“Kimin Malını Kime Veriyorsun?”.
Malikü’l-Mülk olan Allah’tır.
Biz ise bu dünyada mülkün sahibi değil, emanetçisiyiz.
Kurban verdiğinde “paylaştım” deme.
Zekât verdiğinde “malımdan verdim” deme.
Çünkü sen, sana ait olmayan bir şeyi paylaşamazsın.
Fakirin hakkını verdiğinde ona iyilik etmiş olmuyorsun; kendi üzerine düşen emaneti yerine getiriyorsun. Hatta belki de asıl teşekkür etmesi gereken sen değil, o kardeşindir. Çünkü onun hakkını sana ulaştırarak senin borcundan kurtulmana vesile olmuştur.
İnsanın en büyük yanılgısı, emanet edilen şeyi kendisinin sanmasıdır.
Mal benim…
Ev benim…
Evlat benim…
Makam benim…
Şöhret benim…
Oysa bir nefes bile bizim değil.
Hz. İbrahim’in kıssasında anlatıldığı gibi; “Namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim” dediğinde cevap gelir:
“Kendin için yaptın… Kimin malını kime verdin?”
Sonra kul bütün hesapları, bütün iddiaları bırakır ve sadece şunu söyleyebilir:
“Ya Rabbi, seni seviyorum.”
İşte orada perde aralanır:
“Ey Halilim, şimdi oldu.”
Çünkü hakiki kulluk, yaptıklarını saymak değil; kendini de sahip olduklarını da sahibine teslim etmektir.
Vermek, maldan eksiltmek değildir.
Nefisten eksiltmektir.
Nefisten eksildikçe kul Allah’a yaklaşır.
Mesele kurbanı paylaşmak değil; kendindeki sahiplik iddiasını kurban etmektir.
Mesele zekât vermek değil;
“Benim” dediğin şeyin aslında kime ait olduğunu hatırlamaktır.
Ve belki de bütün mesele şudur:
Sen Allah’ı sevdiğini söylüyorsan, sevginin bedeli vermektir.
Çünkü seven, elinde tutmaz; sahibine teslim eder.
Eyvallah…
Tarık Zafer Kırımlı/TİMETÜRK