Kıymetli okuyucum,
Bizler, cömertlikte ve karşılıksız vermekte Kerem sahibi El-Vehhab olan Allah'ın kullarıyız.
Veren el olmak Sünnetullahtandır.
Bunun içindir ki, Yüce Allah (cc) biz inanan ve maddi durumu yerinde olan kullarından fakirin hakkı olan zekatı vermemizi ister.
Zekat neden fakirin hakkı olabilir ki ? sorusu
hemen her Müslümanın aklının bir köşesinde durur.
Şöyle ki; Zekat verecek bir zengin, o biriktirdiği malı çalıştırdığı işçilerin gayreti ve alın terleri üzerine bina etmiştir. Burada sadece çalıştırdığın insanın maaşını vermek ve sigortasını yaptırmak yeterli olmadığı gibi o insanın en kıymetli yıllarını da ipotek altına almaktır.
Zekat verecek seviyede bir mala sahip olan Müslümanın dinen zengin sayıldığı gibi, aynı zamanda zekatın maddi sorumlulukları, sosyoekonomik ve içtimai bir ibadet olduğunun da idrakinde olması mümince bir davranıştır.
Bir Müslüman bilmelidir ki; Dünya'da para ne işe yarıyorsa Ahiret'te de sevap o işe yarayacaktır. Dünya'da parası olan daha müreffeh bir hayat yaşadığı gibi Ahiret'te de sevabı olanın müreffeh bir haya yaşayacağı bilgisi kaynaklarımızda mevcuttur.
Müslüman zekatını hesaplarken vermeme üzerine değil verme üzerine hesap yapmalıdır.
Bizlere nimetlerini veren Allah (cc) nasıl ki verirken saymıyorsa bizim de zekat ve sadakalarımızı daha cömert bir kalp ile yerine getirmemiz en güzel davranış olacaktır.
Zikr-i Hakim'de zekatın asıl adının sadaka olmasının altındaki hikmet ise kulun Allah'a olan sadakatini ve Elest Bezminde verdiği sözünü yerine getirmesidir.
Zekat vermenin en önemli faydalarından birisi de hiç şüphesiz malı Allah'ın sigortası ve koruması altına almaktır.
Zekatı verilmemiş bir malın başına gelecek olan zarar, ibadeti yerine getirmemiş bir bedenin hasta olup iflas etmesi veya haccı yapılmamış bir ömürün keşkeleri ve nedameti ilahi koruma ve af sigortasından yararlanamayacağı hafife alınamayacak kadar ciddi bir hakikattir.
Kaldı ki; Zekat, piyasaya sürülmemiş, haklın hizmetine sunulmamış, yastık altı diyebildiğimiz ve kimsenin faydasını görmediği bir malın içerisindeki fakirin payına düşen demektir.
Piyasaya sürülen mal halkın istifadesine sunulduğu için çok az miktarı zekata tabidir.
Namaz her müminin işidir fakat
Zekat er müminin işidir derler.
Elin cebe gitmesi cesaret ister. Allah her kula mal verir de her kuluna verdirmez!
Vermek Peygamberler sünnetidir. Allah her kulunu Peygamberlerine benzetmez.
Yiğit Müslüman, malından zekatı vereceği zaman, o malı kendisine nasip eden Kerem sahibi olan Allah'ın rızasını kazanma arzusu ve niyetiyle vermelidir.
Zekat ve Sadakalarını verirken de sevabını ve mükafatını sosyal medya ve fotoğraf karelerine satmamalıdır.
Sosyal medya takipçilerinden alacağı iki beğeni veya birkaç yorum uğruna Ahiret Bank hesabını şeytan ve nefsin hacklemesine fırsat vermemelidir.
Ayrıca sadakasını vereceği muhatabına ise ziyadesiyle teşekkür etmeli ve ; Sen benim ve malımın üzerinden yükünü aldın, Allah'ta senin dünya ahiret yükünü hafifletsin diye de dua etmelidir.
Bunun yanında, Müslümanın çalışmadaki maksadı; Kendisini ve tebaını Allah'tan başka kimseye muhtaç etmemek, maddi ve manevi açıdan güçlü ve kuvvetli olmak, tüketen yerine üreten bir toplum inşa etmek, özellikle Müslüman fakiri kafir ve merhametsiz kafirin elinden kurtarmak ayrıca yeryüzündeki en son fakir ve muhtaç kalmayıncaya kadar gayret içerisinde olmaktır.
Kuran-ı Kerim'in; Mallarıyla ve Canlarıyla mücadele edenler, ayetindeki mallarıyla mücadele edenlerin en az Canlarıyla mücadele edenler kadar Allah'ın katında değer ve kıymeti olduğunu anlıyoruz.
Zira bir köprümün üzerinden geçenler her ne kadar kıymetli ise o köprünün ayakları ve halatları da o derece kıymetlidir.
Hiç şüphesiz; Zengin Müslüman toplumun yükünü taşıyan köprü halatları gibidir.
Bütün bunların yanısıra fakir ve muhtacın; Her yıl nasılsa zenginler zekatını bize veriyor ve bizler de geçinip gidiyoruz gibi bir düşünceye sahip olması islamî ve insanî bir düşünce değildir.
Müslüman; Üretkendir, çalışkandır, veren eldir, merttir, merhametlidir, sabırlıdır, cömerttir, yumuşak huyludur, yumuşak başlıdır fakat istismar edilen uysal koyun değildir!
Salih Kırmızı/ TİMETÜRK