32 hükümet ve devlet başkanının katıldığı NATO Zirvesi, artısıyla eksisiyle tartışılacak bir gövde gösterisi oldu. Türkiye bu devasa organizasyonla tarih sahnesindeki yerini bir kez daha dünyaya göstermiş oldu. Elbette siyasi ve askeri yansımaları haftalarca tartışılacak. ALMAN MEDYASI Alman basınında “olmasa da olurdu”, “belki de bu son NATO zirvesiydi” diyen sesler bile çıktı. “NATO demek Trump demek” düşüncesini savunan yazılar yayımlandı. Erdoğan ve Trump’ın NATO’yu yönettiği algısı genel kanıydı. Spiegel dergisi “Erdoğan’a sarılmayı bırakın artık” başlığını attı. Tagesschau haber kanalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “zor bir ortak ve arabulucu” olarak tanımladı. Gördüğüm kadarıyla Almanya Başbakanı Merz’in zirvedeki yalnızlığı ve pasif tutumu, Alman kamuoyunda hoşnutsuzluk yarattı. Fakat biraz kıskançlık ve az da olsa övgüyle karışık, Türkiye’nin yeni rolüne vurgu yapıldı. NATO Zirvesi’nde ilgimi çeken diğer bir husus da Springer Presse’ye bağlı Die Welt’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tercümanı Fatma Gülham Abushanab'ı Emine Erdoğan olarak tanıtmasıydı. Bu, Alman medyasının Türkiye hakkında ne kadar bilgi yoksunu ve tembel olduğunu gösteren çarpıcı bir örnekti. İSRAİL NEDEN GÜNDEM OLUR?

Bazı Alman politikacılar gündemi değiştirmek için Hakan Fidan’ın İsrail hakkında yaptığı açıklamalara vurgu yaparak, Alman siyasetinin kime hizmet ettiğinin altını bir kez daha çizdiler. Bunun öncülüğünü ise özellikle Türkiye kökenli Sosyal Demokrat (SPD) federal milletvekillerinin çekmesi bizi hiç şaşırtmadı. Eskiden sözde “Ermeni katliamı” ile vicdan testine tabi tutulan Türk kökenli vekiller, şimdi de Siyonizm’in savunuculuğunu yapmak için öne sürülüyor.
GÖZE BATANLAR
Ankara’da bulunmam bazı gözlemleri yapmama imkân verdi. İş yapmayan CHP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi, NATO kapsamında birçok yolu yeniledi, onardı, şeritleri çizdi ve büyük bir temizlik yaptı. Tam 200 sene sonra mehter takımıyla birlikte Yeniçeri Ocağı da resmî devlet protokolünde onurlu yerini aldı. Dünya liderleri, askeri müzik eşliğinde turkuvaz halıdan yürüyerek Yeniçeri Ocağı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın önünden geçip Türk devletinin cumhurbaşkanının huzuruna çıktı. Törende ayrıca 16 Türk devletini simgeleyen askerler de yer aldı.
GERİ KAFALI DİYENLER DE OLDU!
Londra, Paris ve Atina ziyaretlerimde hep şuna şahit oldum. İngilizlerin kraliyet muhafızları var; resmî törenlerde eski askeri kıyafetleri giyerler. Fransızların cumhuriyet muhafızları var; Napolyon dönemindeki kıyafetleri giyerler. Yunanlıların efzonları var. Pileli etekleriyle eski askeri tarihi kıyafetlerle resmî törenlere katılırlar ve turistlerin göreceği şekilde başbakanlık önünde nöbet tutarlar. Benim anlamadığım, Türkiye’de bir kesimin Yeniçeri ve mehter takımını eleştirerek “geri kafalı” yakıştırması yapmasıdır. Aynı kesim, yukarıdaki üç başkente yaptıkları turistik ziyaretlerde yabancı askerlerle fotoğraf çektirmeyi marifet sayar ve bunu sosyal medya hesaplarından dünyayla paylaşır.
2004’TEN 2026’YA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ!
NATO Zirvesi en son 2004’te Türkiye’de yapıldığında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Erdoğan’a tek kişilik davet göndererek Emine Erdoğan’ı istemediğini ilan etmişti. O dönemde başörtüsü nedeniyle protokolde yer alamayan Emine Erdoğan, bu kez ev sahibi olarak başköşedeydi.
MACRON’UN KOŞUSUNA DAİR
Fransız Devlet Başkanı Macron dikkat çekmek için sabah 7:55’te bir saat süren bir koşu yaptı. 7 km’yi oldukça yavaş bir tempo (Pace: 9 dak/km) ile tamamlayan Macron, bu antrenmanı kaldığı otelin fitness salonunda da rahatlıkla yapabilirdi. Ben de her Ankara ziyaretimde koşan biri olarak şunu çok iyi bilirim: Ankara koşu için pek elverişli bir şehir değil. Bu yüzden hafta içi sabahın erken saatlerinde trafiği kapatıp vatandaşın özgürlük alanını sınırlamak pek de akıllıca bir iş değil.
SONUÇ OLARAK

Bu tarz zirveler ülke için çok meşakkatli olsa da, Türkiye açısından savunma sanayi ürünlerini NATO üyesi ülkelere tanıtmak bakımından büyük bir fırsat oluşturdu. 2004 yılında liderleri ağırlamak için düzgün otel bile bulunmayan Türkiye’de, bu kez hiçbir sorun yaşanmadan koca bir zirveye ev sahipliği yapıldı. Ben de Bulgaristan Başbakanı ile aynı oteli paylaşmak durumunda kaldım. Büyük ve güçlü devletler tüm oteli kendi delegasyonları için kapatırken, bazıları da rolleri ve kapasiteleri gereği diğer misafirlerle birlikte kullanmak zorunda kaldı.
İsmet Mısırlıoğlu/TİMETÜRK