Dolar

43,7321

Euro

51,9079

Altın

6.920,66

Bist

14.180,48

Yazmaktaki Gayemiz Neydi?

2 Saat Önce Güncellendi

2026-02-13 00:27:22

Burhan Bozgeyik

50 küsur senedir yazıyoruz. Köşe yazımızın sayısı on bini geçmiştir. 2020 yılına kadar 28 yayınevinden 120 kitabımız yayınlandı. Yayınlanmayı bekleyen 30 kitabımızı da sayarsak kitap sayısı 150'yi bulmuş. Erbabı bilir, yazmak zor ve zahmetli iştir. Biz bu zor yolu bile bile seçtik. Uykumuzdan, istirahatımızdan fedakarlık yaptık. Fedakarlığın büyüğünü ev halkı yaptı. Allah onlardan razı olsun. Peki yazmaktaki gayemiz neydi? Buyrun bu yazımızda sizlerle bu sualin cevabını paylaşalım.

Şuurlu bir şekilde yazmaya karar verişim, lise yıllarında oldu. En çok tarih dersinden rahatsızdım. Tarih derslerinin yazarı, Emin Oktay'dı. Sonradan bu şahsın asıl isminin Emanius Oktavius olduğunu öğrenecektim. Kendisi Ermeni kökenli inşaat mühendisi idi. Bugünden geriye baktığımda o kitapları bu ismin yazdığından da şüpheliyim. Perde gerisindeki üst akıl “Fullbright Eğitim Komisyonu” olmalı. Kim olurlarsa olsunlar, yazılanlar bu vatanın asıl sahiplerini şiddetle rahatsız etmekteydi. Ecdadımıza hakaretler ediliyor, inançlarımızla alay ediliyordu. Bu yanlış bilgilerin doğrusunu yazmalıydım. Hedefimi tespit etmiştim, dilimizi mükemmel şekilde öğrenecektim. Ortaokulda iken Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş'ın Osmanlıca kitabını temin etmiş ve bu yazıyı öğrenmiştim. Timurtaş hocamın ve Türkoloji sahasında en uzman isimlerin bulunduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girmeyi kafaya koymuştum. Lisede fen bölümünü, bu bölümün de matematik kolunu tercih etmiştim. Bu tercihim, üniversite imtihanında yüksek puan almama vesile oldu ve idealim olan bölümü kazandım.

Üniversite yıllarında muhtelif dergilerin neşrinde katkım oldu. Böylece yazı hayatına ilk adımı atmış oldum. Gazetecilik mesleği ile hayatımız şekillenmeye başladı. 6 yaşından itibaren devamlı kitap okumaya başladım. 10 yaşında iken ilk kütüphanemi yaptırmıştım. Okuduklarımdan, tanınmış şahsiyetlerle yaptığım röportajlardan, gazetecilik tecrübelerimden, tedris ettiğim Şer'i ilimlerden öğrendiklerim şunlardı:

Adına Anadolu da denilen bu vatanda dünya tarihinin en dikkat çekici hadiseleri cereyan etmişti. Ecdadımız bin yıl, İslam'a, Kur'an'a hizmetkarlık etmiş, Allahu Azimüşşan da onlara şerefli bir tarih lufetmişti. Osmanlı Devletinin terekesinden 60 devletin çıkmış olması bu şanlı maziyi anlatmaya yeter. Kurtuluş Savaşı yıllarında bu vatanda İslamiyet hâkimdi. Sonradan köprünün altından çok sular aktı. Yakın tarihimizin çetrefilli hadiselerini araştıracak ve bunları “Yakın Tarih Ansiklopedisi” olarak meraklılarına takdim edecektik.

Lise yıllarındaki hedefim, peyderpey gerçekleşecekti, zaferlerimizi, fetihlerimizi, şehitlerimizi, büyüklerimiz yazdım. Yakın Tarihin ve İslam tarihinin mühim hadiselerini kitaplaştırmaya başladım.

İçerisinde bulunduğumuz zaman, bütün Peygamberlerin şerrinden Allah'a sığındıkları bir devreydi. Buna “Deccaliyet ve Süfyaniyet asrı” da denilmekteydi. Gençlerimizin ve insanlarımızın imanları ciddi tehditlere maruz kalmaktaydı. İmanla kabre girmek çok zorlaşmıştı. Bilhassa genç kardeşlerimize bu hususta nasıl yardımcı olabilirdim? Gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık: Temel Dini Bilgiler, Gençliğin İlmihali, Hanımların İlmihali, Namaz Nasıl Kılınır, Rabbimizi Tanıyalım, Ölüm Sonrası Hayat, Öldükten Sonra Neler Olacak ve daha pek çok eser böyle vücuda geldi.

Hayatım boyunca siyasilere yanaşmadım. Mevki makam talebinde bulunmadım. En büyük gayem; İ'la-yı Kelimetullah idi. Bakın Hz. Ömer (ra) büyüğümüzün idaresi altında bugün Türkiye'nin yirmi misli genişliğinde toprak fethedilmişti. Bu fethedilen yerlerde 750 büyük şehir vardı. 750 de yeni şehir kurulmuştu. Fatih Sultan Mehmed Ceddimiz 15 yıl 25 devletle savaşmış, hepsini mağlup etmişti. O şerefli günlere dönmek için Kur'an'ımızın ve Sünnet-i Seniyyenin rehberliğinde kendimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekti. Bizim yazılarımız hep bu istikamette idi. Okuyanlar bilir. Yoksa günlük siyaset üzerine günde on yazı yazabilirdim. Ancak ne elde edecektik?

Bizim gayemiz; Fatih Sultan Mehmed, Selahaddin Eyyubi, Tarık bin Ziyad gibi yiğit insanlar yetişmesi, İslam Birliğinin sağlanması idi. Bir de bu vatan bize Rabbimizin bir emaneti ve ikramı idi. Bu vatana sahip çıkmalı, onu kem gözlerden muhafaza etmeliydik. Bu vatanda yaşayan herkes, kahraman Mehmedcik gibi, gönüllü bir vatan bekçisi olmalıydı. İşte bu şuurla; Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar, Kurtlar Sofrasında Türkiye, Güneydoğu Üzerine Oynanan Oyunlar, Tarihimiz Üzerine Oynanan Oyunlar kitaplarını yazdık.

Biz inanıyorduk ki bütün bu yazdıklarımız bir “sadaka-i cariye” idi. İnşallah vefatımızdan sonra bu eserleri okuyanlar peşimizden duâlar gönderecekti. Biz de mezarımızdan, imanlı, yiğit, kahraman gençlerin varlığını görüp mesrur olacaktık.

Ne şan için, ne şöhret için, ne para için, ne de mevki ve makam için… İşte bu gayeler için yazmıştık ve Rabbimin verdiği ömrümüzün sonuna kadar da yazmaya devam edecektik.

Burhan Bozgeyik/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

'Kesik baş' cinayetinden sonra bir ceset daha!

Haber Ara