$

Dolar

48,7883

Euro

56,1083

£

Sterlin

65,4260

Frank

59,3676

Gram Altın

6.865,8900

Bitcoin

3.951.543

$

Dolar

48,7883

Euro

56,1083

£

Sterlin

65,4260

Frank

59,3676

Gram Altın

6.865,8900

Bitcoin

3.951.543

Makale 20.09.2026 3 dk okuma

Emanetten istikbale

Paylaş:

Aile; sevginin, merhametin, sabrın, sorumluluğun ve güzel ahlakın öğrenildiği ilk mekteptir.

Tasavvuf geleneğinde çocuk bir yük değil, emanettir.

Ve emanet dediğimiz şey, yalnızca büyütülmez…

Korunur, dinlenir, anlaşılır ve güzel bir insan olması için emek verilir.

Rahmetli Mutasavvıf Ömer Tuğrul İnançer’in çok kıymetli bir sözü vardır:

“Anne babanın çocuk üzerinde hakkı vardır ama çocukların da anne baba üzerinde hakkı vardır.”

Bence bu cümle, bugün aile üzerine yeniden düşünmemiz gereken çok önemli bir noktaya işaret ediyor.

Çünkü bazen çocuklarımızdan çok şey bekliyoruz.

Başarılı olsunlar…

Sözümüzü dinlesinler…

Hata yapmasınlar…

Bizim istediğimiz gibi yaşasınlar…

Ama onların bizden beklentisini ne kadar düşünüyoruz?

Sevilmek…

Dinlenmek…

Anlaşılmak…

Güvende hissetmek…

Değerli olduğunu bilmek…

Bugün çocuklarımızı sadece sokağın tehlikelerinden korumamız yetmiyor. Onları artık dijital dünyanın görünmeyen tehlikelerine karşı da korumamız gerekiyor.

Sosyal medya, yanlış arkadaşlıklar, bağımlılıklar, şiddet içerikleri, yalnızlık, değersizlik duygusu…

Bunların bazıları çocuğumuzun odasına kadar girebiliyor.

Peki ne yapacağız?

Sadece telefonunu kontrol ederek mi koruyacağız?

Sadece “Bunu yapma, şunu izleme” diyerek mi?

Hayır.

Çocuğumuzla öyle bir bağ kurmalıyız ki, başına bir şey geldiğinde ilk koşacağı kişi yine biz olalım.

Çünkü çocuk korktuğunda ailesine değil, başka yerlere sığınıyorsa orada düşünmemiz gereken bir şey vardır. Genç hata yaptığında onu dışlamak kolaydır.

Ama tasavvuf bize neyi öğretir?

Terbiyeyi… Sabırla yaklaşmayı… Gönle dokunmayı…

Gençlerimizi sadece denetlemeyelim.

Onları anlayalım.

Sadece ne yaptıklarını sormayalım.

Neden yaptıklarını da dinleyelim.

Onlara sadece sınır koymayalım.

O sınırların neden var olduğunu anlatalım.

Çünkü yasakla büyüyen çocuk, fırsat bulduğunda sınırı aşabilir.

Ama değerleri anlayarak büyüyen çocuk, kimse görmediğinde de doğru olanı yapmayı öğrenir.

İşte aile dediğimiz şey tam da burada başlıyor.

Çocuklarımızı dünyadan koparmak değil…

Onları dünyaya karşı güçlü yetiştirmek.

Onları hayattan uzaklaştırmak değil…

Hayatın içinde sağlam durabilecek bir karakter kazandırmak.

Ve belki de en önemlisi;

Çocuklarımızın sadece karnını doyurmak değil, gönlünü de doyurmak.

Çünkü bir çocuğun ihtiyacı sadece iyi bir okul, güzel bir ev ve imkânlar değildir.

Bir çocuğun;

“Ben seviliyorum.”

“Ben değerliyim.”

“Benim ailem arkamda.” diyebilmesi gerekir.

İşte tasavvufun aile anlayışından bugün alabileceğimiz en güçlü derslerden biri budur:

Aile, çocuğun dünyadan kaçtığı yer değil; dünyaya hazırlanırken güç aldığı yerdir.

Ve unutmayalım…

Çocuklarımız bizim geleceğimiz değil sadece.

Onlar bugün bize emanet edilmiş birer candır.

Onları korumak, onları anlamak ve güzel ahlakla yetiştirmek hepimizin sorumluluğudur.

Çünkü güzel bir toplum inşa etmek istiyorsak, önce güzel bir aile, güzel bir aile istiyorsak, önce güzel bir gönül inşa etmeliyiz.

Eyvallah...

Esra Aydın/TİMETÜRK

Etiketler:
Esra Aydın
Esra Aydın

Köşe Yazarı