık bir şekilde görüldüğü üzere El Cezerî robot teknolojisinin ilkleri ve en önemlileri arasında sayılabilmektedir. Nitekim Akman, (1974), Tarentumlu Archytas (İ.Ö. 430) tarafından tahtadan bir güvercinin yapıldığını, bu güvercin, havalanıp kısa bir süre uçtuğunu ancak düştükten sonra kendiliğinden tekrar havalanamadığını belirtmektedir (Akman, 1974). Ayrıca El-Cezerî'nin bir robot yaparak Artuklu hükümdarına takdim ettiği ve otomatik olarak çalışan ve kendi kendine bazı hareketler yapan bu aletin, dünya tarihinin ilk robotu olduğu tahmin edilmektedir. Kumar (2010), robot teknolojisinin tam olarak ne zaman başladığının bilinmediğini ve bunun tespitinin de oldukça güç olduğunu belirttikten sonra, ilk olarak Yunanlıların robotlardan söz ettiğini, ElCezerî'nin 13. yüzyılda bunu tasvir ettiğini ve 15. yüzyılda ise Leonardo da Vinci'nin çizimlerini tasarladığını ifade etmektedir.

El-Cezeri-carklar

(Temirov ve Tautz, 1978). Ancak bu tür robotik sistemlerin çizimlerinin de Leonardo Da Vinci'den çok önceleri (XIII. yüzyılda) ElCezerî tarafından yapıldığı bilinen bir gerçektir (Ebu'l-İzz-Cezeri Kongresi, 1986). ElCezerî'nin kendi orijinal kitaplarındaki çizimleri bunun açık bir kanıtıdır (Akman, 1973; Ebu'lİzz-Cezeri Kongresi 1986). Ayrıca Şen (2002) de bu durumu teyit etmektedir. Bu yüzden robotikle ilgili bilinen en eski kaydın Tarentumlu Archytas (İ.Ö. 430)'den sonra ElCezerî'ye ait olduğu ve yaptığı daha gelişmiş otomatik makinelerin bugünkü robot teknolojisinin temelini oluşturduğu söylenebilir.

Vukobratovic (2009), günümüz robot konseptinin ilk olarak M.Ö. 450'lerde, Yunan matematikçi Taren'in “The Pigeon” adlı mekanik bir kuş tasarladığı ve bir Türk mucit olan El-Cezerî'nin su saatleri, mutfak aletleri ve su ile çalışan müzikal aletler (otomatlı) tasarladığını ve yaptığını belirtmektedir. Sibernetik bilim dalını Norbert Wiener'in kurduğu ve ismini de kendisinin 1948 yılında verdiği söylenmektedir (http://elekritik. blogspot.com/2011/05/norbert-wienersibernetiginbabas.html). Oysa yukarıda referansları verilen gerek ulusal gerekse uluslararası literatür, El-Cezerî'yi neredeyse ittifakla “Sibernetiğin Babası” olarak kabul etmektedir. Bu bilimin, aynı isimle olmasa da kurucusunun El-Cezerî olduğu açıkça görülmekle ve böylece konuya ilişkin ihtilaf kısmen de olsa giderilmekle birlikte son kararı okuyucuya bırakmak doğru olacaktır.

Temiz (2012) Nature dergisinin 1974 Mart sayısında, El-Cezerî için “12. Yüzyıl Müslüman Mühendisliğinin doruğuna erişmiş bir kişi” 42 Y. Korkutata, Z.F. Toprak ifadelerini kullandığını belirtmektedir. Yukarıdaki anılan diğer referanslar da ElCezerî'nin iyi bir mühendis olarak anılabileceğini teyit etmektedir. Belki çalışmalarından ötürü “Makine Mühendisi” olarak anılabilir. Otomatlarının birçoğunun su ile çalışması ve yapıtlarının bir kısmının su temini ve/veya uzaklaştırılmasını amaçlaması Onun aynı zamanda çok iyi bir su mühendisi olduğunun da göstergesidir. Nitekim 25 yıl Diyarbakır'da Artuk sultanı Kara Aslan ve torunu ve Ebul Feth Nasıruddin Mahmud için günümüz terimi ile “başmühendis” olarak hizmet yapmıştır (Yaşın, 2006). Yaşadığı dönemde disiplinlerin günümüzdeki gibi birbirinden ayrılmadığı göz önünde tutulmasında yarar vardır. Ayrıca krank milinin de o dönemde su pompalamak için (dereden su temin etmek için) El-Cezerî tarafından kullanıldığı bilinmektedir (Sezgin, 2008). Leonardo da Vinci (1452 – 1519), Ampere (1775–1836) ve Norbert Wiener (1894 –1964) sırasıyla 15., 18. ve 20. yüzyıllarda yaşamışlardır. Oysa El-Cezerî 12. ve 13. yüzyılda yaşamıştır. Çalışmanın akışından da anlaşılacağı üzere El-Cezerî'nin krank milinin de mucidi olduğu söylenebilir. Şen, “birçok araştırıcı tarafından yatay eksenli yel değirmenlerinin ilk önce Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda gibi kuzey Avrupa ülkelerinde geliştirildiği söylenmektedir. Hâlbuki yatay eksenli makinelerin rüzgâr gücü ile kullanılması bu ülkelerden önce El-Cezerî tarafından su kaldırma cihazında kullanılmıştır. Bu cihazda sadece rüzgâr gücünden faydalanılmadığı, günümüzdeki silindir, piston ve sübap parçalarının da bir arada kullanıldığı görülmektedir” demektedir (Şen, 2000).

el-cezeri-1024x675
BRIDGEMAN(SOL) VE AKG (SAĞ) Makinelere nasıl hareket sağlanacağını gösteren çizimler Şahin, Price (1964) ve Ökten (1993)'ne atıfla ilk olarak M.Ö. 700 yıllarında Persler tarafından düşey eksenli rüzgâr türbininin kullanıldığını, daha sonra 12. yüzyılın başlarında Diyarbakır'da yaşamış olan Ebu-l İz'in ilk modern düşey rüzgâr türbinini geliştirdiğinin iddia edildiğini belirtmektedir (Şahin, 2004).

Başka bir kaynakta ise yel değirmenlerinin 12. yüzyılın başlarında İslam dünyası tarafından batı dünyasına tanıtıldığı bilinmektedir (Erzen, 2007). Bu son iki bilgi de birbirini doğrulamaktadır. Hatta 12. yüzyılda geliştirilen bu rüzgâr sistemlerinin 20. yüzyılın başlarına kadar rüzgâr enerjisi ile su pompalamak, tahıl öğütmek ve mekanik güç sağlamak için kullanıldığı bilinmektedir (Lugal ve Sayılı, 1951). Su saatleri konusunda, Heron ve Philon sürümlerine bakılırsa, 9. yy'da Beni Musa ile başlayan ve 13. yy'da El-Cezerî ve Rıdvan'la devam eden tarihi bir gelişim çizgisi olduğu görülmektedir (Drachmann, 1948). Korkutata ve Toprak (2010), Schmidt (1899)'den atıfla El Cezeri'den, “Sibernetik alanın en büyük dâhisi kabul edilen, fizikçi, robot ve matris ustası olan İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezerî …”. olarak söz etmektedir.

Yazarlar ayrıca El-Cezerî'nin öğrenim gördüğü Camia'da fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaştığını ve halen kullanılmakta olan ve aşılmamış onlarca buluşa imza attığını belirtmektedir. Aynı bilgileri Yaşın (2008) de vermektedir. Buradan da anlaşılıyor ki ElCezerî aynı zamanda bir matris ustası ve fizikçidir. Tıpkı El-Cezerî'nin dahi aygıtlar kitabında (The book of Ingenious Device, 1206) verilen Filli Su saatindeki gibi Hezekiah'nin de icat ettiği su saatinde, suyu bir hazneye damlatan bir ejderha kafası vardır (Gunawardena, 1996). Hezekiah'nin MÖ 715-686 yıllarında Jerusalem (muhtemelen bu günkü Kudüs)'de yaşadığı bilinmektedir. Buradan yazarın, El-Cezerî'nin Hezekiah'tan etkilenmiş olabileceğini ima ettiği anlaşılmaktadır.

Yazar, El-Cezerî'nin üflemeli çalgı şeklindeki su saatinin olduğunu ifade etmektedir. Muhtemelen burada El-Cezerî'nin su ile çalışan sürekli çalan flütü kast edilmektedir. Nitekim bu cihaz üzerine yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (Korkutata, 2012). Gunawardena (1996), El-Cezerî'nin, Hero'nun (I. yüzyılda İskenderiye (Mısır)'de ilk buhar makinesini bulan Yunanlı mühendis) kukla tiyatrosu ile ilgili tezinden etkilenmiş olabileceğini belirtmektedir. Ayrıca bu tür 43 El-Cezerî ile ilgili yapılan çalışmaların değerlendirilmesi otomatların Ortaçağ Avrupa'sının otomatlarını da etkilemiş olabileceğini eklemektedir. Yazar ayrıca, Hill'in, Bizans ve İslam bilim ve teknolojisinin Ortaçağ Avrupa'sı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu açık bir şekilde göstermiş olduğunu vurgulamaktadır.

59e9f6db2d2ce60011fe905b.6533d5ff60f2788491fae045

Hindistan'da, MS 1300 yılında Yunan modellerine göre çok daha karmaşık olan ve su ile çalışan saatler imal edilmiş olup bunlar, Doğu Akdeniz ülkeleri ve Avrupa'ya ihraç edilmiştir. Rıdvan (1221-?) ve El-Cezerî'nin güneş ve su saatlerini konu alan bu tasvirlerin Surya Siddhanta (Hindistan)'da bulunan karmaşık su saatlerine oldukça benzedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu tasvirlerin arasında Arşimet tarafından geliştirilen saatlerin yanı sıra, birçok saat tasviri de mevcuttur. Bunlardan bazılarının “Çin dişlilerine” benzeyen iç mekanizmaları vardır (Maddison ve Turner, 1976). Necipoğlu (1995), Farabi, Gazali, İbn-i Haldun, İbn Rüşd, İbn-i Sina, El-Cezerî ve İbn-i Heysem'in, mimari ile ve dekoratif uygulamalarla ilgili estetik görüş ve kavramları yansıtan makul çalışmaları ile en önemli Ortaçağ İslam yazarları olarak alınabildiğini belirtmektedir. Bu ifadelerden, El-Cezerî'nin ortaçağ İslam bilginleri arasındaki yeri kolayca anlaşılabilir ve bunun son derece yerinde bir tespit olduğu söylenebilir. Moon (2007), Roger Bacon gibi düşünürlerin, Villard Honnecourt ve belki de Arap yazar ElCezerî gibi genç ortaçağ matematik ve mekanik bilginlerinin de etkisinde olduğunu, fakat Rönesans mühendislerine ilişkin direkt bir bağlantının kesin olmadığını belirtmektedir. Bu çalışmadan, El-Cezerî'nin çok iyi bir “su mühendisi” ve bilinen birçok batılı bilim insanı üzerinde etkisinin olduğu anlaşılmaktadır. Yazar ayrıca, karmaşık makinelerin, 13. yüzyılda Wilars de Honecort eskizlerinde ve ElCezerî'nin çizimlerinde görülebildiğini de eklemektedir.

Takadoum (1988), optik fizikçi Ibn Hayyam ve makine mühendisi El-Cezerî'den “11. ve 12. yüzyıllardaki iki büyük dahi bilim adamlarına övgü” şeklinde bir ifade ile söz etmektedir. Şen (2002), El-Cezerî hakkında aşağıdaki malumat (bilgiler) derlenmiştir: “El-Cezerî, kendisinden çok önceleri yaşamış bir başka Müslüman düşünür ailesinden olan Beni Musa kardeşler (Musa oğulları) gibi sayıları harflerle temsil etmiştir. Arşimed'in çalışmaları ElCezerî tarafından yazılan eserlerde zikredilmiştir. Arşimed'in su saati fikrini kullanmıştır. Onun düşünüşünün eksik kalan taraflarını tamamlayarak ilk olarak tam ve her parçası ile çalışır bir saat böylece Müslümanlar tarafından yapılmıştır. El-Cezerî'yi etkileyen eserlerden bir diğeri de Fahreddin Rıdvan bin Muhammed es-Saati tarafından yapılmış çalışmalardır.

El-Cezeri tasarımı krank mili ve dişliler BRIDGEMAN Sarton (1927), El-Cezerî'nin eserinde, önceki medeniyetlerde ortaya çıkmış olan bütün teknolojilerin daha da geliştirilmiş hallerinin toparlandığını söylemektedir. Hill (1974), tarihi olarak İspanya'nın (Endülüs) Toledo-Tuleytule şehrinde yaşamış olan İtalyan asıllı mühendis Juanello Turriano'nun, buralarda Müslümanların su eserlerinden esinlendiğini yazmaktadır. Anılan referanslardan, El-Cezerî'nin, kendisinden önce yapılan çalışmaları tetkik ettiği ve geliştirdiği anlaşılmaktadır. Bu da kendisinin iyi bir araştırmacı ve akademisyen olduğu anlamına gelmektedir.

Freely (2009), “El-Cezerî'nin içlerinde Leonardo da Vinci'nin sözünü ettiği konik vananın da bulunduğu bazı icatları, ileriki dönemlerde Batıda yeniden ortaya çıkmıştır. Bunlardan pompalar ve su çıkarma aygıtları gibi bazıları belli bir iş yapmak için kullanılırken bir kısmı da süs ya da eğlencelikti. Küçük, renkli çizimleri olan çeşmeler, müzik kutuları, su saatleri ve çeşitli bilmeceli kaplar sonuncu gruba girer” demektedir. Yaşın (2006), El Cezerî'nin öğrenimini Camia'da tamamladığı belirtmektedir. Bu da O'nun bir halk mucidi olmasından öte tedrisat görmüş “bilim insanı” sıfatı ile iyi bir mucit olduğunu göstermektedir. Ayrıca anadili Kürtçe dışında, Türkçe, Arapça, Farsça ve Latince biliyor olması da bunun açık bir kanıtı olarak 44 Y. Korkutata, Z.F. Toprak düşünülebilir. Nitekim Şen (2002), çok iyi bir muharrir olmasının yanında kendisinden önceki eserleri eleştirel bir yaklaşımla incelediğine işaret ederek bu kanıyı desteklemektedir. Ayrıca kitabında Latince kodlamaları yaptığı bilinmektedir (Yaşın, 2006). Yaşın (2006), Seyfeddin Gazi'nin o dönemde (1170-1181) El Cezerî'den aşırı vergi aldığı ve bu nedenle 1174 yılında Diyarbakır'a göç ettiğini ifade etmektedir. Bu da çalışmaları ve yapıtlarının sadece teorik ve numune (model) düzeyinde kalmadığına hatta üretim yaptığına kanıt olarak gösterilebilir. Diyarbakır'da bulunduğu sırada Ulu Cami'deki taş (güneş) saatin El Cezerî'nin eseri olduğu bilinmektedir (Yaşın, 2006). Bu eser yüz yıllar boyu filen namaz vakitleri için kullanıldığı da herkesçe bilinmektedir. Yaşın (2006), El Cezerî'nin Hasan ibn Ali tarafından bir saygı ifadesi olarak Nuh Peygamber (as) Camii avlusuna gömüldüğünü ve bir kubbe yapıldığını, mezar taşında “Reisulamal (Amellerin Reisi) Ebul-İz İsmail bin Rezzaz El Cezerî” ibaresi olduğunu belirtmektedir.

Kaynak: Gerçek Bilim

.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş