Yazının sonunda bu ismi tarayıcınızın arama çubuğuna yazmanızı ve izlemenizi isterim
Amerikan suç tarihinin en karanlık isimlerinden biri.
1960’ların sonunda bir grup insanı peşine taktı.
Silahla değil.
Parayla değil.
Zihinlerine girerek.
Onlara bir dünya kurdu.
Korkularını büyüttü.
Düşmanlar icat etti.
Kendi doğrularını mutlak hakikat gibi sundu.
Sonra takipçileri, onun söylediklerini kendi düşünceleri sanarak korkunç cinayetlere sürüklendi.
Sharon Tate ve diğer kurbanların öldürülmesiyle Manson’un adı bütün dünyaya yayıldı.
Manson’un elinde bıçak yoktu belki.
Ama bıçağı tutan elin arkasında onun zihni vardı.
Asıl tehlike buydu.
Şimdi bir adım ileri gidelim.
Manson öldü.
Ama Manson’un yöntemi ölmedi.
Çünkü mesele Manson değil.
Mesele insan iradesini ele geçirme yöntemidir.
Bugün de bazı kapalı yapılanmalarda benzer yöntemlerin farklı ambalajlarla karşımıza çıktığını görmek zorundayız.
Bu kez silah yok.
Cübbe var.
Silah sesi yok.
Vaaz var.
Korku filmi yok.
“Ahiret” üzerinden korkutma var.
“Biat” var.
“Sadakat” var.
“Büyükler böyle uygun gördü” var.
Ve en tehlikelisi:
“Sorgulama.”
⸻
Bir insan size din anlatabilir.
Elbette.
Bir hoca size nasihat edebilir.
Elbette.
Bir cemaat etrafında toplanabilirsiniz.
O da sizin tercihiniz.
Ama bir noktadan sonra biri çıkıp:
“Ben ne diyorsam doğrudur.”
“Beni sorgulama.”
“Benden ayrılırsan yanarsın.”
“Bizden olmayan bozuktur.”
“Bizim sözümüz hukuktan üstündür.”
demeye başlıyorsa…
Orada duracaksınız.
Çünkü orada din anlatılmıyor olabilir.
Orada itaat üretiliyor olabilir.
⸻
Devlet neden vardır?
Hukuk için.
Düzen için.
Güvenlik için.
Hesap verebilirlik için.
Devletin bütçesi kayıtlıdır.
Kurumları bellidir.
Yetkileri bellidir.
Kararları denetlenebilir.
Devletin kimden emir aldığı bellidir:
Anayasa ve kanunlardan.
Peki kapalı yapılanmalarda emir nereden geliyor?
İşte soru burada.
Kim karar veriyor?
Kim talimat veriyor?
Kim para topluyor?
Kim dağıtıyor?
Kim atama yapıyor?
Kim kime hesap veriyor?
Bilmiyorsanız…
Orada ciddi bir problem var demektir.
⸻
Devletin içinde devlet olmaz.
Hukukun yanında başka hukuk olmaz.
Milletin iradesinin yanında başka bir irade olmaz.
Hele hele dini kullanarak kendisine ayrıcalıklı bir alan açan bir yapılanma hiç olmaz.
Çünkü din kimsenin tapulu malı değildir.
Allah ile kul arasına kimseyi koyamazsınız.
Kutsalı kullanarak insanları kendinize bağlayamazsınız.
Bağlamaya kalkarsanız bunun adı artık hizmet değil, iktidar arayışıdır.
⸻
Ve burada çok önemli bir ayrım var.
Ben bütün cemaatleri suçlamıyorum.
Bütün dindar insanları da…
Mesele din değil.
Mesele güç.
Mesele bir kişinin kendisini sorgulanamaz hale getirmesi.
Mesele insanların aklını bir başkasına teslim etmesi.
Mesele sadakatin liyakatin önüne geçmesi.
Mesele kapalı kapılar ardında alınan kararların açık toplumun kaderini belirlemesi.
⸻
Bugün Manson’un hikâyesini sadece Amerika’da yaşanmış korkunç bir cinayetler zinciri olarak okursak hiçbir şey anlamamış oluruz.
Manson bize şunu gösterdi:
Bir insanın elinde silah olması şart değil.
Bazen kelimeler silahtır.
Bazen korku silahtır.
Bazen kutsal kavramlar silahtır.
Bazen de insanların sorgulama yeteneğini ellerinden almak en güçlü silahtır.
⸻
O yüzden mesele “Kim daha iyi hoca?”
Mesele “Kim daha çok insan topluyor?”
Mesele “Kim daha güzel konuşuyor?”
Mesele bunlar değil.
Asıl soru şu:
İnsanları kendisine mi bağlıyor, hakikate mi?
Eğer insanlar lideri olmadan düşünemiyorsa…
Liderin sözü olmadan karar veremiyorsa…
Eleştiri yapamıyorsa…
Ayrılmaktan korkuyorsa…
Ve liderin iradesini devletin hukukundan üstün görüyorsa…
Orada alarm zilleri çalmalıdır.
Çünkü özgür insanın rehberi olabilir.
Ama efendisi olmaz.
⸻
Manson öldü.
Fakat Manson’un kurduğu psikolojik düzenin farklı biçimleri yaşamaya devam ediyor.
İsimler değişir.
Kıyafetler değişir.
Sloganlar değişir.
Kullanılan kelimeler değişir.
Ama yöntem aynı kalabilir:
Korkut.
Kendine bağla.
Sorgulatma.
Dışarıdakini düşmanlaştır.
Kendini vazgeçilmez yap.
Sonra da insanların iradesini kendi iradene teslim al.
Bunun adı ne olursa olsun…
Bu din değildir.
Bu, güçtür.
Ve devletin görevi de tam burada başlar:
Kimin neye inandığıyla uğraşmak değil…
Kimsenin devletin üzerinde bir güç haline gelmesine izin vermemek.
Çünkü bu ülkede herkes istediğine inanabilir.
Herkes istediği cemaate katılabilir.
Herkes istediği hocayı dinleyebilir.
Ama hiç kimse…
Kendi küçük devletini kuramaz.
Hiç kimse…
Devletin yerine geçemez.
Hiç kimse…
Milletin iradesinden daha büyük değildir.
Ve hiç kimse…
İnsanların aklının tapusunu üzerine alamaz.
Ahmet Keser/TİMETÜRK