Muhterem okuyucum, İnsanlık, huzur ve saadeti için tarihi boyunca iki yol benimsemiştir.
Birincisi semavî ikincisi ise beşerî'dir.
Semavî yol; İnsanı insana kul ve köle olmaktan uzak tutmuş, kendisini lütfedip yoktan var eden Rabbine kul etmeyi amaçlamış, kullukta hürriyet ve özgürlüğün tadını yaşatırken kula köle olmak yerine berceste bir kalbi huzurla kulluğun şahikasında efendi olmayı vadetmiştir.
Beşerî yol ise; İnsana meta gözüyle bakmayı, insani ilişkileri menfaat üzerine inşa etmeyi, hemen her meselde bencil davranmayı telkin etmiş, bunları yaparken de birtakım alicengiz ve akıl oyunları kurgulayarak hakikatin önüne perde çekmek suretiyle aklı ve iradeyi yanıltmıştır.
Tıpkı, islamın kutsal saydığı ve cennetin yolunu ayakları altına serdiği kadını sözümona özgürlük vaadiyle kendi kapitalist düzenine köle edip sözde ekonomik hürriyet hevesiyle asgari ücrete ve bir hanımefendinin çalışamayacağı kadar kötü şartlara mahkum ettiği gibi.
Bir taraftan kadınlara ve çocuklara hapishanelerinde, saraylarında, otellerinde ve hatta kimsenin ulaşamadığı adalarında tecavüz ve işkence ederken diğer taraftan da sözde insan ve hayvan seviciymiş gibi sokak hayvanları için kiralıklarının tasmasını salarak toplumun huzur ve güvenini tehlikeye attıkları bir gerçektir.
Birisi, insanı en şerefli varlık ilan ederken diğeri ise insanın şeref ve hassasiyeti üzerinden onur devşirmeye çalışmaktadır.
Birinci yol, yaşatma üzerine programlıdır, insanın hayatını gül bahçesine çevirir, diğeri ise insanın hayatını zindan eder, konfor bağımlısı yapar, serabı su gösterir, tüketim kölesi eder sonunda ocağına incir ağacı mezarına da gül diker!
Hak ve hakikat yolu; Doyduğun kadarsın, aç gözlü olma, huzur yemekte değil yedirmektedir ve umduğun her ne ise O'sun der, kifayetsiz muhterislerin tuttuğu batıl yol ise, doymaktan öte bütün zevkleri tatmayı insana mübah gösterir. Ve bu zevk ihtirasında küçücük çocukların kanlarını içmeyi dahi ritüelin bir parçası gibi addeder.
Hiç şüphesiz Yüce kitabımız bu iki yolun yolcularından da bahsetmiştir.
Hak yolun yolcularından bahsederken “onlar, müminler ve müttakilerdir” buyurur.
İnsanlığın kendisine köle ve hizmetçi olduğuna iman eden batıl yolun yolcularını ise “Yahudiler”dir diye tanıtır bizlere.
Özellikle Kuranı Kerim'in lanetlediği bu necis siyonist milletin son yaptıklarına hayretle şahit olurken, aşağılık ve lanetlik olduklarına dair yeniden iman tazeliyoruz!
Bizler bu soyu ve suyu kesik siyonistlerin geçmişten günümüze ne denli hain olduklarını, yedikleri kaba tükürdüklerini, kendilerine eman veren Osmanlı İmparatorluğuna ihanetlerini unutmuş değiliz!
Fakat her şerde bir hayır vardır kabilinden; Yaşadığımız bu türlü hadiseler birtakım Tv dizi ve sinemaların tesirinde kalan, batı ve Amerika hayranı gençlerimize hakikati görme imkanı sağlamasını ümit ediyoruz.
Hülasa biz Müslümanların her zamankinden daha fazla uyanık, temkin ve tedbirli olması gerektiğini anladık. Zira şeytan askerlerini ve müridlerini her koldan ve her yoldan ümmeti Muhammed'in üzerine salmış durumda.
Nefisler ve nesiller emniyetini kaybetmiş haldedir. Siyonizme dur diyecek Musa'ları, Fatih'leri, Yavuz'ları ve Selahattin'leri yetiştirmek boynumuzun borcudur.
Şunu da biliriz ki; Kim hangi oyunla gelirse gelsin bizim bildiğimiz bir serlevhamız vardır!
Allâh'a dayan sa'ye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
Salih KIRMIZI/ TİMETÜRK