$

Dolar

49,2070

€

Euro

55,4889

£

Sterlin

65,3493

₣

Frank

59,1511

₺

Gram Altın

6.585,5800

₿

Bitcoin

4.208.852

$

Dolar

49,2070

€

Euro

55,4889

£

Sterlin

65,3493

₣

Frank

59,1511

₺

Gram Altın

6.585,5800

₿

Bitcoin

4.208.852

Makale 07.10.2026 7 dk okuma

Güven mağdur edilemez: Fon sürecinde milli irade, hukuk ve adalet

Paylaş:

Finansal sistemi ve çok sayıda yatırımcının birikimini ilgilendiren kapsamlı bir soruşturma ve tasfiye süreci yürütülmektedir. Ancak soruşturma konusu iddialar ile kesinleşmiş suçlar arasındaki ayrım korunmalıdır. Önemle belirtmek gerekir ki, “Masumiyet Karinesi” uyarınca “Fon vurgunu” veya “dolandırıcılık” gibi ifadeler, soruşturma ve resmi tespitlerin niteliğine uygun biçimde, isnadın kaynağı açıkça belirtilerek kullanılmalıdır. Zira, kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı sürece soruşturma veya iddia konusu fiiller, kişileri kesin olarak suçlu ilan edecek biçimde sunulmamalıdır. Soruşturma açılması, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin uygulanması, doğrudan herhangi bir kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Tutuklama bir ceza değil, kanuni şartlar oluştuğunda uygulanan geçici bir koruma tedbiridir.

Sermaye Piyasası Kurulu, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermiştir. Açıklanan verilere göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunmaktadır. Ancak bu sayı doğrudan suç mağdurlarının sayısını göstermez; ilgili fonlarda katılma payı bulunan yatırımcıların toplamını ifade eder. Bu çerçevede kanaatim, yatırımcıların hukuki konumu, uğradıkları zarar ve varsa suçtan etkilenip etkilenmedikleri her fon ve işlem bakımından ayrıca belirlenmelidir.

Soruşturma kapsamında, bazı paylarda şirketlerin mali yapısı ve ekonomik göstergelerle açıklanamayan fiyat hareketleri, bunlarla bağlantılı işlemler ve elde edildiği değerlendirilen kazançların kaynağı incelenmektedir. Yapay işlemlerle yükseltilen bir sermaye piyasası aracını portföyünde bulunduran fonun değeri geçici olarak artmış görünebilir; ancak fiyatın sürdürülememesi hâlinde kayıtlı değer ile fiilen nakde çevrilebilecek değer arasında fark oluşabilir.

Bununla birlikte, fiyatın düşmesi veya fonun zarar etmesi tek başına piyasa manipülasyonu ya da dolandırıcılık suçunun işlendiğini göstermez. Ceza sorumluluğu için ilgili suçun kanuni unsurlarının gerçekleşmesi, fiilin belirli kişilerle bağlantısının kurulması ve bu bağlantının hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerekir. Piyasa fiyatını yapay biçimde etkilemeye yönelik işlemler Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında; yatırımcıların hileli davranışlarla aldatılması, zarar doğması ve haksız menfaat elde edilmesi ise şartları oluştuğunda Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilebilir. Örgüt kurma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve diğer suç tipleri de somut olayın özelliklerine göre incelenebilir.

Devletin görevi yalnızca suç şüphesini soruşturmak değil; yatırımcıların haklarını korumak, piyasanın şeffaf işlemesini sağlamak, varsa hukuka aykırı kazançları tespit etmek ve zararların giderilmesine yönelik mekanizmaları işletmektir. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gerçekleştirilen eşgüdüm toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulması ve Devlet Denetleme Kurulunun inceleme süreci önem taşımaktadır. Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek’in yatırımcı haklarının korunması ve haksız kazanç iddialarının araştırılması yönündeki açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Vurgulamak isterim ki, yatırım faaliyetlerinin piyasa riski taşıması nedeniyle, tasfiye sürecinin yürütülmesi tek başına bütün yatırım zararlarının kamu bütçesinden karşılanacağı anlamına gelmez. Kamu kaynaklarından ödeme yapılması ise ayrıca kanuni dayanak, yetki ve usule bağlıdır. Tasfiye sürecindeki belirli fonlarda, mutabakatı tamamlanan yatırımcılara fon başına 1 milyon lirayı aşmamak üzere ara ödeme yapılmasının kararlaştırıldığı belirtilmiştir. Bu ödeme, nihai zarar veya alacak miktarının kesinleştiği anlamına gelmez; tasfiye sonunda hak edilecek tutardan mahsup edilecek geçici bir ödeme niteliğindedir. Olağanüstü kazanç elde ettiği değerlendirilen kişi veya hesapların ilgili fonlara isteğe bağlı iade yapabilmesi de, kişilerin savunma ve mülkiyet hakları korunarak ve hukuki çerçevesi açık biçimde belirlenerek değerlendirilebilir.

Ayrıca belirtmek isterim ki, bu sürecin bir diğer boyutunu denetim ve gözetim sorumluluğu oluşturmaktadır. Olağan dışı fiyat hareketlerinin zamanında tespit edilemediği iddia ediliyorsa, yalnızca işlemleri gerçekleştiren kişiler değil, denetim süreçlerinin işleyişi de incelenmelidir. Kamu görevlileri, şirket ve fon yöneticileri hakkında gündeme gelen iddialar; görev, yetki, bilgi, kusur ve illiyet bağı bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Makam sahibi olmak kişiyi otomatik olarak suçlu yapmayacağı gibi, görev alanındaki olası ihlallerin araştırılmasına da engel değildir.

Hukuk devletinin gereği, suç şüphesi bulunan kişilere makamı veya nüfuzu nedeniyle ayrıcalık tanımamak; ancak soruşturma aşamasındaki kişileri mahkeme kararı olmadan suçlu ilan etmemektir. Nitekim, soruşturmanın etkin yürütülmesi kadar masumiyet karinesi, savunma hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma güvenceleri de korunmalıdır. Kanaatimce, milletimizin bu süreçte kötü niyetle siyasi polemik yapanlara ve kesinleşmemiş iddialara dayalı ağır ithamlarda bulunanlara prim vermemesi gerekir. Aksi durumda devletimizce büyük bir özen ve titizlikle yürütülen bu süreç sekteye uğrayabilir.

Bu mesele yalnızca geniş yankı bulmuş, olaylı bir finansal sürecin tek taraf gözetilerek apar topar sonuçlandırılması meselesi değil; aynı zamanda devletin finansal bekası açısından yatırımcıların mülkiyet hakkının korunması, sermaye piyasalarına duyulan güvenin sürdürülmesi ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi meselesidir. Vatandaşın devlete güvenmesi için yalnızca “Paranız korunacak” denilmesi elbette yeterli değildir; vatandaş, tasfiye işlemlerinin nasıl yürütüldüğünü, alacağın hangi hukuki süreçlerle belirlendiğini ve varsa sorumlular hakkında hangi somut delillerin bulunduğunu bilmek istemektedir. Netice itibarıyla güçlü devlet; iddiaları etkili biçimde soruşturan, yatırımcıların haklarını koruyan, varsa hukuka aykırı kazançların izini süren ve bütün bunları hukuk sınırları içerisinde gerçekleştiren devlettir. Bu anlayış çerçevesinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu siyasi irade, ilgili kurumların yürüttüğü çalışmalar ve Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek’in yatırımcı haklarının korunması ve haksız kazançların üzerine gidilmesine yönelik açıklamaları son derece anlamlı ve önemlidir. Zira devletin gücü, yalnızca aldığı tedbirlerle değil, adaleti tesis etme iradesiyle de ölçülür. İnancımızın da ülkümüzün de bize öğrettiği gibi devletin temeli adalettir; adaletin gerçekleşmesi ise hem hak sahibinin hakkına ulaşmasını hem de hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişilerin hukuk güvencelerinden yararlanmasını gerektirir. Adalet yerini bulduğu müddetçe devlet güçlü, millet huzurlu olur.

Av. Arb. Zeki Arıtürk/TİMETÜRK

 

Etiketler: