DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

DOLAR

15,9473 ₺

EURO

17,0300 ₺

ALTIN

948,79 ₺

BİST

2.380,90 ₺

2015-11-09 14:46:14

Sadece Şafak değil, şürekâsı da aynı! Kimisi yazar, gazeteci, akademisyen, araştırmacı, sanatçı ve kimisi de siyasetçi… Kimisinin adı Taha Akyol, Mümtazer Türköne, Fazıl Say, Nazlı Ilıcak, Yaşar Nuri Öztürk, Nuray Mert, Ali Ünal, Can Dündar, Müjdat Gezen, Cengiz Çandar, Murat Belge, Hasan Cemal ve kimisi Mehmet Altan, Cüneyt Özdemir, Faruk Acar ve Elif Şafak… Listeyi daha da uzatabiliriz. Her biri kendi alanında çalışmaları ve eserleri olan birer aydın! Ama hepsinin öne çıkan ortak özellikleri ve diğer aydınlardan bazı farkları var; Sömürge zihniyetli olmaları, kendileri gibi düşünmeyenlere hakaret etmeyi ve iftira atmayı bir hak gibi görmeleri ve demokrasi, barış, hak ve adalet gibi kavramları kutsal bir zikir gibi dillerinden düşürmemeleri gibi.

Bu tür aydınlardan kısa veya uzun süreli işgal yaşamış veya sömürgeleştirilmiş ülkelerde bolca var.  Osmanlı bakiyesi olan Türkiye de bu ülkelerden biri olması nedeniyle buradaki sayıları da az değil. Bu aydınların alametifarikası; topluma tepeden bakmaları, toplumun değerlerine karşı savaş halinde olmaları, toplumun demokratik tercihlerine karşı saygısızlığın da ötesinde düşmanlık beslemeleri, bu farklardan birkaçı.

Bunlardan bazıları toplumlarına iftira atacak ve milli onurlarına kastedecek kadar ileri gidebilir. Tıpkı Türkleri soykırımcı gösteren Orhan Pamuk gibi. Oysa aydın sorumluluğu, evvela doğru bilgilendirmeyi ve sonrasında da çözüm üzerinde odaklanmayı gerektirirdi. Böylece Türkler, Kürtler ve Ermeniler birbirilerini ihanet ve soykırımla itham etmek yerine asıl suçluları tanıma imkânı da bulabilirlerdi.

Tıpkı Andy-Ar anket şirketinin sahibi Faruk Acar'ın anket sonuçlarını kasten çarpıtacak kadar saygısızlar ve hem de bunları itiraf ettikten sonra bile özür dilemeyecek kadar yüzsüzler! Bu hastalıklı yapılarıyla içinden çıktıkları ve içinde yaşadıkları topluma nasıl bir katkılarının olduğu ve toplumun daha müreffeh, daha barışçı ve daha adil olması için nasıl bir katkı sağladıkları ayrı bir tartışma konusu.

Demokrat geçinirler, ama hiçbir zaman halkın iradesine ve özgür iradesiyle seçtiği hükümetlere tahammül etmezler ve saygı duymazlar. Dün Menderes, Özal ve Erbakan'a tahammülsüzlükleri, saygısızlıkları ve düşmanlıkları bundandı ve bu gün Erdoğan'a her türlü düşmanlığı, kini, nefreti, iftirayı ve yalanı reva görmeleri bundandır!

Demokrasi, bu aydınların inandıkları ve yaşadıkları bir değer değil, “helvadan yaptıkları bir put” gibidir. Efendilerinin ve kendilerinin hâkim konumlarına halel getirecek bir demokrasiyi asla istemezler. Kıbleleri olan Avrupa'daki seçimlerden daha şeffaf olan Türkiye seçimlerini bunun için hazmedemezler ve seçmenleri bunun için aşağılarlar. Nerede olursa olsun, halkların iradelerinin tecellisi olan demokrasilere asla saygı duymazlar ve kanlı darbeleri dahi halkın iradesinin tecellisine tercih ederler. Bu aydınlardan herhangi birinin Mısır'da demokratik hükümete karşı yaptığı darbeyi ve daha önceleri Cezayir'deki benzer darbeyi eleştirmemiş veya mahkûm etmemiş olmaları bile bu güruhu tanımak için yeterlidir.

Kendi yaşam tarzlarını ve giyim-kuşamlarını özgürlük, dokunulmaz ve hatta kutsal addederler, ama başkalarının yaşam tarzlarına dil uzatmaktan geri durmazlar.

İnanç özgürlüğünden ve inanca saygıdan söz ederler, ama en büyük saldırıyı başkalarının inançlarına ve inançlarını yaşayanlara, yaşamaya çalışmalara yaparlar. Ötekileştirmekten yakınırlar, ama hem ötekileştirirler ve hem de ötekileştirdikleri insanların varlığını kendilerine bir tehdit olarak ilan ederler. Ötekileştirdiklerinin varlıklarına, değerlerine karşı saygısız olup, onlara karşı kin, nefret ve düşmanlık dolular.

Düşüncelerini ifade edecek bir erdeme dahi sahip değiller; düşüncelerini ifade özgürlüğünü çoğu kez ötekileştirdikleri insanlara karşı saldırı, iftira ve hakaret şeklinde kullanırlar. Bu saldırı, hakaret ve iftiralarına karşı kendilerini meşru yollarla ve mevcut yasalarla savunma yoluna gidilmesini dahi ifade özgürlüğüne bir tehdit diye çarpıtacak kadar ahlaksız ve haysiyetsizdirler.

Türkiye toplumu sadece son seçimlerde değil, özgür iradesini kullanabildiği her defasında bu “aydın” güruhuna vakur bir şekilde cevabını ve dahi veregelmiştir. Fakat bu güruh bir defa bile olsun, bu hakkı teslim etme yolun gitmemiş, aksine halka olan saygısızlığını, kinini, nefretini ve hakaretini arttırmıştır.

Bu aydınlar toplumun onuruna da kastedecek kadar pervasızdır. Hatırlarsanız, yıllar önce bunlardan biri Türkleri soykırımcı gösterip, “1 buçuk milyon Ermeni ve 30 bin Kürt vatandaşını öldürmekle” itham edebilmişti. Eğer zerre kadar bir sorumluluk duymuş olsa idi, birer yarayan kanamız olan bu iki meseleyi ve dolayısıyla yapılan kıyımları siyasileştirmeden sadece adaletin yerini bulması hassasiyetiyle gündeme getirirdi! Böylece Türkler, Kürtler ve Ermeniler birbirilerini ihanet ve soykırımla itham etmek yerine asıl suçluları tanıma ve mahkûm etme imkânı da bulurlardı.

Bunlar için Batı ve Batı Basını aynı zamanda bir şikâyet makamı ve ağlama duvarıdır! Şikâyetlerini kendi toplumlarına değil, Batı'ya ve Batı Basınına yaparlar. Her ne kadar demokrat olduklarını iddia etseler dahi, demokrasiyi sahiplenmeleri şartlıdır. Yani, sadece kendilerini iktidar yapacak ve kendilerini iktidarda tutacak bir demokrasiyi tanırlar. Şeffaf ve demokratik yollarla seçilen hükümetler eğer bu aydınların heveslerinin hilafına hareket ederse, hemen diktatörlük diye tanımlayıp isyan bayrağı çekerler. Bununla da hızlarını alamazlar ve darbe dâhil, her türlü gayri meşru yönteme destek vermekten geri durmazlar.

Örneğin, Türkiye'deki 1 Kasım 2015 seçimleri en az Avrupa'daki kadar şeffaf geçmiştir. Her seçmen kendi özgür iradesi doğrultusunda oyunu vermiştir. Ancak sonuçlar istedikleri gibi olmayınca, neler yaptıklarını görüyoruz. Kimse artık bu aydınlardan saygı beklemiyor. Çünkü saygısızlık bu güruhun bir özelliği olmuştur. Yaptıkları hakaretlerin de bini bir para! En fazla hakareti ise seçenlere yapıyorlar ve seçmene “beyinsiz” diyecek kadar alçalıyorlar. İçerideki basın-yayın organlarına sığmıyorlar ve dışarıdakilere taşıyorlar. Demeç verdikleri bu basın yayın organlarının Türklere zaman zaman yaptıkları hakaretlerle sabıkalı olmaları bu güruhu rahatsız etmemektedir. Ve bu sömürge zihniyetli aydınlar bir gün bile olsun bu basın-yayın organlarına Türklere yaptıkları hakaretlerin ve attıkları iftiraların hesabını sormuş değillerdir!

Fakat bu basın-yayın organları ne zaman istemişlerse, bu aydınları da kullanabilmişler ve istedikleri demeçleri onların ağızlarından alabilmişlerdir. Bu aydınlar, örnek bir şeffaflıkta geçen bir seçimi kendi arzularının hilafına bir sonuçtan dolayı hazmedemeyerek; “korkuyoruz, endişeliyiz ve diktatörlüğe doğru gidiyoruz” diye hem toplumlarına iftira atacak ve hem de başkalarını yanıltacak kadar uşak ruhludurlar.

Oysa bu aydınlar da pekâlâ bilir ki, Batı, demokrasinin sadece kendisi için işlemesini istemiştir hep. Örneğin, Batıda, ister adına Hristiyan demokrat desin, ister sağcı, solcu, liberal veya yeşil, her kim sandıktan çıkarsa, demokrasinin, halkın iradesinin tecellisi diye saygı duyulur. Ama Avrupa dışında, hele hele bir İslam Ülkesinde buna değil rıza göstermek, hayaline bile tahammül edemiyorlar! Çünkü tılsımları bozuluyor ve sömürü çarkları çatırdıyor. Bunun içindir ki, Ortadoğu ve Afrika'daki birçok diktatörlüğü kendileri korumakta ve demokrasiyi ise onların başında “Demokles'in Kılıcı” gibi bir tehdit olarak sallayıp durmaktadırlar. Bu sömürge zihniyetli aydınlar ise toplumlarının iradesine saygı duymak ve Batı'nın bu vahşetlerine karşı onurlu bir duruş sergilemek yerine, Batı'nın emrine girmeyi tercih ediyorlar.

Türkiye gibi bazı ülkeler bu tuzağı başlarına çalmaya kalkıştığında ise, gördüğümüz gibi, bütün vahşetleriyle üzerine çullanıyorlar. Cezayir ve Mısır'da başarılı oldular. Ancak Türkiye'de duvara tosladılar. Türkiye'yi kendi iradesi ile ayakta durmaya tahammül edemiyorlar ve saldırı üstüne saldırı düzenliyorlar. Ki bu saldırılarda desteğini aldıkları diğer bir odak da işte bu sömürge zihniyetli aydınlardır. Her biri birer Truva Atı gibidir. Bunlardan kimisi de toplumun huzurunu bozmayı ve topluma korku ve endişe salmayı kendisine görev ittihaz etmiştir. Dünyada benzerine az rastlanır bir demokratik seçimle ve toplumun yarısının onayı ile iktidara gelen bir partiyi takdir etmek yerine, bunu bir “iç savaşa yol açabilecek bir tehlike” olarak görebilecek kadar düşman, hain, saygısız ve satılıklar!

Ve gelelim bu aydınlardan biri olan Elif Şafak'a… Bugüne kadar herhangi bir romanını-eserini okuma fırsatım olmadığı için, değerlendiremem, ama içeriği ve niteliği ne olursa olsun bu emeklerine tereddütsüz saygı duyarım. Kendisini bazı röportaj, demeç ve yazılarından tanıyorum. Ve buradaki eleştirilerim de bunlarla sınırlıdır.

Şafak, 1 Kasım seçim sonuçlarını İtalya'nın gazetelerinden La Repubblica'ya değerlendirmek adına şürekası gibi aynı saygısız ve iftira dili kullanmıştır. Diyor ki Şafak, "Tüm samimiyetimle söylüyorum, Türkiye'deki demokratlar, liberaller ve muhalefetin kalbi kırıldı. Onlar, ülkelerinde kendilerini sanki sürgünde gibi hissediyor. Toplumun yarısı, kendini yalnız ve demoralize olmuş hissediyor" Bayan Şafak neden bu kadar hazımsız, tahammülsüz ve dahi saygısız? Hâlbuki bireyi olduğu toplum özgür iradesiyle seçimini yapmış ve kendisine düşen düşen bu tercihe saygı duymaktır! İnsan merak ediyor haliyle, Şafak acaba Avrupa'nın herhangi bir ülkesindeki seçim sonuçlarını da benzer bir şekilde diline dolama ve seçmenlere hakaret etme cüretini kendisinde bulabilir mi?

Bu sömürge zihniyetle aydınlara sormak gerekiyor; neden seçimleri kazanan Merkel için Kraliçe, Obama, Cameron ve Hollande için Kral yakıştırmaları yapmıyorsunuz da, kendi halkının gönlünde taht kurmuş ve saydığımız liderlerden daha fazla oy alan Erdoğan için Sultan ve diktatör diyorsunuz? Onlara gösterdiğiniz saygıyı Erdoğan'a da göstermekten alıkoyan şey nedir? Doğrusu anlamak zor; toplumun değerlerine, tercihlerine ve seçimine duyduğunuz bunca saygısızlık, kin, nefret ve ithamı neye borçlusunuz acaba?

Şafak'ın kendi okuyucusuna da saygısı yok! Şöyle ki: Türkiye halkının yarısı onun karşıt olduğu partiye oy verdiğine göre, okuyucularının yarısı da o partidendir. Bu saygısızlığı yapan sadece Şafak mı? Elbette ki değil! Bu topluma saygısızlıkta, hakarette ve iftirada hepsi suç ortağıdırlar.

Aydınlar, siyaset üstü ve hükümetler üstü olabildikleri ölçüde aydınlatabilirler. Eleştirileri takdirlerinden daha önemlidir. Bir toplumun ilerlemesinde de gerilemesinde de belirleyici olanlar aydınlardır. Şu da bir gerçektir ki, toplumlar bir ur haline gelen ve kendilerine yük olan aydınları uzun süre omuzlarında ve dahi bünyelerinde taşımaz ve yaşatmazlar.  

Görüş Bildir Bizimle Paylaş