Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Makale 26.04.2026 5 dk okuma

İttifaktaki çatlaklar NATO’yu güven bunalımına mı sürüklüyor?

Paylaş:

Atlantik İttifakı, kuruluşundan bu yana pek çok kriz atlattı. Süveyş’ten Irak Savaşı’na, Fransa’nın askeri kanattan çekilmesinden Türkiye ile yaşanan gerilimlere kadar NATO, farklı dönemlerde iç sınamalarla karşı karşıya kaldı. Lakin bugün yaşanan tartışmalar, ittifakın sadece dış tehditlerle değil, kendi içindeki güç dengeleriyle de mücadele ettiğini bizlere gösteriyor.

Son dönemde ABD ile bazı Avrupalı müttefikler arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle Orta Doğu’daki gelişmeler karşısında Avrupa başkentlerinin sergilediği temkinli yaklaşım, ABD’de rahatsızlık yarattı. Washington, küresel krizlerde daha güçlü ve daha hızlı bir dayanışma beklerken, Avrupa ülkeleri ise ulusal çıkarlarını önceleyen daha ihtiyatlı bir çizgi izlemeyi tercih ediyor.

Bu durum aslında yeni değil. Donald Trump döneminde sıkça dile getirilen “Avrupa kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk üstlenmeli” söylemi, Amerikan dış politikasında kökleşen bir yaklaşımın yansımasıydı. ABD, NATO’yu uzunca bir süredir hem güvenlik örgüt olarak değerlendirirken hem de maliyet ve yük paylaşımı konusunda birer dayanak bağlamında değerlendiriyor. Haliyle, bu yaklaşım da ittifakın klasik dayanışma ruhunu zaman zaman zorluyor.

Özellikle savunma harcamaları, üs kullanımları ve kriz bölgelerine yönelik askeri destek konularında yaşanan fikir ayrılıkları, ABD ile Avrupa arasındaki mesafeyi artırıyor. Washington, müttefiklerinden daha fazla katkı beklerken, Avrupa ise stratejik özerklik arayışını giderek daha yüksek sesle dile getiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yıllar önce yaptığı “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” açıklaması, aslında bugün gelinen noktanın erken bir habercisi olmuştu.

Atlantik’in iki yakası arasındaki bu gerilim, yalnızca askeri meselelerle sınırlı kalmıyor. Enerji güvenliği, Çin’e dönük yaklaşım, Rusya ile ilişkiler ve Orta Doğu politikaları da taraflar arasında zaman zaman ciddi görüş ayrılıklarına yol açıyor. İttifak üyeleri aynı çatı altında buluşsa dahi tehdit algıları her zaman birbirleriyle örtüşemeyebiliyor.

Türkiye açısından bakıldığında bu tablo hiç de yabancı değil. Hatırlanacaktır ki Ankara, özellikle S-400 sürecinde benzer baskılarla karşı karşıya kaldı. NATO içinde üyeliğin askıya alınması ya da sona erdirilmesi hukuken mümkün olmasa dahi siyasi baskı araçlarının nasıl devreye sokulabildiği o dönemde açıkça görüldü. Bu deneyim, ittifak içi ilişkilerin sadece hukukla değil, güç dengeleriyle de şekillendiğini açık bir şekilde ortaya koydu.

Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel soru şudur: ABD ile tam uyum mu, yoksa daha bağımsız bir stratejik çizgi mi? Bu sorunun kısa vadede net bir yanıtı olmayabilir. Ancak kesin olan bir şey varsa o da şudur: ABD’nin müttefiklerinden beklentileri artarken, Avrupa da kendi savunma kapasitesini geliştirme arayışını hızlandıracaktır.

NATO’nun geleceği de işte tam da bu iki eğilim arasındaki dengenin nasıl kurulacağına bağlı. Eğer taraflar ortak çıkar zeminini koruyabilirse ittifak güçlenerek ya da gücünü muhafaza ederek yoluna devam edecektir. Aksi takdirde Atlantik’in iki yakası arasındaki siyasi mesafe, kurumsal birlikteliği giderek daha fazla zorlayacak ve “Transatlantik Çatlak” kavramının içi dolmaya başlayacaktır.

Uluslararası politikada kalıcı dostluklardan çok kalıcı çıkarların belirleyici olduğu alan yazınıyla ilgilenenler tarafında sıkça duyulan ve söylenen bir cümledir. Elbette NATO da bu kuralın istisnası değildir. Bugün yaşanan tartışmalar, ittifakın sona erdiğini değil değişen küresel dengelere uyum sağlamak zorunda olduğunu gösteriyor. Asıl mesele, bu uyum sürecinin ne kadar sancılı olacağıdır.

Hüseyin Yeltin/TİMETÜRK

Etiketler:
Hüseyin Yeltin
Hüseyin Yeltin

Köşe Yazarı