$

Dolar

47,5531

Euro

54,9139

£

Sterlin

64,1874

Frank

58,9191

Gram Altın

6.228,7100

Bitcoin

3.005.951

$

Dolar

47,5531

Euro

54,9139

£

Sterlin

64,1874

Frank

58,9191

Gram Altın

6.228,7100

Bitcoin

3.005.951

Makale 03.08.2026 6 dk okuma

İkinci dünya savaşı mimarisi çökerken: BM Reformu ve Küresel Adalet arayışı

Paylaş:

İkinci Dünya Savaşı’ndan Bu Yana: 80 Yılda Üç "Birinci Dünya Savaşı" Yaşandı

İnsanlık tarihinin en kanlı dönüm noktaları rakamlarla yazılmıştır. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), arkasında 20 milyona yakın ölü ve paramparça olmuş bir dünya bıraktı. Bu büyük yıkımdan sonra kurulan kırılgan düzen sadece 21 yıl ayakta kalabildi. Savaşın tam olarak çözülemeyen hesapları, insanoğlunu İkinci Dünya Savaşı’na (1939-1945) sürükledi ve bu kez tam 85 milyon insan hayatını kaybetti.

İşte tam bu devasa enkazın üzerinde, 1945 yılında San Francisco’da Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Dünyaya tek bir söz verildi: "Bir daha asla!"

Ancak 1945’ten bugüne geçen 81 yıla ve "küresel barış" söylemlerine baktığımızda karşımıza çıkan acı tablo şudur: II. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir küresel savaş yaşanmamış gibi görünse de; bölgesel savaşlarda, vekalet çatışmalarında ve işgallerde yaklaşık 60 milyon insan hayatını kaybetti.

Yani insanlık; barışı koruması için kurduğu bu uluslararası sistemin gözleri önünde, tam üç adet "Birinci Dünya Savaşı" büyüklüğünde kayıp verdi! Kurulan sistem ölümleri durduramadığı gibi, küresel adaleti sağlama işlevini de tamamen yitirdi. Dün Bosna’da insanlık Birleşmiş Milletlerin nezaretinde katledilirken, bugün Gazze’de tüm dünyanın gözü önünde sürdürülen katliam bir film gibi izleniyor. Öte yandan Ukrayna-Rusya savaşı, Tayvan Boğazı’ndaki gerilim, Hürmüz Krizinden İran-ABD-İsrail hattındaki savaşa kadar Orta Doğu’da tırmanan tazyik gösteriyor ki; tıkanan bu mekanizma krizleri durdurmak bir yana, insanlığı adım adım Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğine doğru sürüklemektedir.

Veto Hakkı ve Felç Olan Küresel Vicdan

Günümüz dünyası, 1940'ların şartlarından, jeopolitik dengelerinden ve nüfuz alanlarından fersah fersah uzaktadır. Ancak küresel barışın ve güvenliğin ana kilit taşı sayılan BM Güvenlik Konseyi (BMGK), hâlâ savaşın galipleri olan 5 daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) veto yetkisinin ipoteği altındadır.

BM sisteminin en büyük yapısal defosu da tam olarak bu "veto" mekanizmasıdır. Uluslararası hukukun emrettiği insani değerler ve ateşkes çağrıları, tek bir Daimî Üyenin stratejik çıkarlarına takılarak işlevsiz kılınabilmektedir. BM Genel Kurulu’nda dünya nüfusunun %90’ından fazlasını temsil eden 190'ı aşkın ülkenin oy birliği veya ezici çoğunlukla aldığı kararlar, Güvenlik Konseyi’nin antidemokratik duvarına çarpmaktadır. Küresel adalet anlayışı, "güçlünün haklı olduğu" değil, "haklının güçlü olduğu" bir düzeni zorunlu kılarken; BM'nin mevcut yapısı güçlü devletlerin cezasızlığını meşrulaştıran bir koruma kalkanına dönüşmüştür.

"Dünya 5’ten Büyüktür": Bir Söylemden Küresel İhtiyaca

Tam da bu noktada, Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardır ısrarla ve kararlılıkla dile getirdiği "Dünya 5’ten büyüktür" doktrini ile "Daha adil bir dünya mümkün" vizyonu, sadece bölgesel bir iddia olmaktan çıkmış; Üçüncü Dünya Savaşı felaketini önlemek isteyen tüm uluslararası toplumun ortak varoluş arayışına dönüşmüştür.

Bu noktada Türkiye’nin savunduğu BM reformu, temelde üç ana sütuna dayanmaktadır:

  • Demokratik ve Kapsayıcı Temsil: Afrika kıtasından, Latin Amerika’dan veya Hint Alt Kıtası’ndan tek bir daimî üyenin bulunmadığı bir Güvenlik Konseyi, küresel meşruiyete sahip olamaz. 21. yüzyılın gerçeklerini yansıtan coğrafi ve kültürel bir temsil şarttır.
  • Veto Yetkisinin Sınırlandırılması veya Kaldırılması: İnsanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım riski ve ağır insani kriz durumlarında hiçbir ülkenin veto hakkını kullanamayacağı hukuki düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
  • Genel Kurul’un Yetkilerinin Artırılması: Tüm üye ülkelerin eşit temsil edildiği BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi’nin kilitlendiği kriz durumlarında bağlayıcı kararlar alabilme yetkisiyle donatılmalıdır.

Çok Kutuplu Dünyada Türkiye’nin Reformist Diplomasi Rolü

Dünya artık Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu yapısından ve Soğuk Savaş sonrası ABD’nin tek kutuplu sisteminden sıyrılma arayışına girmiştir. Çok kutuplu, çok merkezli ve güç odaklarının çeşitlendiği yeni bir küresel sistem mimarisi doğmaktadır. Böyle bir dünyada kurumların 1945 modelinde ısrar etmesi, küresel kaosu, kural tanımazlığı ve yeni bir dünya savaşı riskini beslemektedir.

Türkiye; hem Doğu hem Batı ile konuşabilen, NATO üyesi olup aynı zamanda Güney ile derin bağlar kuran eşsiz jeopolitik konumuyla bu reform sürecinin doğal bayraktarıdır. Türkiye’nin bu söylemi; bir ülkenin ayrıcalık arayışı değil, çöken uluslararası mimariyi tamir etme ve insanlığı büyük bir felaketten koruma gayretidir.

Sonuç: Geleceğin İnşası ve Küresel Adalet

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem can çekişmektedir. Tarih bize göstermiştir ki; zamanın ruhunu yakalayamayan, adaleti sağlayamayan ve 60 milyon insanın ölümünü sadece izlemekle yetinen kurumlar, yenilenmedikleri takdirde daha büyük küresel çatışmaların kıvılcımı olurlar. İnsanlığın yeni ve belki de sonuncusu olacak bir küresel savaşı beklemeden, mevcut uluslararası kurumsal yapıyı barışçıl yollarla reforme etmesi bir tercih değil, tarihsel bir mecburiyettir.

Türkiye’nin küresel sisteme yönelttiği yapıcı eleştiriler ve sunduğu adalet odaklı çözüm önerileri, 21. yüzyılın barış mimarisinde mihenk taşı olma potansiyeline sahiptir. Tam da bu noktada görülen odur ki toprağında barındırdığı köklü devlet geleneği ve diplomatik birikimle Türkiye; sadece bölgesel krizleri yöneten bir ülke değil, küresel sistemin aksayan çarklarını düzeltecek kurucu akla ve adalet vizyonuna sahip bir güç olarak bu tarihsel misyonu yerine getirme kararlılığını sürdürecektir.

Ceyhun Taha Demirkol/TİMETÜRK

Etiketler: