$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

$

Dolar

49,5536

€

Euro

55,6009

£

Sterlin

65,9791

₣

Frank

59,9480

₺

Gram Altın

6.599,2300

₿

Bitcoin

4.054.872

Makale 20.10.2026 8 dk okuma

Gayrimenkulde en büyük yatırım lokasyondur: Sel felaketleri bize ne öğretti?

Paylaş:

Gayrimenkul sektöründe yıllardır kullandığımız bir söz vardır: “Bir gayrimenkulün değerini belirleyen üç temel unsur vardır: Lokasyon, lokasyon, lokasyon.”

Sel felaketi bir kez daha gösterdi ki güçlü şehirler, doğru mühendislik, etkin kamu yönetimi ve bilinçli gayrimenkul yatırımlarıyla mümkündür.

Türkiye, coğrafi yapısı ve değişen iklim koşulları nedeniyle depremden sele, heyelandan orman yangınlarına kadar pek çok doğal afet riskiyle karşı karşıya olan bir ülkedir.

Son günlerde İstanbul’da yaşanan yoğun yağışlar ve sel hadiseleri, şehirlerimizin afetlere karşı dayanıklılığının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Yaşanan bu hadiseleri yalnızca bir doğal afet olarak değerlendirmek yeterli değildir. Aynı zamanda şehirleşme anlayışımızı, gayrimenkul yatırımlarımızı ve geleceğin yerleşim alanlarını yeniden düşünmemiz gereken önemli bir süreçten geçiyoruz.

Ancak burada üzerinde özellikle durulması gereken bir gerçek var:

Afetlerle mücadele, yalnızca bireylerin veya özel sektörün üstlenebileceği bir sorumluluk değildir. Devletin koordinasyonu, kamu kurumlarının teknik kapasitesi ve toplumun ortak hareket etmesi bu mücadelenin temelini oluşturur.

Türkiye’de afet yönetimi konusunda AFAD, DSİ, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, valilikler ve yerel yönetimler önemli görevler üstlenmektedir.

Bu kurumların koordinasyon içerisinde çalışması, afet risklerinin önceden belirlenmesi, gerekli altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır.

Sel felaketlerinin ardından gerçekleştirilen hasar tespitleri, riskli alanların incelenmesi, dere ıslahı çalışmaları ve altyapı düzenlemeleri, afet yönetiminin önemli parçalarıdır.

Burada asıl hedef, yalnızca afet sonrasında müdahale etmek değil, afet meydana gelmeden önce riskleri mümkün olduğunca azaltabilmektir.

İstanbul’un Geleceği Planlı Şehirleşmeden Geçiyor

İstanbul, Türkiye ekonomisinin en önemli merkezlerinden biridir.

Milyonlarca insanın yaşadığı, ticaretin ve gayrimenkul yatırımlarının yoğunlaştığı bu büyükşehirde altyapı ve şehir planlaması hayati önem taşımaktadır.

Son sel hadiseleri bize, özellikle dere yatakları, vadi tabanları ve yoğun yapılaşmanın bulunduğu bölgelerde bilimsel verilerin dikkate alınmasının zorunlu olduğunu göstermiştir.

Şehirler büyürken doğanın kendi dengesi korunmalı, suyun doğal akış yolları ve taşkın alanları planlama süreçlerinde dikkate alınmalıdır.

Bu noktada merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve özel sektörün ortak hareket etmesi gerekmektedir.

Çünkü güvenli şehirler yalnızca yeni binalar inşa edilerek değil, uzun vadeli ve bütüncül planlamayla oluşturulabilir.

Sel Felaketi Gayrimenkul Sektörünü Nasıl Etkileyecek?

Gayrimenkul sektöründe uzun yıllardır en önemli yatırım kriterlerinden biri lokasyon olmuştur.

Merkezi konum, ulaşım imkânları, sosyal yaşam alanları ve yatırım potansiyeli, konut fiyatlarını belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Ancak yaşanan doğal afetler, lokasyon kavramına yeni bir boyut kazandırmaktadır.

Artık yatırımcıların yalnızca bir taşınmazın bulunduğu bölgeyi değil, o bölgenin doğal afetlere karşı güvenliğini de değerlendirmesi gerekiyor.

Özellikle taşkın riski bulunan alanlarda, altyapı sorunlarının giderilmemesi durumunda gayrimenkul satış sürelerinin uzaması ve alıcıların daha temkinli davranması mümkündür.

Buna karşılık kamu yatırımlarıyla altyapısı güçlendirilen, mühendislik açısından doğru planlanan ve riskleri azaltılan bölgeler yatırımcı güveni açısından avantaj sağlayabilir.

Ancak sel felaketinin gayrimenkul fiyatlarına etkisini kesin rakamlarla ifade edebilmek için önümüzdeki dönemde gerçekleşecek satışların incelenmesi gerekmektedir.

Kentsel Dönüşüm Sadece Deprem İçin Düşünülmemeli

Türkiye’de kentsel dönüşüm denildiğinde akla ilk olarak deprem riski gelmektedir.

Oysa kentsel dönüşümün çok daha kapsamlı değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Sel, heyelan, taşkın ve altyapı yetersizlikleri de güvenli şehirleşmenin önemli başlıklarıdır.

Bu nedenle kentsel dönüşüm projelerinde yalnızca binaların yenilenmesi değil, çevresel risklerin azaltılması da hedeflenmelidir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının yürüttüğü dönüşüm ve planlama süreçlerinde afet risklerinin bütüncül biçimde ele alınması büyük önem taşımaktadır.

Devletin belirlediği teknik standartlar ve denetim mekanizmaları, özel sektörün doğru ve güvenli projeler geliştirmesi açısından da yol gösterici olmalıdır.

Müteahhitlere ve Gayrimenkul Yatırımcılarına Önemli Görevler Düşüyor

Bir inşaat mühendisi olarak şunu özellikle belirtmek istiyorum:

Devletin düzenleyici ve denetleyici rolü ne kadar önemliyse, özel sektörün bu sorumluluğa uygun hareket etmesi de o kadar önemlidir.

Müteahhitler projelerini yalnızca satış hedefleri üzerinden değerlendirmemeli; zemin koşullarını, taşkın risklerini, drenaj sistemlerini ve çevresel etkileri de dikkate almalıdır.

Aynı şekilde gayrimenkul danışmanları da müşterilerine yalnızca kazanç potansiyelini değil, yatırımın teknik özelliklerini ve bilinen risklerini doğru şekilde aktarmalıdır.

 

My Investor olarak İstanbul, Rize, Kıbrıs ve Yunanistan’da yürüttüğümüz gayrimenkul faaliyetlerinde, doğru lokasyon seçiminin ve uzun vadeli yatırım güvenliğinin önemini her fırsatta vurguluyoruz.

Çünkü bizim için başarılı bir gayrimenkul yatırımı, yalnızca satın alındığı gün kazandıran değil, yıllar boyunca değerini ve güvenilirliğini koruyabilen yatırımdır.

Devlet, Özel Sektör ve Vatandaş Aynı Hedefte Buluşmalı

Doğal afetler üzerinden yalnızca sorumlu aramak yerine, mevcut eksiklikleri bilimsel verilerle ortaya koymak ve kalıcı çözümler üretmek gerekir.

Devletin koordinasyonu, yerel yönetimlerin uygulamaları, mühendislerin teknik birikimi, müteahhitlerin sorumluluğu ve vatandaşların bilinçli yatırım tercihleri aynı hedef doğrultusunda birleşmelidir.

Bu hedef, daha güvenli şehirler ve daha dayanıklı yaşam alanları oluşturmak olmalıdır.

Özellikle taşkın riski bulunan bölgelerde gerçekleştirilecek altyapı yatırımları, dere ıslahları, risk haritaları ve planlı yapılaşma çalışmaları yalnızca bugünün sorunlarını çözmek için değil, gelecek nesillerin güvenliği için de önemlidir.

Güçlü Türkiye, Güvenli Şehirlerle Mümkündür

Yaşadığımız sel felaketi bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı.

Doğal afetleri tamamen engellemek her zaman mümkün değildir. Ancak doğru mühendislik, güçlü kurumlar, bilimsel planlama ve etkin denetimle afetlerin yol açabileceği zararları azaltmak mümkündür.

Türkiye’nin geleceğinde şehirleşme politikalarının yalnızca ekonomik büyümeyi değil, insan hayatını ve çevresel güvenliği de merkeze alması gerektiğine inanıyorum.

Gayrimenkul sektörünün de bu anlayışa uygun şekilde gelişmesi, ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayacaktır.

Devletin yol gösterdiği, mühendisliğin bilime dayandığı, özel sektörün sorumluluk üstlendiği ve vatandaşın bilinçli hareket ettiği bir şehirleşme anlayışı, geleceğimizin en önemli güvencelerinden biridir.

Unutmamalıyız ki bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yükselen binalarıyla değil, o binalarda yaşayan insanların güvenliğiyle de ölçülür.

Bizim hedefimiz yalnızca daha fazla konut üretmek değil; devletimizin kurumlarıyla, mühendislerimizle ve yatırımcılarımızla birlikte daha güvenli, daha güçlü ve daha yaşanabilir şehirler inşa etmek olmalıdır.

Sel felaketinden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Yasin Bayraktar/TİMETÜRK

Etiketler:
Yasin Bayraktar
Yasin Bayraktar

Köşe Yazarı