Bir zamanlar çocuklarımızı sokaktaki yabancılardan koruyorduk. Bugün onları bizden daha yakından tanıyan, neyi göreceklerine karar veren ve davranışlarını yönlendiren görünmez bir güç var: Algoritma.
Molly Russell, Londra’da yaşayan 14 yaşında bir öğrenciydi. Okulunda başarılıydı. Sahne sanatlarına ilgi duyuyor, dışarıdan bakıldığında hayatına olağan biçimde devam ediyordu.
Ailesinin göremediği başka bir hayatı daha vardı.
Molly, telefonunun ekranında depresyon, kendine zarar verme ve intiharla ilgili içeriklerle karşılaşıyordu. Bunların bir kısmını kendisi arıyor, bir kısmını ise platformların tavsiye sistemleri önüne getiriyordu.
Molly 2017’de hayatını kaybetti.
Yıllar süren incelemenin ardından İngiliz adli makamları alışılmadık bir sonuca ulaştı. Ölüm nedenini yalnızca intihar olarak kayda geçirmekle yetinmedi. Molly’nin depresyondan ve çevrim içi içeriklerin olumsuz etkilerinden mustaripken kendine zarar verme eylemi sonucu öldüğü belirtildi. Adli raporda, karşılaştığı bazı içeriklerin bir çocuğun görmesi için güvenli olmadığı vurgulandı. Koroner ayrıca çocuklar ve yetişkinler için ayrı platformların, etkili yaş doğrulamasının, yaşa uygun filtrelerin ve ebeveyn denetiminin değerlendirilmesini istedi. (İngiltere Yargı Kurumu)
Molly’nin hikâyesi tek başına sosyal medyanın her çocukta aynı sonucu doğurduğunu kanıtlamaz. Fakat bize yeni çağın en önemli aile meselesini gösterir:
Bir çocuğun odasının kapalı olması, artık onun yalnız olduğu anlamına gelmiyor.
Üçüncü Ebeveyn
Bugün birçok çocuk hayatının önemli bir bölümünü ailesinin göremediği dijital bir dünyada geçiriyor. Orada karşısına ne çıkacağını yalnızca kendi tercihleri belirlemiyor.
Algoritmalar çocuğun hangi görüntüde durduğunu, neyi tekrar izlediğini, hangi saatte çevrim içi olduğunu ve hangi içeriğe tepki verdiğini kaydediyor. Ardından önüne biraz daha dikkat çekici, biraz daha yoğun ve çoğu zaman biraz daha uç içerikler getiriyor.
Çünkü sistemin amacı çocuğu hayata hazırlamak değil, ekranda tutmaktır.
Anne ve baba çocuğu bir sonraki güne hazırlamak ister.
Algoritma ise bir sonraki videoya.
ABD Federal Ticaret Komisyonunun dokuz büyük sosyal medya ve video platformu üzerinde yaptığı inceleme, şirketlerin kullanıcılar hakkında geniş miktarda veri topladığını, bu verileri hedefli reklamcılıkta kullandığını ve bazı şirketlerin verileri belirsiz sürelerle sakladığını ortaya koydu. Raporda, çocuklar ve gençler için alınan önlemlerin de yetersiz kaldığı belirtildi. (ABD Federal Ticaret Komisyonu)
Dolayısıyla karşımızdaki mesele yalnızca “zararlı bir video” değildir. Çocuğun kişiliğinin, korkularının ve zayıf noktalarının ticari bir sistem tarafından öğrenilmesidir.
Yeni Fabrikanın Hammaddesi
Sanayi Devrimi’nin ilk yıllarında çocuklar madenlerde ve fabrikalarda çalıştırılıyordu. Toplumların bunu ekonomik hayatın doğal bir parçası değil, çocukların korunmasını gerektiren bir sömürü biçimi olarak görmesi uzun yıllar aldı.
Bugün çocuklar dokuma tezgâhlarının başında çalışmıyor. Ancak dijital ekonomiye başka bir hammadde sağlıyorlar: dikkat.
Eski fabrikanın çarkları kömürle dönüyordu.
Yeni fabrikanın çarkları merak, yalnızlık, öfke ve beğenilme ihtiyacıyla dönüyor.
Çocuk videoyu ücretsiz izlediğini sanıyor. Oysa platforma zamanı, kişisel verileri ve davranışlarıyla ödeme yapıyor. Üstelik bir yetişkinin reklamı, yönlendirmeyi ve ticari amacı ayırt etme becerisine henüz sahip değil.
ABD Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Surgeon General’ın değerlendirmesine göre 13–17 yaş grubundaki gençlerin yüzde 95’e kadarı en az bir sosyal medya platformu kullanıyor; üçte birinden fazlası sosyal medyada “neredeyse sürekli” bulunduğunu söylüyor. Günde üç saatten fazla sosyal medya kullanımı ise depresyon ve kaygı belirtileri dâhil ruh sağlığı sorunları bakımından iki kat yüksek riskle ilişkilendiriliyor. Bu ilişki tek başına doğrudan neden-sonuç anlamına gelmiyor; fakat görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir uyarı oluşturuyor. (ABD Sağlık Bakanlığı)
Yasaklamak mı, Korumak mı?
Çocuğu korumak, onu dünyadan habersiz bırakmak değildir. Dünyayı anlayabileceği zamanda, gelişim düzeyine uygun bir dille anlatmaktır.
Yaş uygunluğunu savunmak da bilginin yasaklanmasını istemek değildir. Çocuğun henüz taşıyamayacağı bir içeriğin önüne, hiçbir sorumluluk üstlenmeyen ticari bir sistem tarafından bırakılmasına itiraz etmektir.
Aileyi korumak ise evin içindeki her şeyi dokunulmaz ilan etmek anlamına gelmez. Şiddet, ihmal veya istismar varsa “aile mahremiyeti” çocuğu susturmanın gerekçesi olamaz. Çocuğun güvenliği, hem dijital dünyanın hem de ailenin önünde duran temel ölçüdür.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi de devletlere yalnızca zararlı içeriklerle mücadele görevi yüklemiyor. Dijital hizmetlerin tasarımından veri kullanımına kadar şirketlerin çocuk hakları üzerindeki etkilerinin denetlenmesini; anne, baba ve çocukların dijital okuryazarlığının geliştirilmesini istiyor. (BM Çocuk Hakları Komitesi)
Çünkü sorumluluğu yalnızca aileye bırakmak adil değildir. Bir tarafta çocuğunu korumaya çalışan anne ve baba, diğer tarafta milyarlarca davranış verisiyle çalışan teknoloji şirketleri bulunuyor. Bu eşitsizlik, “Telefonu çocuğun elinden alın” denilerek çözülemez.
Platformlar çocukların verilerini ticari amaçlarla profillememeli. Tavsiye sistemlerinin çocuklara hangi ölçütlerle içerik sunduğu denetlenmeli. Etkili yaş kontrolleri kurulmalı; ancak bu yapılırken çocukların mahremiyeti de korunmalı. Ebeveyn denetimi kolaylaştırılmalı, dijital okuryazarlık eğitimi aileyi de kapsamalı.
En önemlisi, aile çocukla yalnızca ekran süresi üzerinden ilişki kurmamalı.
“Kaç saat baktın?” sorusu kadar “Orada ne gördün, sana ne hissettirdi?” sorusu da sorulmalı.
Çünkü çocuk, yargılanacağını düşündüğü şeyi ailesinden saklar; kendisini anlayacağını düşündüğü yere yönelir. Ailenin boş bıraktığı duygusal alanı ise algoritma hızla doldurur.
Bir zamanlar çocuklarımızı karanlık sokaklardan ve yabancılardan koruyorduk. Bugün tehlike bazen evin dışından gelmiyor. Çocuğun avucunda, cebinde ve geceleri yastığının yanında duruyor.
Bu nedenle evin kapısını kilitlemek artık yeterli değil.
Dijital kapının anahtarının kimde olduğunu da sormamız gerekiyor.
Çocuklarımızı biz büyüttüğümüzü düşünürken, onları görünmez bir sistemin büyüttüğünü çok geç fark edebiliriz.
Aydoğan Yüce/TİMETÜRK