DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Hak dinler ilahi dinler şeklindeki tanımlama ne kadar doğru?

İslam’ı referans alarak hak ve batıl kavramlarına dayalı yapılacak bir din sınıflamasında hak din yalnızca İslam’dır; diğerlerinin tamamı batıldır.

2 Ay Önce
2021-06-20 14:15:55

Şinasi Gündüz, hak dinler, batıl dinler ya da ilahi dinler ilahi olmayan şeklinde bir dinler sınıflamasının dinler tarihi açısından doğru olmayacağını zira tüm dinlerin kendilerini hak olarak nitelediğini; aynı şekilde İslam'ı referans alarak Yahudiliği ve Hıristiyanlığı da İslam'la birlikte hak dinler kategorisine sokmanın yanlış olacağını zira Kur'an'a göre tek hak dinin İslam olduğunu diğerlerinin ise batıl olduğunu vurguluyor.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz'ün 'Hak dinler ilahi dinler şeklindeki tanımlama ne kadar doğru?' başlıklı yazısı şöyle:

Türkiye'de dinler hakkında konuşurken ya da yazarken sıklıkla yapılan bir sınıflama, dinlerin hak dinler batıl dinler, ilahi dinler ilahi olmayan dinler ya da semavi dinler semavi olmayan dinler şeklinde kategorize edilmesidir. Bazı istisnaları olmakla birlikte özellikle Diyanet ve İlahiyat camiası içinde bu kategorizasyondan hareketle dinler hakkında konuşmak ve yazmak yaygındır. Bu durum adeta genel geçer bir gelenek haline gelmiş gözükmektedir.

Peki, hak batıl, ilahi olan olmayan şeklindeki bu ayrımda dinler nasıl sıralanıyor ve dinlerin bu şekilde sınıflaması neye, hangi kritere göre yapılıyor? Dahası böylesi bir sınıflama,genelde dinlerden hareketle ve özelde ise İslam açısından değerlendirildiğinde doğru ve tutarlı mı?

Dinleri bu şekilde kategorize edenlerin yaptığı ayrımda, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam hak, ilahi ve semavi dinler grubunda sıralanıyor. Budizm ve Hinduizmden Zerdüştilik ve Sabiiliğe kadar diğer tüm dinler ise bu grubun dışında yani batıl ya da ilahi olmayan olarak değerlendiriliyor.

Öncelikle dinlerin hakikat ve kurtuluş öğretileri dikkate alındığında, hak dinler batıl dinler şeklinde bir sınıflamayla bazı dinleri hak bazıları ise batıl kategorisinde nitelemeninpek mümkün olmadığını vurgulamak gerekir. Dolayısıyla dinler tarihi açısından böylesi bir sınıflama doğru olmayacaktır.

Zira yapısı ne olursa olsun her din, kendisinin hakikatin mutlak ifadesi olduğunu ve bağlılarını bununla kurtuluşa ilettiğini savunur. Hiçbir din, kendisini hakikat dışı ya da batıl olarak nitelemez. Tüm dinler kendilerinin hak din olduğuna inanır ve bağlılarına da bunu öğretir. Bir başka ifadeyle, kendisini ya da savunduğu öğretileri batıl olarak tanımlayan bir din yoktur. Aynı şekilde inanıp bağlandığı dini batıl din şeklinde niteleyen bir dini grup da mevcut değildir.

WhatsApp Image 2021-06-20 at 13.56.57

Nitekim pagan ve çok tanrıcı geleneklerden tek tanrıcı dinlere, ahiret, nübüvvet ve vahiy öğretilerine yer verenlerden bunlara şu ya da bu şekilde mesafeli duranlara ya da yer vermeyenlere kadar tüm dinlerin mutlaka bir hakikat ve kurtuluş öğretisi vardır. Dinlerin kahir çoğunluğunda dinin temsil ettiği hakikat öğretisi, hakikatin yegane ifadesi olarak kabul edilir. Bu doğrultuda insanın hakikatle buluşmasının ve kurtuluşunun yolunun dinin temsil ettiği bu hakikat mesajının kabul edilmesiyle mümkün olduğu düşünülür.

Tüm bunlar dikkate alındığında, dinlerin bir kısmının hak olmayan yani batıl ya da ilahi, metafizik bir dayanağa sahip olmayan şeklinde sınıflanmasının doğru olmayacağı ortadadır.

Diğer taraftan dinlerin hak dinler batıl dinler ya da ilahi olan ve olmayan dinler şeklindeki sınıflamasının İslam'dan hareketle yapıldığına dair yaygın bir kanaat vardır. Yani İslam'dan hareketle Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam hak dinler, ilahi ve semavi dinler olarak nitelenmekte ve diğerleri bunun dışında tutulmaktadır.

Peki İslam, böylesi bir sınıflamaya imkân vermekte midir?  İslam'dan hareketle İslam'ın yanında Yahudilik ve Hıristiyanlığı da hak din olarak sıralamak doğru ve tutarlı mıdır?

Yahudilik ve Hıristiyanlığı da İslam'ın yanı sıra hak dinler kategorisinde gören gelenek, bu dinlerin aslı itibarıyla ilahi ve hak olduğu ancak sonradan tahrif edildikleri kanaatindedir. Buna göre muharref dinler olarak Yahudilik ve Hıristiyanlık özü itibarıyla haktır; ancak sonradan değiştirilmiş, tahrif edilmiştir.

İslam'dan hareketle bu kanaati desteklemek mümkün görülmemektedir. Zira dinlerin hak ve batıl şeklinde nitelenmesinde İslam'ın konuya yaklaşımı gayet nettir. Allah'ın dini olarak İslam yegâne hak dindir; bunun dışındaki diğerlerinin tamamı ise batıldır. “Allah katında din ancak İslam'dır”, “Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bu ondan kabul edilmeyecek ve ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır” “Hak geldi batıl zail oldu; batıl zaten zail olmaya mahkumdur” şeklindeki Kur'an ayetleri, açıkça Allah katında makbul ve hak olan tek dinin İslam olduğunun altını çizmektedir.

WhatsApp Image 2021-06-20 at 13.55.52

Hak ve batıl kavramlarına dayalı bir din sınıflamasına İslam açısından baktığımızda, bu durumda hak din ve batıl dinler şeklinde bu sınıflama doğru olacaktır. Hak din sadece İslam'dır; İslam'ın dışındakiler ise batıldır. Aynı şekilde Allah'ın iradesine muvafık olan anlamında ilahi din sadece İslam'dır, diğerleri ise ilahi olmayandır. İslam'ın dışındaki diğer tüm dinler gibi Yahudilik ve Hıristiyanlık da Kur'an'a göre batıl dinler kategorisindedir.

İslam'dan hareketle Yahudilik ve Hıristiyanlığın aslında hak ve ilahi olduğu ancak sonradan tahrif edildiği kanaatini de İslam'dan hareketle temellendirmek mümkün değildir.Zira Allah, Yahudilik ya da Hıristiyanlık şeklinde bir din göndermemiş, insanları buna bağlanmakla yükümlü tutmamıştır.İnsanlığın bağlanmakla yükümlü olduğu tek din İslam'dır.

Allah'ın dini olarak İslam, yalnızca Kur'an'ın nüzulü dönemiyle başlayan bir din değildir. İslam ilk insanla, Hz. Adem'le başlayan bir tarihe sahiptir ve kıyamete kadar da insanlığa hitap edecek, onu hidayet ve kurtuluşla buluşturacak olan yegâne dindir. Bu doğrultuda bütün peygamberler birer İslam peygamberidir. Nitekim Kur'an'da, Hz. Nuh'tan Hz. İbrahim'e, Hz. İsmail'e ve Hz. Yakub'a kadar birçok peygamberle ve onlara tabi olanlarla ilgili Müslüman nitelemesinin yapılması dikkati çeker.

Bu doğrultuda Hz. Musa ve Hz. İsa da birer İslam peygamberidirler. Kur'an'a göre Hz. Musa, Yahudiliğin aslının kurucusu değildir; insanlara Yahudiliği tebliğ etmemiştir. Hz. İsa da Hıristiyanlığın kurucusu değildir; Hıristiyanlığı tebliğ etmemiştir. Diğer tüm peygamberler gibi, onların da tebliğ ettikleri din Allah'ın dini olan İslam'dır.

Kaldı ki dinler tarihi açısından bakıldığında da Yahudiliğin Hz. Musa'dan, Hıristiyanlığın da Hz. İsa'dan çok sonraları ortaya çıktığı aşikardır. Örneğin Hıristiyan kavramının ilk kez tarih sahnesine Hz. İsa'dan en az yirmi, otuz yıl kadar sonra Antakya civarında ortaya çıktığını ve Hz. İsa'yı ilahi bir kurtarıcı, tanrısal bir Mesih olarak gören kişiler için kullanılmaya başlandığı bilinmektedir.

WhatsApp Image 2021-06-20 at 13.56.40

Bu durumda İslam'dan hareketle değerlendirildiğinde Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın aslının hak olduğu ama sonradan tahrif edildiği kanaati yanlıştır. Mutlaka bir tahrifattan bahsedilecekse,tarihsel süreçte İslam peygamberlerinin tebliğ ettikleri mesajların zamanla tahrif edilmiş olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.Bu sapma sürecinde insanlar hak ve hakikatten ayrılarak batıl bir takım zihin yapıları, gelenekler görenekler ihdas etmişlerdir.

İşte Allah'ın dini İslam'ın dışındaki tüm dinler bu şekilde ortaya çıkmıştır. Tıpkı cahiliye dönemi Araplarının durumunda olduğu gibi… Nitekim Kur'an'ın şiddetle eleştirdiği Arap cahiliyesi de aslında temsil ettiği dini Allah'a atfetmekte ve kendilerini de Hz. İbrahim'in takipçileri olarak nitelemektedirler. Ama Kur'an, onların bu iddiasını yalanlamakta, Allah'a iftirada bulunduklarını vurgulamakta ve Hz. İbrahim'in de müşriklerden olmadığının altını çizmektedir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, İslam'ı referans alarak hak ve batıl kavramlarına dayalı yapılacak bir din sınıflamasında hak din yalnızca İslam'dır; diğerlerinin tamamı batıldır.Yahudilik ve Hıristiyanlığı da hak kategorisinde İslam'ın yanında sıralamak, İslam'ın hak ve hakikat öğretisine aykırıdır. Dinler hakkında İslam'ı temel alarak konuşan, yazan herkesin, özellikle de İlahiyat ve Diyanet camiasının bu konuda İslam'ın temel referanslarıyla tutarlı olmaları beklenir.

 

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş