Bazı sessizlikler vardır; susmak değildir sadece…
İnsanın söyleyecek sözü olduğu hâlde kelimelerin yetersiz kaldığını hissetmesidir. Kalbin konuştuğu, dilin sustuğu anlardır. İşte Hamuşan, biraz da böyle bir hâlin adıdır.
Hamuşan; sessizler, susanlar, sükûta erenler anlamında kullanılır. Fakat tasavvufi düşüncede sessizlik yalnızca konuşmamak değildir. Sessizlik; insanın nefsinin gürültüsünden uzaklaşması, kendi hakikatini dinlemesi ve kalbinin sesine kulak vermesidir.
Günümüz dünyasında insan hiç olmadığı kadar konuşuyor. Telefonlarımız susmuyor, ekranlarımız susmuyor, sosyal medya susmuyor. Herkes bir şey söylemek, kendini anlatmak, görünür olmak istiyor. Fakat bütün bu gürültünün içinde insanın kendisini duyması giderek zorlaşıyor.
Belki de bu yüzden Hamuşan’a bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı yeni bir söz değil, biraz sükûttur.
Bir kenara çekilip düşünmeye…
Kalbini dinlemeye…
Kırdığı insanları hatırlamaya…
Kendisini sorgulamaya…
Ve hayatın gerçek anlamını yeniden düşünmeye ihtiyacı vardır.
Mevlânâ’nın manevi dünyasında “Hâmûş” yani susmak, derin bir anlam taşır. Sözün bittiği yerde başlayan bir hâl gibidir. İnsan bazen hakikate kelimelerle değil, sessizlikle yaklaşır. Çünkü bazı şeyler anlatılmaz; yaşanır. Bazı acılar tarif edilmez; hissedilir. Bazı dualar ise dudaktan çıkmadan kalpte yükselir.
Hamuşan bize şunu hatırlatır: Her bildiğini söylemek zorunda değilsin.
Her duyduğuna cevap vermek zorunda değilsin.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin.
Bazen susmak, en güçlü cevaptır.
Fakat Hamuşan, korkudan veya çaresizlikten susmak da değildir. Bilakis ne zaman konuşacağını ne zaman susacağını bilmektir. Çünkü insanın olgunluğu, yalnızca güzel konuşabilmesinde değil; gerektiğinde susabilmesinde de gizlidir.
Hayatta bazı insanlar vardır, çok konuşurlar ama arkalarında hiçbir iz bırakmazlar. Bazı insanlar ise az konuşur; fakat bir cümleleri insanın hayatında yıllarca yankılanır.
Çünkü sözün değeri çokluğunda değil, hakikatle buluşmasındadır.
Hamuşan biraz da insanın kendi nefsine karşı susmasıdır.
“Ben haklıyım” demeyi bırakabilmek…
Öfkesini susturabilmek…
Kibirden uzaklaşabilmek…
Başkalarının kusurunu aramak yerine kendi eksiklerine bakabilmek…
Belki de gerçek sessizlik tam burada başlar.
İnsan dış dünyanın gürültüsünü susturduğunda, içinde başka bir ses duymaya başlar. Vicdanın sesi…
Kalbin sesi… Yaratıcının huzuruna duyulan özlemin sesi…
Ve insan o zaman anlar ki, hayat yalnızca kazanmak, daha çok sahip olmak, daha çok görünmek değildir.
Bazen hayat, azaltmayı öğrenmektir.
Daha az öfke…
Daha az kibir…
Daha az kırgınlık…
Daha az gösteriş…
Daha çok merhamet…
Daha çok şükür…
Daha çok anlayış…
Hamuşan, insanın iç dünyasında böyle bir arınma kapısıdır.
Sessizlikte insan kendisiyle karşılaşır. Kimi zaman hoşuna gitmeyen bir insan görür karşısında.
Hatalarıyla, pişmanlıklarıyla, kırdığı kalplerle yüzleşir. Fakat bu yüzleşme bir son değil, yeniden başlama fırsatıdır.
Çünkü insan kendisini tanımadan hakikati arayamaz.
Belki de Hamuşan’ın en güzel tarafı budur:
İnsana kendisini dinlemeyi öğretir.
Bugün herkesin bir fikri var. Herkes konuşuyor. Herkes başkasını eleştiriyor. Herkes haklı olduğunu düşünüyor. Fakat çok az insan gerçekten dinliyor.
Oysa dinlemek de bir ibadettir bazen.
Anlamak da bir erdemdir.
Susmak da bir hikmettir. Bir insanın kalbine dokunmak için her zaman uzun cümlelere gerek yoktur. Bazen yanında sessizce oturmak bile yeterlidir.
Hamuşan bize, sessizliğin boşluk olmadığını öğretir.
Sessizlik bazen duadır.
Sessizlik bazen sabırdır.
Sessizlik bazen edep…
Sessizlik bazen teslimiyet…
Ve bazen de insanın Rabbine en yakın olduğu andır.
Bu yüzden Hamuşan yalnızca susmak değildir.
Hamuşan, sözün ardındaki manayı fark etmektir.
Hamuşan, kalabalığın içinde kendi sesini bulmaktır.
Hamuşan, nefsin gürültüsünü susturup vicdanı dinlemektir.
Hamuşan, kırmadan konuşmayı; gerektiğinde de incitmeden susmayı bilmektir.
Belki hepimizin hayatında zaman zaman bir Hamuşan vakti olmalı.
Telefonları bir kenara bırakıp…
Dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp…
Bir pencerenin önünde, bir caminin avlusunda, bir kitabın başında veya yalnızca kendi kalbimizin karşısında…
Biraz susmalı insan.
Çünkü insan bazen en önemli cevapları, kimsenin konuşmadığı yerde bulur. Ve belki de hayatın en büyük hikmeti şudur:
Her sessizlik boş değildir.
Bazı sessizliklerde hakikat konuşur.
Hamuşan da işte o sessizliğin adıdır.
Dilin sustuğu, kalbin konuştuğu; dünyanın gürültüsünün azaldığı ve insanın kendi hakikatine biraz daha yaklaştığı bir hâl…
Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı daha fazla konuşmak değil;
Biraz Hamuşan…
Biraz sükût…
Biraz tefekkür…
Ve biraz da kalbimizi dinlemektir.
Eyvallah…
Esra Aydın/TİMETÜRK